İlim ve Medeniyet

DAĞLIK KARABAĞ SORUNU, BÖLGEDE SON DURUM VE BÖLGENİN GELECEĞİNE DAİR

Giriş

Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sorunların bitmediği bir coğrafya olan Kafkasya, 2020 yılında meydana gelen Dağlık Karabağ Savaşı’yla tekrardan dikkatleri üzerine çekti. Azerbaycan ve Ermenistan arasında kalan ve de facto – de jure tartışmaları içerisinde Dağlık Karabağ en son bu iki devletin silahlı mücadelesinin içerisinde buldu kendisini. Resmi olarak Azerbaycan toprağı olan bu bölge uzun yıllardır Ermenistan işgali altındaydı. Son olarak Azerbaycan’ın bölgeyi geri almak için başlattığı hamleler sonuç vermiş ve Ermenistan Dağlık Karabağ topraklarından çekilmiştir. Şimdi olayların tarihi arka planına bir göz atalım.

 

Tarihsel Arka Plan

Dağlık Karabağ sorunun kökenlerini Birinci Dünya Savaşı sonrası Kafkasya’da yaşanan gelişmelerde aramak doğru olur. Rusya’nın savaştan dağılmış olarak çıkması sonucu Kafkasya bölgesi, önce Transkafkasya Demokratik Federasyon Cumhuriyeti’nin bir parçası oldu. Daha sonra da Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan devletleri kurularak aralarında paylaştırıldı. Savaş sonrasında yeni kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği etkisi altında kalan Azerbaycan ve Ermenistan 1922 yılında birliğe dâhil oldu. Bundan bir yıl sonra SSCB yönetimi tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesine Ermenistan’ın kabul etmemesine rağmen Bakü’ye bağlı bir özerklik statüsü verdi.

Uzun yıllar Sovyetler Birliği çatısı altında sorunların üstü kapatılarak durgun bir sürecin yaşandığı Dağlık Karabağ’da, 1980’lerin sonunda SSCB’nin dağılmasıyla tekrardan problemler baş göstermeye başladı. O dönem nüfusun yaklaşın üçte ikisine sahip olan Ermeniler, Azerbaycan’dan ayrılmayı talep etti. Bu istekleri tabii olarak yanıtsız kalınca Ermeniler silahlı mücadeleler içerisine girişti. 18 Ekim 1987’de Dağlık Karabağ’ın Çardaklı köyündeki Ermeni militanlar Azeri köylülere saldırı düzenledi ve böylece bölgedeki gerginlik yerini çatışmaya bıraktı. Akabinde Şubat 1988 yılında Dağlık Karabağ Ulusal Konseyi’nin Ermeni üyeleri, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanma talebini Moskova yönetimine iletti. Bu talebi hem Bakü hem de Moskova yönetimi tarafından reddedildi. Bölgede artan gerginlik sonucu çıkan çatışmalarda birçok kişi hayatını kaybetti. 1991 yılına gelindiğinde ise Sovyetler Birliği dağılırken Dağlık Karabağ bölgesini Azerbaycan’a bıraktı.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile bölgede tansiyonun arttığı bir döneme girilmiş oldu. Sovyetlerden bağımsızlığını elde eden Azerbaycan, Dağlık Karabağ’ın özerklik statüsünü kaldırdı. Dağlık Karabağ Meclisi ise buna tepki olarak bağımsızlık referandumu düzenledi. Azerilerin boykot ettiği bu referandum sonucu Azerbaycan’dan ayrıldığını ilan eden Dağlık Karabağ yönetimini, aynı zaman diliminde bağımsızlığını kazanan Ermenistan Cumhuriyeti tanıdığını ilan etti. Çatışmaların yoğunluk kazandığı Şubat 1992 yılında Ermeni militanlar Hocalı’da 161 Müslüman Türk’ü katletti. İnsan Hakları İzleme Örgütü yaşanan bu olay sonrası Hocalı için “en kapsamlı sivil katliam” tabirini kullandı. Olayların devamında Ermeni silahlı grupları, Dağlık Karabağ’la Ermenistan arasındaki bölge olan Laçin koridorunu ele geçirerek Ermenistan ile arasındaki mesafeyi sıfıra indirgemiş oldu. 1994’de kadar belli aralıklarla devam eden çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti. 600 bine yakın Azeri Türk’ü bulundukları topraklardan göç etmek durumunda kaldı. Mayıs 1994’te Bişkek Protokolü imzalanarak ateşkes sağlandı fakat savaş resmen sona ermedi ve ihtilaflı konularda anlaşma sağlanamadı. Bu durum 26 yıldır geçerliliğini koruyor.

 

Ermenistan Bölgede Barıştan Yana Değil

Ermenistan’ın 26 yıllık Dağlık Karabağ karnesine baktığımız zaman Ermenistan’ın bölgeyi kendi topraklarıymışçasına dizayn ettiğini görüyoruz. Bölgeyle arasındaki karayolu ve demiryolunu güçlendirmesi ulaşım alanında bir iç icraat yapmış görünümü vermektedir. Bununla kalmayıp, Dağlık Karabağ’la arasındaki bütçeleri tek çatı altında toplaması, bölgeyi statüsünün bir parçası olarak tanıtma çabası içerisine giriştiğinin bir göstergesidir. Ermenistan’ın gözünde Dağlık Karabağ, çözümü üretilememiş bir çatışma bölgesi değil Ermenistan Cumhuriyeti’nin bir parçasıydı.

1994’te sorunun çözümü için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çatısı altında Minsk Grubu oluşturuldu ve ciddi adımlar atıldı. Minsk Grubu 2007 yılında Azerbaycan ve Ermenistan’ın olumlu yaklaştığı bir plan ortaya koydu. Madrid Prensipleri adı verilen bu plana göre Ermeni işgali altındaki rayonlar Azerbaycan’a verilecek, Dağlık Karabağ’a nihai sonucu daha sonra belirlenecek bir ara statü verilecek, Ermenistan ile Dağlık Karabağ arasına koridor inşa edilecek, yurtlarından göç etmiş vatandaşlar tekrardan bu bölgeye yerleştirilecekti. Fakat gelinen şu nokta Minsk Grubu’nu da, yaklaşım biçimlerinin taraflarca farklılık göstermesi sonucu başarıya ulaştıramamıştır.

Ermenistan’ın çözümden çok işgal odaklı düşünce biçimi Ağustos 2019’da Başbakan Nikol Paşinyan’ın “Dağlık Karabağ Ermenistan’dır, nokta.” demesiyle bir kez da gözler önüne serildi. Bu çıkışın ardından bölgede yine tansiyonun yükselmesi, tarafların birbirine karşı düşman tavırları olası bir savaşın yolda olduğunun sinyallerini veriyordu.

 

2020 Karabağ Savaşı

Ermenistan’ın Karabağ’la Azerbaycan arasındaki sınırlara füze atışı yapması ve hava saldırılarında bulunması üzerine çatışmalar başladı. Bunun üzerine yürüyüşler ve protestolar aracığıyla artan kamuoyu baskısı sonucu Azerbaycan, Ermeni işgali altındaki bölgelere ve Karabağ topraklarına harekât düzenledi. Türkiye’nin her ne olursa olsun Azerbaycan’ın yanında yer alacağını bildirmesi ile destek gören Azerbaycan kısa bir zaman diliminde TSK’nın da katılımıyla bir dizi askeri tatbikat gerçekleştirdi.

Türkiye’den aldığı insansız hava araçlarının da yardımıyla bölgede başarılara imza atan Azerbaycan, Ermeni zırhlı ve topçularına ağır kayıplar yaşattı ve böylece Ermenistan’ın geri çekilme süreci başlamış oldu. Savaş süresince imzalanan ateşkes antlaşmalarında ateşkesi bozan taraf yine Ermenistan olmuştur. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarda ilerleyişi hız kazanmış ve bunun sonucu olarak stratejik bir yer olan Şuşa şehri geri alınmıştır. Bu önemli merkezin kaybından sonra Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım 2020’de Rusya’nın öncülüğünde imzalanan ateşkes antlaşması sonucunda savaşı kaybettiğini ve işgal edilen topraklardan geri çekileceğini açıkladı. Akabinde Türk-Rus ortak barış gücünün bölgede kalıcı barışı sağlamak için konuşlandırılması kararlaştırıldı.

 

Savaş Sonrası Mevcut Sosyo-Politik Durum

Azerbaycan Ermenilerin terk ettiği bölgelerde yeniden yapılanmaya gitti. Birçok bölge mayınlardan temizlenerek güvenli hale getirildi. Yıkık ve harabeye dönmüş şehirlerin tekrardan imar edilebilmesinin 15 yılı bulacağı tahmin ediliyor. Bu zaman zarfında önceleri burada yaşayan göçmenlerin tekrardan buraya göç etmesi durumu söz konusu.

Süreç içerisinde bölgeyi etnik azınlıklardan temizleyen Ermenistan’ın işgal sonrası göçe maruz bıraktığı Azerilerin bu topraklara geri dönüşüyle, şehirleşmenin tam olarak yaşanılacağı düşünülmekte. Yaklaşık olarak 1 milyon Azerbaycan vatandaşının tekrardan buralara yerleşeceği tahmin ediliyor. Bu da haliyle bölgede etnik dengelerin Azerbaycan lehine değişeceğinin en büyük göstergesi.

Azerbaycan, Dağlık Karabağ topraklarında yaşayan Ermenilere de diğer vatandaşlarla aynı hakları vereceğini ve hiçbir etnik ayrımcılık uygulamayacağını vadediyor. Nasıl ki Ermenistan işgali öncesinde burada yaşayan Ermeniler Azerilerle aynı statüde ise, bundan sonraki süreçte de eşit bir yaklaşımla kabul görüleceklerini, ayrımcılık yapılmayacağını söylüyor.

Son olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ulusa sesleniş konuşmasında “Eminim ki, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler, bir gün onların tek yolunun Azerbaycan halkıyla yan yana, komşuluk ilişkisi içerisinde yaşamak olduğunu anlayacaklardır.” ifadesini kullanarak ilişkilerin olumlu devam edeceğinin sinyallerini vermiştir.

 

Karabağ Sorununun Geleceğine Dair

Dağlık Karabağ sorunu her ne kadar Azerbaycan lehine çözülmüş gözükse de bölgenin geleceği hakkında endişeler vardır. Daha önce yaşanan Dağlık Karabağ’ın statüsü sorunu uzun vadede Azerbaycan’ın başını ağrıtacak konular arasındadır. Ayrıca etnik yoğunluğun bölgede Azerbaycan lehine değişecek olması, bölgede yaşayan halkı huzursuz eden bir diğer konudur.

Bu süreç içerisinde milliyetçilik duygusunun iki toplumda da artış gösterdiği aşikârdır. Özellikle Azerbaycan halkında var olan anti-Ermenik duyguların, toplumsal bütünleşmede nasıl karşılanacağı da kafalarda soru işareti oluşturmaktadır. Azerbaycan Türkleri ile Dağlık Karabağ Ermenileri arasında yaşanacak problemlerde hükümetlerin ve mahkemelerin nasıl tavır alacağı merak konusudur.

Bir diğer problem ise anadilde eğitimin verilip verilmeyeceği problemidir. Uzun vadede Azerbaycan’ın bölgenin eğitim sistemine yönelik bu tarz reformist yaklaşımlarının olup olmayacağı bilinmemektedir. Dil problemini sadece eğitim bazlı düşünmemek gerekir. Halkın yeni düzende mahkemelerde, devlet dairelerinde, hatta resmi yazışmalarında yine dil problemi ile karşılaşacağı kanaatindeyim.

“Dağlık Karabağ iç ilişkilerinde Azerbaycan’dan bağımsız olabilecek mi?” “Azerbaycan’ın müdahale alanı nereye kadar?” “Dış politikada Azerbaycan’dan bağımsızmışçasına yapılan hareketlere karşı Azerbaycan’ın tavrı ne olacak?” “Dağlık Karabağ’da siyasal düzen nasıl olacak?” “Yönetim atama yoluyla mı, seçim yoluyla mı işbaşına gelecek?” “Orada yaşayan Ermenilerin artan sağ hareketler karşısında güvenliğini kim temin edecek?” gibi birçok soru savaş sonrası yeniden yapılaşmaya çalışan bölge ile ilgili kafalarda farklı yorumlar oluşturmaktadır.

M. Fatih Özmen

Exit mobile version