İlim ve Medeniyet

BİR FETÖ SERENCAMI; HİZMETTEN(!) HEZİMETE

Her insan bir ırmaktır.
Akar akar akar…

Ne zavallı ırmaklardır onlar
Bağların arasından, bahçelerin arasından, yemyeşil vadilerden,
Çiçeklerin, çimenlerin arasından,
Akar dururlar.
Sonunda kavuşabilecekleri bir deniz bulamazlar.
Ya bir bozkırın ortasında ya da bir çölde kururlar.
Ne zavallı ırmaklardır onlar.

Birde imrenilesi ırmaklar vardır.
Dağların arasından, taşların arasından, sarp yamaçlardan,
Keskin uçurumlardan, derin vadilerden,
Akar dururlar.
Başlarını taştan taşa vururlar.
Sonunda kavuşacakları bir deniz bulurlar.
Ya daha büyük bir ırmak ya da kocaman bir deniz olurlar.
Ne imrenilesi ırmaklardır onlar.

Ve her insan bir ırmaktır.
Akar akar akar…

ANONİM

 

BİR FETÖ SERENCAMI; HİZMETTEN(!) HEZİMETE

Yıllar önce bir hareket doğuyordu. Soranlara “sevgi dünyasının gönül mimarları”(!) diye tanıtıyorlardı kendilerini. Aşkımız var, vecd ile oturup kalkıyoruz, kıtalar aşmaya geliyoruz, İslam’a hizmet dışında bir mülahazamız yok, bizler fedaileriz… gibi muhtemel cevapları da olan…

Bir de insanlar vardı; mahzun, gariban, hüsnüniyet, biçare, yoksul, samimi, güzel sözlere kanan, yanlışı görseler de ‘bunda da bir hayır vardır’ diyen…

Yıllar önce bir hareket doğmuştu ve gençlik evresini yaşıyordu. Olimpiyatları, televizyon kanalları, dergileri, gazeteleri, özel okulları, üniversiteleri, vakıfları, dernekleri, sendikaları ve şirketleri olan…

Bir de insanlar vardı; Üniversite, yurt, dershane, himmet denilince cebindeki son parasını veren, yardım denilince en önde koşan, en sevdikleri varlıkları evlatlarını eğitsinler, terbiye etsinler diye onlara emanet eden, niyetim Allah rızasıdır para ise para, arsa ise arsa diyen…

Yıllar önce bir hareket doğmuştu ve büyümüştü. Doğal sınırlarına dayanmıştı. Yetişmiş adamları(!), hâkimi, savcısı, polisi, askeri, doktoru, öğretmeni, imamı, bakanı, milletvekilleri… olan…

Bir de (bazı) insanlar vardı; Oğlu, kızı burada eğitim görmüş onlarla gurur duyan, çocuklarını yetiştirdiği için harekete minnet duyan, bu hareket olmasaydı nasıl iş bulurdu bizim çocuk, nasıl geçerdi mülakattan diyen…

Yıllar önce bir hareket doğmuştu ama artık hareket olmaktan bıkan. Doğal sınırlarını aşmak isteyen. İhaneti, kumpası, kasetleri, türlü sinsi ve gizli oyunları, devlet mahremlerini ifşa edenleri, tırlar durduranları, tehditler savuranları, hatta kendilerince avundukları bir paralel devleti, beddua edeni, paralel polisi, savcısı, hâkimi olan…

Bir de insanlar vardı; İkiye ayrılan: İlk gruptakiler şaşkın, kalakalmış öylece, evladımı nerelere gönderdim, zekâtımı nerelere bağışladım, nasıl böyle bir çeteye kandım diye düşünen. İkinci gruptakiler yakıştıramayan, dokunduramayan, üzülen, bedduaya onay veren,  yapmazlar böyle şeyler diyen…

Yıllar önce bir TERÖRİST doğmuştu. Bugünlere kadar gelebilen, hainlere uşaklık eden, devleti isteyen, milletin üzerine ateş açan, tanklar yürüten, uçaklar uçuran, gözü dönmüş haşhaşileri olan…

Bir de insanlar var, şimdilerde; Tanklar durduran, Şehadet şerbetini içen, her ne pahasına olursa olsun İslamiyet’e ve millete sahip çıkan, Öleceksek de Adam Gibi Ölelim diyen…

Velhasıl bir hareket vardı; İnsanları Hizmet adı altında kandırarak yola çıkan ama Hezimete dönüşen. Bir hareket vardı bedduaları kendi başlarına geçen, yalanları mum gibi sönen, iftiraları kendi ayaklarına dolaşan. Bir hareket vardı göklerden gelen kararı hesap etmeyen, kaderin üzerindeki kaderi göremeyen, planların üzerinde planı kuranı unutan…

Bir de insanlar var; Ve her zaman olacaklar. “Hasbunallahu ve ni’mel vekil ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr” diyen…

Zalimlerin planlarını bozan Rabbimize hamdolsun…

Gayret Bizden Tevfik Allah’tan.

Oktay KAYMAK

Exit mobile version