BATI, BİZ VE MEDENİYET-2

0

Bu yazımızın devamında ise Batı Medeniyeti’nin bizdeki yansımalarıyla anlatmak istiyorum. Neden “Batı Medeniyeti Dînî” dedim bunu açıklım. Aslında bu söz bana ait olan bir şey değil. Bu tanımlama Tanzimat Dönemi aydınlarından Şinasi’ye aittir. Buna gelmeden hemen önce Tanzimat hakkında ufak bir bilgi aktarayım; Tanzimat Fermanı 1839 yılında Mustafa Reşit Paşa tarafından ilan edilen Batıya yüzümüzü resmi anlamda döndüren en önemli fermanlardan birisidir. Yani bu fermanla birlikte Batı Medeniyetinin üstünlüğü kabul görmüş ve bu tarzda yeniliklerin yapılması fikri resmiyet kazanmıştır. Az önce belirttiğim dönemin aydınlarından Şinasi, Mustafa Reşit Paşa için kaside tarzında şiir yazıyor. Bu şiiri özel kılan şu dizelerdir;

Acep midir “Medeniyet Resulü” dense sana

Vücud-u mu’cizin eyler taassubu tahzir

Sensin ol Fahr-i Cihan-ı Medeniyet

Âyet-i beyyinedir  âleme her bir sühanin

 

Bu düşünceler ışığında bakıldığında gerek o dönemin gerekse günümüzdeki birçok aydının Batı Medeniyetine olan tutkusu beraberinde neyi getirmektedir. İslam Düşmanlığını. Çünkü bir yönetimde ya da toplumda iki üstün dinden söz etmek mümkün değildir. Haliyle Batılılaşma ile birlikte aslında toplumumuzda bir nevi yeni bir inanışa sürüklenme başlamıştır. Bizler Batının sahip olduğu bilim ve teknolojiye karşı değiliz. Hatta hedef koyacak olursak nasıl ki zamanında Batı, Doğu’nun ilmiyle bugün kendi medeniyetini sağlam temeller üzerine kurduysa, pekala bizde Batıdan alacağımız ilimle ve Batıyı geçerek kendi medeniyetimizi tekrardan inşa edebiliriz. Kendimize şu birkaç soruyu yöneltmemiz gerek; Osmanlı ile birlikte sahip olduğumuz İslam medeniyetini yıkarak kurmaya çalıştığımız Batı Medeniyeti bize bilim adına ne kazandırdı. 1839 dan bu yana Batı gibi güçlü olmak adını can atan aydın ve yöneticilerimiz. Tarih 2017 aradan geçen 178 yıllık süreçte Batı nerede biz neredeyiz? Ya da bu ülkede İslam Medeniyetini ya da dinini canlandırmak adına atılan en ufak bir adımda darbeyi kimden yedik?

Bizim en büyük hatamız işte burada meydana çıkıyor. Bir ülkede kendi içindeki insandan dini İslam olan bir toplumda “İslam” ı daha güzel yaşamaya başlıyor diye öldürülen asılan hani Avrupa’nın karanlık çağındaki olayları, katliamları hatırlayalım. Benzerlerini bu dini yaşamak isteyenlere yaşatanlar çıkmadı mı? Peki burada suçlu kim? Yöneticiler mi ? Hayır. Düşündüğünüz gibi değil. Bizler ne zamanki Bilim ve fen yerine sofralarımıza Batı tarzında çatal bıçak ve evlerimize Batı kültür ve medeniyetini soktuk işte o zaman kaybetmeye başladık. Sizler hiçbir Batılının Doğunun ilmini almak için gittiğinde ya da kendi ülkesinde Doğuya benzer bir bilim merkezi kurmak istediği zaman aynen doğudaki insanlar gibi giyindiği yada kendi ülkesindeki dindarları sırf doğuya uymuyor diye astığını gördünüz mü? Tekrardan söylemekte fayda var. Biz batının ilmine bir şey demiyoruz.  Çünkü: Peygamber Efendimiz (asm) buyurmuştur ki: “Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır.”

İşte bırakın Çin’e gitmeyi kendi içimizde ürettiğimiz ilme bile sahip çıkamadık ve kendi cehaletimizin girdabında boğulmaktayız. Ne zamanki bu ülkede anne ve babalar evlatlarını “kendi yağında kavrulsun” mantığıyla 20 yaşında ilimden koparıp evlendirip kendisine bile zor yetecek ücretlerde çalıştırmaya mahkum etmeyi bırakır, ne zaman bir evlat “bana kendi yağımda kavrulmak yetmez, çünkü ben bir Müslümanım ve insanlığa faydalı olmak zorundayım.” Demeye başlarsa işte o zaman Batının korktuğu İslam toplumu ya da medeniyeti Batıdan daha üstün bir şekilde yeniden ortaya çıkacaktır. Aksi halde elinde Kur’an var diye medreselerde sanki Batıdaki medreselerdeki eğitim ve benzerleri varmış gibi gösterilen ve bizi karanlığa, geriye sürüklüyor diye asılan alimlerimiz ve insanlarımız bir 176 yıl daha asılmaya devam edecektir. Bu yüzden bizler Batı Medeniyeti karşısında daha güçlü olabilmek için daha fazla çalışmalıyız. Bu ülkedeki A ‘dan Z’ye her makama ulaşabilecek insanımızı yetiştirmeliyiz. Adalet mi istiyoruz. Bunu zorda kalınca AİHM’nin ya da Batılı bir ülkenin kapısını çalarak değil ülkemizde bazı kesimler bunu sıkça yapmaktadır. Adalet istiyorsak adil hakim ve savcıları yetiştirmeliyiz.

 

About Author

Mustafa ÇAĞLAR

Kabil yüreğini Habilleştirme gayretinde biri. İletişim: caglarmustafa58@gmail.com

Leave A Reply