TANZİMAT’IN AÇTIĞI RAHNELER

0

Yevmî gazeteler yeni İstanbul meb’ûslarıyla müte’addid mülâkâtlar yaptılar. Bu meyânda tanın gazetesi de Ra’fet Paşa ile bir mülâkât yapmıştır. Ra’fet Paşa mütenevvi’ mesâilden bahs etmiş, ez cümle tanzimatcıların memleketin tellerinde açmış oldukları rahneleri şu sûratle îzâh etmişlerdir:

-Tanzimat yâdigârı olarak milyonlarla altın borcu bunun mukâbilinde bugün muhâfazasına bile mukadder olamadığımız cism-i saraylar ve tamam karşısında İstanbul’dan ancak İzmit’e kadar gidebilen bir demir yolu, hakîki ve maddi olan bu kısık mükâbilinde garplılaşmış olmak için Montegue’nin bir mektûbunda dediği gibi, Yunan fesi, Avusturya kılıcı, Macar ceketi, Fransız pantolonu giyen bir ordu, İstanbul’un taşıyan müdirân emir ve bütün bunların tedâriki için Avrupa destgâhlarına kapılarını arkalarına kadar açmış bir memleket, büyük bir zevksizlik, kozmopolit bir ruh, hülâsa zaten hele şu’ûrunu idrâk edemediği için olmakta olan zavallı Türk Milleti hala bugün içinde çırpındıran şu’ûrsuzluk.

Hala bugün içinde çırpındığımız diyorum; çünkü bir millet hakîki muhabbet onun her hareketini beğenmek değildir. Hatalarını bilerek ve görerek sevmek ve bunların idalesi için elden geleni yapmak yegâne hakîki muhabbettir. Bugün milli şu’ûr, doğduğu, hepimizi sardığı, yaktığı, kavurduğu bir sırada ben pek korkuyorum ki Garplılaşmayı yanlış anlıyoruz.

Bizim kendi medeniyetimiz var. Bizim medeniyetimiz yer yüzündeki medeniyetlerin en yükseği, en eskisidir. Fazîlet i’tibâriyle hiçbir milletin bizimle boy bile ölçüşebileceğini kabûl edemem. Ve tekmîl-i kuvvetimiz buradadır. Günden güne sukût eden garba karşı silahımız ve hem de tek bir silahımız ancak medeniyetimiz, ancak milli fazîletlerimizdir. Bizi kurtaran ve kurtaracak olan yalnız odur. Garbın rûhiyât ve ictimâ’iyyât ‘âlimlerine kulak verin. Garbın geçirdiği tehlikeyi onlar bizden iyi bilir. Halbuki biz; garplılaşmak lüzûmunu anladığımız zaman tam elli seneden beri garbın ancak çürük ve çok zararlı şeylerini almak, basit bir mukalled olmaktan başka her hangi bir şey’i yapmak istemedik.

Eski dîvânlarımız yerine ikâme ettiğimiz eğri büğrü iskemleleri bugün tekrar odalarımızdan atmaya çalışıyoruz. Şalvar ve pütürük yerine pantolonun ikâmesi hiçbir faziyât te’mîn etmedi. Yalnız şehrimizde bir göz gezdirsek İskoçyalıların ‘aneminevî kisvelerini hala taşımakta olmalarıyla bin sene evvelki zihniyette olmadıklarını görürüz. Bu hareketle zaten makine devri karşısında açlık ve hüsrânla çarpışan yerli sanâyi’mizi de mahv ve iptal ettik. Halbuki bizim ihtiyâcımız o yerli san’atların yaşamasında, yaşatılmasında, arttırılmasında idi.

Bizim Avrupa’dan bilhassa alacağımız şey sanâ’ât kelimesiyle ifade etmek istediğim teknik idi. Bu nükte-i nezirden Tanzimat’ın ilk günlerinde Avrupa ile boy ölçüşemezdik. Fakat hiç olmazsa elimizde bir şey vardı. Şimdi bugün hiçbir şey yok. Ba’zen boykot yapmaya kalkıştık. Bu boykotun hakîkatte tatbîk edilse lâzım olduğu zaman Hazret-i Âdem’in cennetten çıktığı şekilde dolaşmaktan başka bir şey’imiz, bir çaremiz olmadığını acı acı hatırladık. Hâriçten gelebilecek imti’anın edhâli bir tecrübe ve idrâk ve ma’lûmâta tevkif ettiği için o yabancı memleketleri tanımak, onların lisânı, ahvâl ü rûhiyâtını bilmek zarûrî bulunduğu cihetle bu işlerde gayr-i Müslim ‘ansarların eline geçdiği için zavallı Türk’e namuslu insanları açlıktan öldüren devlet kapıları ve kuru bir çiftçilik kaldı.

Çiftçilik doyurmadı, doyurmuyor ve bu gidişle daha hayli müddetçe doyurmayacak. Yanlış görüşler dâ’imâ acı neticeler veriyor.

İşte bunların hepsi sırf tanzimâtın verdiği mukalledlik fikr ü rûhî, garba müsâ’id olan fikirlerin Şark’ta tarz tatbîkini düşünmeye bile yeltenmemek hissi ve devletçilik fikrinin neticesidir.

Hayat ferdiyemizi iktisâdiyâta istinâdâ yettirmedikçe hayat ferdiyemizde yetişmeye ve oluşmaya şahsî teşebbüslerimize, müsâ’iyyemize istinâdâ yettirmeyerek yalnız siyasetten meded umdukça, yine başka bir tarzda tecelli eden devlet kapısına koşmaktan başka bir şey yapmadıkça hayat milliye-i ‘umûmiyyemizi kat’iyyen kurtaramayacağız.

İktisâdiyât ve ictimâ’iyâtta ise yegâne ‘âmil tekâmüldür. O cebr ü tazyik ile olmaz. Bolşevizm tazyik ile muvaffak olamıyor. Bizdeki kadınlık mes’elesi cebrî bir tarzda ve tekâmülsüz inkişâf ettirilmek istenildiği için istenilen yollardan çok ayrılıyor. O  halde tekâmül kanunlarına ittibâ’ zarûreti karşısındayız.

 

Makalenin PDF’si:

Tanzimatın açtığı bazı rahneler

 

LATİN HARFLERİNE AKTARAN:

EROL TURUNÇ & MUSTAFA ÇAĞLAR

 

KAYNAKÇA:

(İSAM tarafından halka açılan “Osmanlıca Makaleler VT” den metnin PDF’si temin edilmiştir.)

About Author

OSMANLICA

İletişim: caglarmustafa58@gmail.com erolturunc@gmail.com

Leave A Reply