İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Gençlik, her çağda yalnızca bir yaş aralığını değil; aynı zamanda bir imkânı, bir inşa kudretini ve bir anlam üretme kapasitesini temsil eder. Ne var ki bugün gençlik, geçmişin ihtişamı ile bugünün sefaleti arasında sıkışmış bir bilinç hâliyle karşı karşıyadır. Ona sunulan kültür, yaşayan bir tecrübe değil; çoğu zaman estetikleştirilmiş, parlatılmış ve tüketilebilir hâle getirilmiş bir mirastır. Bu mirasın içinde dolaşan genç zihin, kendisini kuracak olan anlamla sahici bir temas kurmakta zorlanır. Çünkü karşılaştığı şey, yaşanmış ve dönüştürücü bir hakikat değil; dondurulmuş, müzelik bir görüntüdür. Böylece gençlik, kendisine ait olması gereken o kurucu hamleyi gerçekleştiremeden, başkalarının inşa ettiği imgelerin içinde kimlik aramaya yönelir.
Oysa kültür, gençliğin omuzlarında yeniden hayat bulması gereken bir akıştır. Geçmiş, ancak gençliğin onu yeniden yorumlaması ve kendi hayatına katmasıyla süreklilik kazanır. Fakat bugünün dünyasında gençlik, bu sürekliliği kuracak zeminden büyük ölçüde mahrum bırakılmıştır. Çünkü anlam dünyası, artık hayatı dönüştüren bir kaynak olmaktan çıkmış; daha çok bir gösteriye, bir temsile indirgenmiştir. Jean Baudrillard’ın işaret ettiği gibi, modern toplumda gerçekliğin yerini simülasyonların alması, gençliğin hakikatle kurduğu bağı zayıflatır. Genç birey, artık anlamı yaşamak yerine onu tüketir; kültürü üretmek yerine onu sergiler. Bu da gençliği, kendi köklerinden koparan ve onu yüzeysel kimliklere mahkûm eden bir süreci beraberinde getirir.
Bu kopuş, yalnızca kültürel değil, aynı zamanda varoluşsal bir krize dönüşür. Çünkü gençlik, kendisini inşa edebilmek için süreklilik duygusuna ihtiyaç duyar. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan o ince bağ, bireyin kimliğini derinleştirir ve ona bir yön kazandırır. Ancak geçmişin yalnızca nostaljik bir nesneye dönüştüğü, geleceğin ise belirsizlik ve kaygı ile örüldüğü bir çağda, gençlik bu bağı kurmakta zorlanır. Alasdair MacIntyre’ın vurguladığı gibi, insan ancak bir anlatının parçası olduğunda anlamlı bir hayat sürebilir. Bugün gençliğin en büyük problemi, bu anlatının parçalanmış olmasıdır. Artık ne güçlü bir gelenek ne de sağlam bir gelecek tahayyülü vardır; geriye yalnızca anın parçalanmış deneyimleri kalmıştır.
Bu parçalanmışlık içinde gençlik, çoğu zaman ya geçmişe romantik bir özlemle sarılır ya da bütünüyle köksüz bir yenilik arayışına yönelir. Her iki durumda da ortaya çıkan şey, sahici bir inşa değil; ya tekrara dayalı bir taklit ya da temelsiz bir savrulmadır. Oysa gençlik, ne yalnızca geçmişin tekrarına ne de geçmişsiz bir geleceğin hayaline indirgenebilir. Onun asıl gücü, geçmişi bugünde yeniden kurabilme ve geleceğe doğru dönüştürebilme yetisinde yatar. Bu yeti kullanılmadığında ise kültür, gençliğin elinde canlı bir miras olmaktan çıkar; yalnızca bir kimlik dekoruna dönüşür.
Bu noktada mesele, gençliği suçlamak değil; ona sunulan anlam dünyasının çoraklığını fark etmektir. Çünkü gençlik, kendisine sunulan imkânlar ölçüsünde hareket eder. Eğer ona yaşayan bir kültür değil de donmuş bir miras verilirse, o da bu mirası ancak yüzeysel biçimde taşıyabilir. Bu yüzden asıl ihtiyaç, kültürü yeniden yaşanabilir kılmak; anlamı yeniden hayatın kurucu unsuru haline getirmektir. Walter Benjamin’in ima ettiği şekilde, geçmiş ancak bugünün içinde “şimdi zamanı” olarak yeniden canlandırıldığında anlamlıdır. Aksi takdirde, tarih yalnızca seyredilen bir görüntüye dönüşür.
Sonuç olarak, gençlik ile kültür arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek zorundayız. Gençliği, geçmişin ihtişamını taşıyan ama onun altında ezilen bir nesil olmaktan çıkarıp; o ihtişamı yeniden anlamlandıran ve onu bugünde dirilten bir özne haline getirmek gerekir. Çünkü yaşanmayan kültür, gençliği de yaşanmamış bir hayata sürükler. Ve bu durum, yalnızca bireysel bir kayıp değil; aynı zamanda bir medeniyetin kendi sürekliliğini yitirmesi anlamına gelir. Gençliğin yeniden kurucu bir özne haline gelmesi ise ancak anlamın yeniden yaşanmasıyla mümkündür. Aksi halde, geçmişin ihtişamı bir hatıraya, bugünün sefaleti bir alışkanlığa, geleceğin felaketi ise kaçınılmaz bir sona dönüşecektir.
Nuh Muaz Kapan
Yorum Yaz