İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
İnsanız. Bazen -hatta dürüst olmak gerekirse çoğu zaman- hayat katlanılmaz bir hale bürünüyor. Ona karşı birtakım zehirli sözler etmek, onu aşağılamak istiyor insan. Dilden öte silah, sövmekten öte bir rahatlama aracı daha icat edilmedi. Bilhassa düşmanınız soyut ve elle tutulamaz bir şey olunca ona karşı yapabileceğiniz şeyler de azalıyor. Okkalı bir iki kelimenin ondan bir şey eksiltmeyeceğini bilirsiniz. Ama o okkalı kelimeler en azından sizin damarlarınızdan dünyaya ait bir iki damlayı atar.
Bir de insanlar vardır. Kimi dünyayı daha yaşanır kılan kimi ise dünyaya lanet etme sebebi olan... Kötüsü bol. Onları burada anlatmayı, kötüyü anmayı istemiyorum. Ben hayat elekçisi olan o insanlardan bahsetmek istiyorum. Onlardan bir tanesinin gözlerine gücümün yetmeyeceği, hiçbir makasın kesip atamayacağı bir perde indi. Belki ondan bir şeyler anlatarak böylece -gıpta ettiğim- perdenin arkasından son kez onun elediği bir dünyaya bakabilirim.
Bu insanlar sizden de benden de fazla çekerler dünyadan. Fakat yediklerinden midir yoksa içtiklerinden midir bilinmez dünyaya karşı tahammül kasları gelişmiştir. Bu kasları öyle sadece çalışmak, ağır kaldırmakla büyütmek imkansızdır. Onlar biraz da Allah vergisidir. Dünya elekçileri dünyanın ona tükürdüğü ölüm, hastalık ve pislikleri ilk önce bakanın gözlerinin parıldadığı bir mendille siler. Sonrasında bu mendili kalp makinesinde bir güzel yıkar. Asıl alametifarikaları da buradadır. Onlar asla bencil değildirler. Bu dünyadan yıkanmış, dertten ve kederden ari mendili hüzünlü insanların ateşten kalplerinde soğuturlar. Böylece biraz olsun onlara felah sağlar, kendi mendilleri biraz eskirken bir başkasına iyi gelmenin mutluluğunu duyarlar.
Her zaman kahkahalar atmaz. Dünyanın aslında ne kadar iyi bir yer olduğunu söyleyip Polyannacılık yapmazlar. Dünyanın ne kadar karanlık ve sık ormanlarla kaplı olduğunu bilir. O ormanda birbirinin rızkına talip nice hayvanın bulunduğunu çoktan anlamışlardır. Ancak onlar "tebessüm sadakadır" hadisini boyunlarında bir şeref madalyası gibi taşırlar. Hilal biçimini alan dudaklarından huzur kokan tebessümler gönderirler kalbinize. Sohbet etmek, onların bu darı dünyaya nasıl katlanabildiklerini sormak istersiniz. Fakat...
Dünyanın şakası olmayan, haylaz bir ihtiyar olduğunu biliyoruz değil mi? İnsanları ilk önce sıkmak sonra biraz felaha ulaştırıp onları tekrar boğmaktan mutlu olduğunu... Bir bebek emziğini emerken nasıl mutlu ve nasıl bambaşka alemlerde yaşıyorsa, dünya da insanlar üzerinde tahakküm kurunca böyle bir zevk duyar işte.
Dünya elekçileri ile sohbetinizin en çok koyulaştığı, birbirinizin dilinde yuva yaptığınız o günlerde son bir kere görüşmek üzere vedalaşırsınız. Sonrasında ise o elekçileri bir daha göremezsiniz. Çünkü dünya katlanamaz onlara. Onların kederleri, elemleri ve hüzünleri göğüslerinde böyle maharetli yumuşatmasını kaldıramaz. İnsanlara tebessüm etmeyi –alfabeyi öğretir gibi- öğretmesini bir türlü sindiremez. En sonunda ise göz kapaklarına onun kaldıramayacağı ağırlıklar yükler ve o gözler bir daha dünyadan gelen hiçbir şeyi göremez. Kalpler artık kederleri eleyemez.
Umut Can Zan
Yorum Yaz