ALTHUSSER | İDEOLOJİ VE DEVLETİN İDEOLOJİK AYGITLARI ÜZERİNE

0

Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev. Alp Tümertekin, İstanbul, İthaki Yayınları, 2017, s.148.

Bu kitap değerlendirme yazımızda Louis Althusser’in İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları adlı eserini ele alacağız. Kitapta yer alan bölümlerde ele alınan meselelere kısaca değinip, düşünürün bahiste bulunduğu meseleleri günümüz dünyasıyla bağdaştırarak, anlamlandırmaya çalışacağız.

Althusser’in bu eseri, Türkçe yayımlayanın notuna göre, kendisinin 1970 Haziran’ında La Pensêê’de yayınlanan aynı adlı makalesinin, bu makalenin 1969 tarihli ilk versiyonunun ve Althusser’in bu makaledeki düşüncelerine  getirilen eleştirilere verdiği karşılıklarının bir arada bulunduğu bir derlemedir.

Elimizdeki kitap, 3 bölümden oluşmaktadır: Devletin İdeolojik Aygıtları Üstüne Not, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları (Bir Araştırma İçin Notlar) ve İdeoloji Üzerine- İdeolojinin Tarihi Yoktur.

Öncelikle Althusser’in fikir yapısından bahsedelim. Kendisi, Ortodoks Marksizm savunucuları tarafından revizyonist olarak tanımlanmaktadır. Kendisine yapılan bu ithamı kabul etmese de Althusser, ideolojik olarak Marksist, metodolojik olarak Marksistlerden farklıdır. Ortodoks Marksizm’inin okumasını çelişkili ve hatalı bulur. Emek ve sermaye faktörlerinin yanında kültürel alanı aktör olarak dahil etmiştir. Emek ve sermayenin yeniden üretimi meselesinde  ‘’kültürel üretim’’ açıklamasında bulunmuştur.

Birazdan ele alacağımız baskıcı devlet aygıtı fikrinde Gramsci’den etkilendiği görülmektedir. Gramsci’nin düşüncesinden hatırlayacağımız üzere devletin rıza ve zor üretme kapasitesi vardır. Baskı alanında kesinlikle rıza yoktur, ancak rıza alanında baskı vardır. Althusser’in öne sürdüğü ideolojik aygıtlarda da baskı içkin vaziyettedir. Rıza alanı zorun, zor alanı da rıza alanının dahilindedir.

Ortodoks Marksistler ideolojik aygıtları kabul etmez, onları ekonominin bir dolayımı olarak görürler. Althusser, bir revizyonist olarak bu kapıyı aralamıştır.

Althusser, devleti bir baskı aracı olarak görmüştür. Devlet teorisini (baskıcı) devlet aygıtı ve devlet iktidarı ayrımıyla desteklediğini belirtmek, onun devlet düşüncesini anlaşılırlığını artıracaktır. (s.16)

Baskıcı devlet aygıtının yanında, ondan farklı olarak devletin ideolojik aygıtlarının (DİA’lar) varlığını öne sürmüştür. Bunların birbirleriyle karıştırılmamasının gerekliliğinine vurgu yapan Althusser, devlet aygıtının tek olmasına karşın, devletin ideolojik aygıtlarının birden fazla olduğunu belirtmiştir. (Baskıcı) devlet aygıtının tümüyle kamu alanında yer aldığını, DİA’ların ise ekseriyetinin, dağınık bir şekilde özel alanın kapsamında olduğuna değinir.[1]

Hükümet, idare, ordu, polis, mahkemeler, hapishaneler baskıcı devlet aygıtlarındandır. Kiliseler, partiler, sendikalar, aileler, okullar, gazeteler ise devletlerin ideolojilerini aktarma görevini ifa eden aygıtlarına örnek verilebilir.

Bir araştırmacı için notlar bölümünde Althusser, üretim araçlarının yeniden üretimi konusuna değinmiştir. Meselesinin özünün anlaşılmasını sağlamak için bu konuya değindiğini belirten Althusser, Marx’tan mülhem, üretimin mümkün olabilmesi için üretim araçlarının yenilenmesinin gerekliliğini belirtmiştir. Marx, bu konuyla ilgili olarak, bir toplumun üretimde bulunurken üretim koşullarını yeniden üretmediği takdirde yaşamını bir yıl daha sürdüremeyeceğini belirtmişti. Toplumların, sürekliliklerini sağlamaları için şunların yeniden üretilmesi gerekir: üretici güçler, varolan üretim ilişkileri. (s.36)

Her toplumsal oluşumun, egemen olan bir üretim tarzı kaynaklı olduğu göz önüne alındığında, üretim sürecinin, belirli üretim ilişkileri altında ve bunların üretici güçleri harekete geçirdiği yazar tarafından aktarılmıştır. (s.36)

Üretim araçlarının yanı sıra, üretici güçlerin yani emek gücünün yeniden üretimine vurgu yapan düşünürümüz; emek gücünün yeniden üretiminin, esas olarak işletmenin dışında gerçekleştiğini belirtir. Bu, ücret ile de ilişkili bir durumdur. Dolayısıyla, emek gücü- ücret ilişkisi, proleteri içinde bulunduğu kapitalist düzene bağımlı kılar. Ancak, sistemin tekamülünün sağlanması gerekliliğinden ötürü emek gücünün niteliklerinin yeniden üretimi elzemdir.  Bu yenden üretim, köleci ve servanjcı toplumlardan farklı olarak (know-how, üretim içinde eğitim) üretim alanı dışındaki kapitalist kurumlar ve kademeler içerisinde sağlanmaya çalışılır. Böylece emek gücü kanalının performansı ve sisteme sağlayacağı katkı artırılmış olup, kapitalist  düzenin  veriminin sürekliliği sağlanmış olur. (s.39)

Emek gücünün yeniden üretimi, kendisinin sine qua non koşulu olarak; yalnızca niteliklerinin değil, aynı zamanda egemen ideolojiye boyun eğişin/ ideolojinin pratiğinin de yeniden üretimini orataya çıkarır. Bunu gerçekleştirirken alternatifi düşündürmemeye alıştırma söz konusu olur. Böylelikle yeniden üretim, ideolojik tabi olma biçimleriyle uygulanmış olur. (s.41)

İdeolojinin maddi bir varoluşa sahip olduğu tezini öne süren Althusser, ideolojinin teorik-pratik ile ilişkisini ele aldığı bölümde birbirleriyle ilintili iki tez ortaya atıp, bunları çözümlemiştir:

  • Her pratik, ancak bir ideoloji yoluyla ve bir ideolojinin altında varolabilir.
  • Her ideoloji, ancak bir özne yoluyla  ve özneler için varolabilir. (s.77)

Althusser, eserinde altyapı- üstyapı, devlet gibi kavramlara da kendi perspektifinden açıklık getirmiştir. Devleti, burjuvazi ve müttefiklerinin proleteryaya karşı verdikleri sınıf mücadelesinde, egemen sınıfların hizmetindeki ‘’baskıcı müdahale ve yürütme gücü’’ olarak tanımlamıştır.

Elimizdeki kitabın 111. sayfasında Althusser ideolojiyi şöyle tanımlamıştır: ‘’İdeoloji, bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları hayali ilişkinin hayali bir temsilidir.’’

İdeolojinin maddi bir varoluşa sahip olduğu ve bireyleri ‘’özne’’ diye çağırdığı bu bölümde izaha kavuşturmuştur. (s.115,121)

Toplumsal formasyonun işleyişi içinde, ilişkiler bütününü hiçbir zaman göremeyen bireyler, kendilerini özneler olarak görmektedirler. İdeolojinin önemi işte bu noktada önem arz etmektedir.  Bu noktada ideoloji, Althusser tarafından, toplumsal ilişkilerin taşıyıcısı olan bireyleri, bu ilişkilerin öznesi haline getiren bir şey olarak kavramsallaştırılır.[2]

Bir okur olarak kitaba getirebileceğimiz temel eleştiri, ele alınan meselelerin kitabın farklı bölümlerinde tekrar edilmesidir. Yazarın, ortaya attığı iddiaların çözümlemesini bazı yerlerde geçiştirdiği, bazı yerlerde ise 2. ciltte açıklığa kavuşturacağını belirttiği görülmektedir. Kitabın, okuduğumuz bu baskısının ilk sayfalarında, ”Türkçe Yayımlayanın Notu’’ bölümünde hususi olarak belirtilen dipnotta çalışmanın 2 cilt olarak tasarlandığı ancak tamamlanamadığı unutulmamalıdır. Yazarın birbirleriyle bağdaşmadığını fark ettiğimiz fikirleri ise yazarın yaşadığı psikolojik rahatsızlıklar ve zorlu yaşam koşullarının tesiri sonucu kaynaklandığı çıkarımında bulunmaktayız.

Althusser, aynı zamanda bu kitapta aktarılan düşüncesiyle medya çalışmalarına da alan açmıştır. Medya ve Siyaset derslerinde de temel kaynak olarak gösterilen bu eserde, Althusser’in, Marx’ın düşüncelerini eleştirerek/ geliştirerek sunduğu perspektif, bize medyanın, rızanın üretildiği bir mecra olduğu düşüncesini uyandırır. Aktarılan devlet savunusu, devletin kontrolü sürdürmesine gerek kalmadan, rızası kazanılmış bireyler tarafından muhafaza edilir. Çünkü fikirsel zemin, birçok ideolojik aygıtlar vesilesiyle oluşturulmuştur. Gündelik hayatımızda birçok aygıtın tesirine maruz kalırız. Biz, izlediğimizin sadece bir film, gördüğümüz reklamın sadece bir reklam olduğu yanılgısına düşüp, onların esas fonksiyonlarını aklımıza getiremeyiz. Bu durum, Althusser’in üzerinde durduğu ideolojinin ve ideolojik aygıtların hayatımızın her alanını kuşattığının bir göstergesidir.

Furkan EMİROĞLU

[1] Althusser, Louis, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, İstanbul: İthaki Yayınları, 2017, s.51.

[2] Bulut, Yücel, İdeolojinin Tarihçesi, Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 23. Sayı, 2011, s.200.

About Author

Furkan EMİROĞLU

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences furkanemirrr@gmail.com

Leave A Reply