Bazı mücadeleler yalnızca bugünü kurtarmakla değil, yarının dünyasını kurmakla kazanılır.

Hayata Kuş Bakışı Bakıp Gördüklerimizi Olduğu Gibi Anlatmak Mümkün Müdür?

Herkes aynı manzaraya baksa da gördüğünü farklı anlatır. Bunun çok az istisnası vardır. Bazı olaylar vardır ki vicdanları henüz körelmemiş insanları aynı yerde buluşturur: Bir bebeğin, bir çocuğun, hamile bir kadının veya aciz düşmüş bir yaşlının öldürülmesi gibi…

Böyle durumlarda hiçbir bahane, hiçbir gerekçe, hiçbir açıklama yapılanı meşru hâle getiremez.

Bu noktada fail ve mağdur dışında üçüncü bir rol daha vardır: Tanık.

Tanık, mağdurun hakkının savunulması için en güçlü konumdaki kişidir. Bugün Gazze’de yaşananlara milyonlarca insan tanıklık ediyor. Hatta ülkeler ve hükümetler dahi bu yaşananların tanığı konumunda. Üstelik bunun için oluşturulmuş uluslararası mekanizmalar da var.

Fakat çoğu zaman bu mekanizmalar, ancak yaşananların ucu kendilerine dokunduğunda çarklarını harekete geçiriyor.

Oysa yıllardır hak kavramını vurgulayarak kendimizi kandırıyorduk. Anladık ki insan hakları, çoğu zaman sadece “bazı insanlar” için geçerliymiş.

Tanık, gördüğüne ve yaşananlara karşı sorumluluk taşır. Failin yaptığı fiilin durdurulması ve mağdurun zararının giderilmesi için elinden geleni yapmak, tanığın sorumluluğudur.

Öyleyse bugün, birer tanık olarak neler yapmamız gerektiğini yeniden hatırlayalım.

  1. Önceliğimiz en büyük zararı bertaraf etmek olmalı.

Asıl amacımız failin fiilini durdurmaktır. Bunun için yapılabilecek her girişime, imkânımız ölçüsünde destek vermeliyiz. Çünkü mesele yalnızca yaşananları anlatmak değil, yaşanan zulmün sona ermesine katkı sunmaktır.

  1. Küçük görünen hiçbir tepkiyi küçümsememeliyiz.

Yaptığımız şeyin büyüklüğünden önce, niyetimizin ve gayretimizin büyüklüğünü hesaba katmalıyız.

Gazze’deki kardeşleri için İstanbul’da limonata satan bir çocuk da, hayatını bu mücadeleye adayan bir insan da kendi imkânı ölçüsünde aynı hakikate hizmet etme gayretindedir. Biz de yapabildiğimizin küçüklüğüne bakıp geri durmamalıyız.

  1. Boykotu elimizdeki en somut araçlardan biri olarak görmeliyiz.

Bazen yaptığımız tercihin gerçekten bir etkisi olup olmadığını hissedemeyebiliriz. Fakat bireysel tercihler bir araya geldiğinde ekonomik davranışları değiştirebilir.

Soykırıma giden bir liranın önünü kesmek ile Gazze’ye yardım için bir lira göndermek, farklı biçimlerde olsa da aynı hedefe hizmet edebilir.

  1. Bir bedel ödemeden büyük bir değişim beklememeliyiz.

Zulmün sona ermesini istiyorsak gündelik hayatımızda bazı zorlukları göze almamız gerekebilir.

Hayatımızdaki bir lüksten vazgeçmek, alışkanlığımızı değiştirmek veya bazı imkânlarımızı sınırlamak Gazze’deki zulmün sona ermesine katkı sunacaksa, bunu göze alabilmeliyiz.

Çünkü tanıklık yalnızca görmek değildir; gördüğümüz karşısında bir bedel ödemeyi de göze almaktır.

  1. Hatırlatmayı ve hatırlamayı bırakmamalıyız.

Hepimizin kişisel sosyal medya hesapları var. “Beni takip eden herkes zaten soykırımı biliyor.” diyerek paylaşım yapmaktan geri durmamalıyız.

Çünkü mesele yalnızca yeni bir insana bilgi ulaştırmak değildir. Hatırlamak, hatırlatmak ve normalleşmemek içindir.

Her paylaşım bize ve çevremize şunu yeniden hatırlatır: Biz normal bir dünyada yaşamıyoruz.

Hayatımızı neden yaşadığımızı, hangi değerlerin tarafında durduğumuzu ve nasıl bir insan olmak istediğimizi unutmamak için hatırlatmaya devam etmeliyiz.

  1. Manevî olarak güçlü kalmayı ihmal etmemeliyiz.

Gazze’de bugün hâlâ ayakta duran insanların arkasında yalnızca maddî bir güç yok. Onları Kur’an’la yetiştiren hocalar, Rabbinden başkasına boyun eğmemeyi öğreten anne babalar ve bütün imkânların üzerinde Allah’ın kudretine güvenen insanlar var.

Kalpten söylenen “Hasbunallahu ve ni‘mel vekîl” sözü, insanın kendi gücünü aşan bir mücadelede Rabbine dayanmasını ifade eder. Bu yüzden mücadelemizin manevî tarafını ihmal etmemeliyiz. Gücümüzü yalnızca elimizdeki imkânlardan değil, Rabbimizle olan bağımızdan da almalıyız.

  1. Hakkın galebe çalacağı gün için her alanda hazırlık yapmalıyız.

Bugün yapmamız gereken yalnızca tepki göstermek değildir.

Bilgimizi artırmalı, kendimizi yetiştirmeli, ekonomik ve sosyal olarak güçlenmeli, iyi insanlar yetiştirmeli, kurumlar kurmalı ve geleceğe hazırlanmalıyız.

Çünkü bazı mücadeleler yalnızca bugünü kurtarmakla değil, yarının dünyasını kurmakla kazanılır.

Biz bugün tanığız.

Gördüklerimizi unutmamak, unutturmamak ve elimizden geleni yapmak zorundayız.

Çünkü tanıklık, yalnızca şahit olmak değildir.

Tanıklık, gördüğün hakikatin gereğini yerine getirme sorumluluğudur.

Hüseyin Arslan

Paylaş: