POLİTİZE GENÇLİK

0

İrade asabiyeti bozulmuş ve bozulmakta olan gençliğimiz haftanın belli günlerinde şehrin muhtelif yerlerinde arkadaşları ile siyasetten konuşarak tabiri caizse kendi kendi ile köprü üstü kavgası yapmaktadır.

Geçtiğimiz bir kaç hafta içinde Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Mahmut Karaman hocayı dinleme fırsatı bulduk ve kendilerinden azami düzeyde istifade etmeye gayret ettik. Küreselleşen dünyada birer ‘birey’ olma yolunda ilerleyen halkımızın gündeminde yer alma şerefine bile nail olamayan bazı konular, hocanın halinden de anlaşılacağı üzere kıymetli büyüğümüzü bir hayli endişelendirmişti. Karaman’ın konuşmasındaki satırbaşlarından biri de kafe(terya) köşelerinde geleceğe dair hiçbir plânı ve öngörüsü olmayan oturduğu yerde kendi kendine işkence çeken gençli(k)ğimizdi.

İrade asabiyeti bozulmuş ve bozulmakta olan gençliğimiz haftanın belli günlerinde şehrin muhtelif yerlerinde arkadaşları ile siyasetten konuşarak tabiri caizse kendi kendi ile köprü üstü kavgası yapmaktadır. Türkiye’nin siyasal, ekonomik sorunlarına nispetle çok daha önemli olan bu sosyolojik vaka toplum yapısının hem inşasında hem de hiyerarşik olarak toplum piramidinin zeminini yani temelini oluşturur mahiyettedir. Sorunu çözme aşamasında çeşitli çare ve çözümler üretmek için sorunun kaynağına indiğimizde, kendini dünyanın en mühim insanı hisseden gencimiz taburelere tüneyerek ve milli içeceğimiz nargile-çay eşliğinde sözde vatan kurtarmak suretiyle sanki harekete geçmemek için yemin etmiş bir eda ile gündelik siyaset kuyusunun dibine düşmüş tam olarak politize olmuş; alışkanlıkları iradesine gem vurmuş adeta bir bağımlılık halini almış hali ile karşımıza çıkmaktadır. Ancak, en mühim olanı da düştüğü dipsiz kuyunun farkında bile olamayıştır. Tabiri caizse uyku modu halinde hayatını idame ettiren gençlerimiz manasız bir özgüvenle ‘zaten biliyorum’ modunda gündelik politika konuşmakta ömür tüketmektedir. Zaten yediden yetmişe politize olmuş bir toplumda en feci olan durum kimsenin kendi işini yapmamasıdır. Kendilerini yetiştirme çağında olan gençlerimiz, bilgiye aç olmaları gerekirken çağın kronik hastalıklarından olan ‘sonuç odaklılık’ yaşamaya, kısa yoldan köşeyi dönmeye, tahammülsüzlüğe müptela olmuşlardır. Eee tabi talebe milli sporlarından ‘batak’ ve ‘okey’i de unutmamak lazım. Sözüm ona vatan kurtarılırken gençlerimiz diri kalabilmek için(!) milli sporlarını yapmaktadır. Tabi ki spor insanı diri tutacaktır(!)

Günümüzden yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış filozof Eflatun’un mağara alegorisi durumdan vazife çıkarmaya çalışan fakirin zihninde yankı buluyor. İradesine gem vurulmuş, basireti zincirlenmiş gençlerimiz mağara alegorisinde tutsakları canlandırmaktır. Mağaradakiler gibi alışkanlıklarına müptela olmuş gerçeği hatta ‘büyük resmi gör(mek)emeyecek’ kadar karanlık, gözlerine perde indirmiştir. Yani, zaman geçtikçe neticeden uzak bir yaşam tarzı onları ümitsizli(k)ğe sürüklemekte; ümitsizlik de kendine olan güvenin irtifa kaybetmesine ve en nihayetinde iradenin gevşemesine yol açmaktadır. İrade gevşekliği de insanı kaderci yapmaktadır. Kadercilik de tembelliğin en büyük belirtilerindendir. Tabi ki kadere inanan Allah (CC) a tevekkül edenin de bildiği üzere ‘tedbir takdiri bozmaz’ ancak, bu kaderci tembel zihniyet gençleri eylemsiz bırakmaktadır. Dolayısıyla her biri kendi iç dünyasında zaaflarını kabul eder oldu. Ümitsizlik aynı zamanda kişiyi aşağılık kompleksine sokmaya başladı. Neticede ruhları determinist felsefenin oluşturduğu bir önceden belirlenmişlik ele geçirmeye başladı.

Nesli uçuruma götüren bu yolun sonuçlarına baktığımızda ise; en başta aileden ve daha sonra hayranlık duyduğu büyüklerinden benimsenen ahlak yemini unutulup siyasetten konuşmak daha çok geçer akçe haline geldi. Ahlaklı olmak önceden malum yani olması gereken bir kıstas olması gereken bir haslet iken bugün meçhul hale gelmiştir. Ahlaklı olmak kemankeşin attığı ok gibi dosdoğru olmak bugün bazı çevrelerce başarısızlık sebebi sayılırken, siyasetten konuşmak bireyin kendini topluma ve çevresine kabul ettirmede bir ölçü birimi olarak kabul edilir olmuştur.

Nasreddin Hoca karısıyla bir yaz gecesi damda yatarken, artık ne olduysa olmuş, damdan aşağı düşüvermiş.
Gürültü patırtı derken, Hoca’nın başına toplanmışlar. İçlerinden biri:
– Hocam, hâlin nicedir; ne yapalım, deyince:
– Tez, demiş, bana bir damdan düşen getirin. Hâlimden ancak o anlar!

Her zaman olduğu gibi iğneyi size çuvaldızı fakir kendine saklamaktadır. Bahsi geçen güruhun bir ferdi olarak kaleme aldığım bu serzenişler, bendenizin de damdan düşmesiyle yani aynı ruh haline bürünmüş olmam sebebiyle ıstırabımın nazarınızda yankı bulacağı kanaatindeyim.

Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikte köprübaşı!

MÜCAHİT BAYRAM IŞIK

About Author

Mücahit Bayram IŞIK

ULUSLARARASI İLİŞKİLER Sanat muhibi/Asyalı mubayi624@gmail.com

Leave A Reply