Başarıyı Bir Kez Tatmak

İSLAM

Başarıyı yakalamanın gizemli yeteneklerden değil, hayat boyunca en az bir kez o "başarı eşiğini" aşabilmekten geçtiğini savunan bu yazı; bir kez tadılan başarının insan psikolojisinde yarattığı dönüştürücü etkiyi inceliyor. Günü gününe emek vermenin, dünyevi aklı disiplinle kullanmanın ve çevresel sınırların ötesine geçerek "en iyileri" emsal almanın önemini vurgulayan metin; okuru kendi potansiyelini keşfetmeye, o ilk başarı halkasını zincire eklemeye ve "yapabilirim" inancını kalıcı bir yaşam alışkanlığına dönüştürmeye davet ediyor.

Başarıyı Bir Kez Tatmak

Bütün mesele, başarıyı hayat boyunca en az bir kez "satın alabilmek". Yani o başarıyı bir şekilde tatmış olmak. Başarı derken büyük şeylerden bahsetmiyorum; bir derste birinci olmak, bir dili öğrenebilmek, bir enstrüman çalabilmek, bir meslek edinebilmek ya da bir kompozisyon veya şiir yarışmasında dereceye girmek gibi şeyler. Bunlar görece başarılar.

Burada usulü bir eşik var: Başarı eşiği. Bunun için her insanın göstermesi gereken bir çaba var. Tabii ki bu çaba kişiden kişiye, insanın duygusal durumuna ya da bulunduğu ortama göre değişebilir. Ama ortalama bir başarıyı yakalamak için, en azından diğerlerinden daha çok emek vermek ve sabretmek gerekiyor.

Bunu bir üniversite örneğiyle açıklayalım. Bazı öğrenciler vardır, sadece sınavlara son gün çalışırlar, sınav biter bitmez de her şeyi akıllarından çıkarırlar. Ama bazı öğrenciler de var ki, ilk günden itibaren dersi takip eder, hiçbir dersi kaçırmaz, her derste yerini alır. İşte onların derece yapma ihtimali çok daha yüksektir. Neden? Çünkü günü gününe takip ediyor, tekrar yapıyor, verilen kitapları okuyor. Yani diğerlerinden çok daha büyük bir emek sarf ediyor. Biz ne yapıyoruz? Mesela dersten çıkıyoruz, arkadaşlarla sohbet ediyoruz, kafeye gidip çay içiyoruz, orada iki saat oturuyoruz, sonra açıp bir dizi izliyoruz.

Dolayısıyla o günü gününe çalışan adam başaracağına inanıyor. Çünkü daha önceden de başarıyı bir kere tatmış. "Ben başarabilirim" diyor. Araştırmalar da zaten bunu gösteriyor: Bir insan bir kez başarıyı tattığında, yani bir kez bir şeyi başardığında, aynı çabayı aynı işte veya başka bir işte gösterme oranı %70'e yakın artıyor.

Şimdi bir öğrenci düşünün; sürekli WhatsApp'a girip çıkıyor. WhatsApp geldi, WhatsApp gitti... Bu insanın kolay kolay başarılı bir insan olma ihtimali düşüktür. Emek sarf etmeden o ilk başarıyı tatma anı gelmez. Tabii ki bu durum kişiden kişiye, zekaya ve kapasiteye göre değişir ama herkes başarıyı tadabilecek bir yaştadır ve kapasitededir.

Neden herkes bu kapasitededir? Çünkü hepimizde "dünyevi akıl" dediğimiz akıl var. Bu akıl ucuz bir şey değil. Mesela bir şey 20 liraysa 20 liradır; 100 lira verdiğimizde 80 lira üstü alacağımızı hepimiz biliriz. Ya da sokakta hırdavatçı veya market arıyorsak, tabelasındaki yazıdan oranın market olduğunu anlarız. Yani dünyevi işleri yapabilecek kapasiteye zaten sahibiz. Başarmak için de çok derinleşmeye gerek yok. Eğer alanımız matematik değilse geometriye, iç açılar toplamına ya da milyarlık çarpımlara ihtiyacımız yok. 20'yi 2 ile, 30'u 4 ile çarpmayı bilmemiz, yani bu dünyevi aklı kullanmamız yetiyor.

İşte insanlar bu başarıyı bir kez tattıklarında, bir eşiği aşmış oluyorlar ve yeniden başarmak istiyorlar. Araştırmaların gösterdiği o %70'lik oran burada devreye giriyor; insanlar aynı çabayı tekrar gösteriyor. Mesela bir dil öğrenen birinin ikinci dili daha kolay öğrenmesi bu yüzdendir. İşin psikolojik boyutu da budur: "Ben bir kere filanca dili öğrenmeyi başardım, tekrar yapabilirim" dersiniz. "Yapabilirim" deyip yola çıktığınızda ve mutlaka yapacağım dediğinizde başarı gelmiş olur.

Tabii başarı dediğimiz şey illere, ilçelere ve üniversitelere göre de değişir. Mesela Turhal'daki bir adamın İngilizceyi çat pat konuşabilmesi onun için büyük bir başarı göstergesi olabilir. Ama Boğaziçi Üniversitesi'ndeki biri için İngilizceyi dört beceriyle (okuma, yazma, dinleme, konuşma) tam bilmemek bir başarı olamaz; onun çok süper konuşması gerekir.

Yani başarı duruma ve şehirlere göre değişebilir. Ama bu durum, kendimizi illa sadece bulunduğumuz çevredeki insanlara göre ayarlayacağız demek değildir. "En iyiler nasıl yapıyor? En iyiler ne biliyor? Ben de öyle yapmalıyım" diyerek hareket edersek, işte o zaman onların seviyesine yükselmeye başlarız. Çünkü insanın etrafında her zaman Boğaziçi'ndeki ya da Galatasaray Üniversitesi'ndeki gibi seçkin insanlar olmayabiliyor. Bu durumda yapılacak en güzel şey; eğer çevremizde seçkin insanlar varsa onlarla arkadaş olmak, yoksa da o en iyileri uzaktan takip etmektir

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz