İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ’NİN İSTİKLAL MAHKEMESİ SERÜVENİ

0

Özet

Bu çalışmanın amacı Türk toplumunun, üzerinde ittifaken bir karara varamadığı İskilipli Atıf Efendi, Hoca Atıf, İskilipli Atıf Hoca olarak anılan zâtın, bir kesimin isnad ettiği üzere şahsının maddi ve siyasi çıkarları uğruna İttifak Devletleri ile ortak olmak suretiyle vatana hıyanet etmiş birisi mi; yoksa diğer bir kesimin iddia ettiği gibi telif ettiği Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eserin müellifi olması, hilafete olan muhabbeti ve yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucularını din düşmanı olarak görmesi ve mezkur duruma istinaden ilmî bir muhalefet ettiği gerekçesiyle mi idam edildiği meselesinin, resmî tarih ve İskilipli Atıf Efendi ile ilişiği bulunan zanlıların hatıratları kullanılarak bir nebze aydınlatılmasına katkı sağlamaktır. Makalede muhakeme evrâkında bahsi geçen Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesine ve Şapka İktisâsı Hakkında kanuna değinilecektir.

Anahtar sözcükler: İstiklal Mahkemeleri, İskilipli, Atıf, Şapka, Teali,

GİRİŞ

Erken Cumhuriyet dönemine dair günümüzdeki pek çok tartışmadan birisi de  İstiklal Mahkemeleri ve İskilipli Atıf Efendidir. 31 Mart, Mahmut Şevket Paşa cinayetine karışmak, Kuvâyi-i Milliye aleyhinde halkı teşvik etmek ve Teali-i İslam Cemiyeti adına basılan ve Yunan uçaklarından dağıtıldığı iddia edilen milli mücadeleye muhalif beyannamenin destekçiliği ve yayınlanması ve Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesine dayandırılarak Yeni Türk devletine muhalefet etmek suçlarınca maznun bulunan İskilipli Atıf Efendi, yargılandığı kimi müsned suçlardan beraat etse de 5. Celsesi 20 Ocak 1926 tarihinde başlayan muhakemesinde, 3 Şubat 1926 tarihinde mahkeme kararı ile idamına karar verilecekti . Nitekim 4 Şubat’ın ilk saatlerinde Ankara’da Büyük Millet Meclisi önünde asılarak idam edildi.[1]

İstiklal Mahkemeleri ise günümüz toplumunda, yeni düzenin zağarlığını yapmak; ya da mevcut ahval ve şerait içerisinden memleketi kurtarmak için kurulan acil müdahale birimleri olmak ile meşhurdur. İstiklal Mahkemelerinin tartışma konusu olma sebeplerinden birisi de mahkemelerin işleyiş biçimiydi.

 

 

1.     İSTİKLAL MAHKEMELERİ

  • İstiklal Mahkemelerinin Kuruluşu

1 Eylül 1920 yılında hem muhalif hem de askeriyeye dahil vekiller olmaksızın toplanan Büyük Millet Meclisi, Menteşe[2] vekili Dr. Tevfik Rüştü Bey’in önerisi ile işgal yüzünden yaşanılan yağma, soygun, sair suçlar ve asker kaçaklarının mahkemesinin görülmesi için taşralarda Meclis adına çalışacak geniş yetkili mahkemelerin kurulmasını Adliye encümeninin onayıyla kabul etti. Mezkur mahkemeye İstiklal Mahkemeleri adı verildi.[3] 18 Eylül 1336 tarihli, 45 numaralı ‘’muhtelif menâtıkta İstiklal Mahkemeleri teşkilinin kabulü’’ kararı ile[4] kurulan mebhus mahkemelerin o dönemki hukuka aykırılığı ile ilgili olarak, ‘’Kanun-u Esasinin yargılamaya ilişkin bölümünde bulunan 89. maddesi dikkati çekmektedir. ‘Her ne nam ile olur ise olsun bazı mevadd-ı mahsusayı rü’yet ve hükmetmek için mehakim-i muayene haricinde fevkalâde bir mahkeme ve yahut hüküm vermek selâhiyetini haiz komisyon teşkili kat’a caiz değildir.’diyerek mevcut mahkemeler dışında özel mahkemelerin kurulamayacağını hüküm altına almıştır. Hukuken düşünüldüğünde İstiklal Mahkemelerinin kurulması bu anayasa hükmü ile çelişmektedir’’[5]

27 Eylül 1920’de düzenlenen çalışma programı altında oluşturulan beyannamede, İstiklal Mahkemelerinin temyize kapalılığı, İstanbul ya da Ankara hükümetlerine bağlılığı farketmeksizin tüm me’murânı yargılama, cezai işlemde bulunma ve infaz yetkisine sahip olduğu ifade edilmişti. Mezkur yetkiler çerçevesinde Ankara İstiklal Mahkemesi âzâlarından Kılıç Ali Bey’in, Miralay Şevki Bey ve fırka kumandanı Hulusi Bey’in Ankara İstiklal Mahkemesine sevkine dair tezkereye Milli Savunma Bakanı Kazım Bey’in izin vermemesi üzerine, Kazım Bey hakkında mahkemeye muhalefetten tutuklama kararı çıkarttığını biliyoruz.[6]

 

1.2. Ankara İstiklal Mahkemesi

Ankara vilayeti; Çorum ve Yozgat livalarında yetkilendirilmiştir. Âzâları Gaziantep Mebusu Kılıç Ali Bey, El-Aziz Mebusu Hüseyin Bey ve Kütahya Mebusu Cevdet bey olan Ankara İstiklal Mahkemesi, görev tanımınca diğer İstiklal Mahkemeleriyle hem-şümul olsa da baktığı davalar ekseriyetle siyasi meselelerdi. Mezkur mahkeme, Sadrazam Damad Ferit Paşa, ayandan Hâdî, Rıza Tevfik ve Reşat Halis Beyler hakkında ‘vatanın ve hilafetin kurtuluşu için çalışan Büyük Millet Meclisi’nin gaye ve emellerine aykırı olarak, Sevr Sulh anlaşmasını imzaladıkları ve memleketin düşman işgaline sebep oldukları için’ gıyaben idamlarına karar verdi[7]. Yine aynı mahkeme, Çerkes Ethem ve kardeşleri Tevfik ve Saruhan Mebusu Reşit ile İzmirli Yüzbaşı Ethem ve sair Çerkes Ethem muhibbini gıyaben yargılamak suretiyle idama mahkum etmesi[8] hasebiyle İstiklal Mahkemelerinin en önemlisi olma konumundadır. Ayrıca Ankara İstiklal Mahkemesi, makalemizin konusu olan İskilipli Atıf Efendi’nin de yargılandığı mahkemedir.

 

2.     İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ

İskilipli Atıf Efendi, İstiklal Mahkemelerinde yargılanan ve infazı en çok tartışılan isimlerden birisi olmuştur.  1876 yılında doğan İskilipli Atıf Efendi, 17 yaşında tahsil için İskilip’ten İstanbul’a geldi. 1902’de icazetname alarak İstanbul Müderrisi unvanını aldı. Henüz 29 yaşındayken Fatih Camii’nde vaaz vermeye başlamıştı.

Kabataş İdadisi Arapça Muallimliği vazifesine tayin olduktan sonra Meşihat Dairesi müderrislerinin atamalarındaki mağduriyetleri gidermek için gösterdiği çabalar, Bodrum’a sürülmesine sebep oldu. II. Meşrutiyet’in ilanı ile memlekete dönebilen Atıf Hoca, 1910 yılında Medaris Müfettişliğine getirildi.

Donanma Cemiyetine destek maksadıyla yazdığı Nazar-ı Şeriatta Kuvve-i Beriyye ve Bahriyyenin Ehemmiyeti ve Vücubu adlı eseri ile Harbiye Nezaretinin takdirini kazandı.

31 Mart olayına dahil olduğu gerekçesiyle tutuklanan Atıf Hoca, 1 hafta tutuklu kalsa da bu isnattan beraat etti. Lakin Mahmut Şevket Paşa’nın katli hadisesine karıştığı iddiasıyla sürgüne çarptırılacak, geç de olsa, bir yanlışlığa kurban gittiği ifade edilmek suretiyle bir buçuk yıl sürecek olan Çorum, Boğazlıyan ve Sungurlu sürgününden geri çağırılacaktı. 19 Şubat 1919’da katıldığı Cemiyet-i Müderrisîn’de, cemiyetin isminin değişip Teali-i İslam Cemiyeti olduğu 24 Kasım 1919 kurulu ile yeni cemiyetin başkanlığına getirildi. [9]

2.1.İskilipli Atıf Efendi’nin Tutuklanması

İskilipli Atıf Efendi, telif ettiği tüm eserleri Maarif Vekaletinden ruhsat alarak yayınlıyordu. Yine Maarif Vekaletinin onayına sürdüğü ve onay alarak basımına ve satımına başladığı Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı risalesi, 18 ay sonra Bakanlar Kurulu kararı ile toplatılacak ve geriye dönük suçların bağlayıcılığı olmamasına rağmen, kanuna[10]aykırılık teşkil edecekti.

Hakkında tevkif müzekkeresi dahi çıkmamış olduğu halde 9 Aralık 1925’de İstanbul Polis Müdüriyetine götürülen İskilipli Atıf Hoca, Sivas, Kayseri, Erzurum, Maraş ve Giresun illerindeki şapka isyanları ile alakadar olarak ‘’ ‘şapka isyanı âmillerinden’ sayılarak Ankara İstiklal Mahkemesi emri ile Giresun’a sürüldü.’’[11] 16-18 Aralık 1925 Giresun muhakemesiyle isyan amillerinden olduğu isnadından beraat etmek suretiyle İstanbul’a getirildi. İstanbul’a getirildikten sonra Polis Müdüriyetince alıkonularak 24 Aralık’ta Ankara İstiklal Mahkemesine sevk edildi.

5 celse süren Ankara İstiklal Mahkemesindeki muhakemesi, Mahkeme Reisi Savcı Necip Ali Küçüka’nın, hakkında 3 yıl ağır hapis cezası istenmesine rağmen idam kararı ile kamil olmuştu. Uygun görülen karar, hiç vakit kaybedilmeden 3/4 Şubat gecesi Meclis önünde infaz edildi.

2.2. İskilipli Atıf Efendi’nin Muhakemesi

Elimizdeki mevcut kaynaklara baktığımızda İskilipli Atıf Efendi’nin yargı sürecinin sadece altıncı ve yedinci  zabıt defterlerindeki kayıtlar üzerinden günümüze ulaştığını görürüz. Lakin altıncı defterdeki kısmın, muhakemenin son kısmı; yedinci defterdeki kısmın ise yüzleştirmeler olması hasebiyle İskilipli Atıf Efendi’ye isnat olunan ceraimin sadece çok ufak bir kısmından haberdarız.

Muhakemenin beşinci celsesinin tutanağının[12] ‘’ –S: Halbuki o böyle söylemiyor. Diyor ki; ‘Beş tane Sebilürreşad idarehanesinden aldım, onları sattım. Tekrar gittim, kalmadı dediler.’ Sonra onlar size haber vermişler, siz on tane getirmişsiniz’’ ifadeleri ile başlıyor olması zabıt defterinin 123.-170. sayfalarına tekabül eden ve aynı zamanda da kayıp olan 4. ve 5. defterlerde en son, Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesinin, şapka inkılabına muhalefet maksatlı çıkan isyan bölgelerinde ve isyancıların ikametgahlarında, dükkanlarında ve yahut yanlarında bulunmasının konu edildiğini bize gösteriyor.

al Yine aynı celsenin tutanaklarında görebileceğimiz üzere; mahkeme azasından, kendisine yöneltilen İtilaf Devletleri lehine çalışmalar yapması ve Mustafa Sabri destekçisi olduğu yönündeki iddiaya İskilipli Atıf Efendi, ‘’Bu husus için size belge gösterdim. …. Resmi vesika gösteriyorum. Hakkımda olumlu kanaat sahibi olmak lazım gelir ve gelmelidir.’’[13] yanıtını veriyor. Makru’ tutanağın bu kısmının öncesindeik isyan bölgelerine gönderildiği isnat olunan kitaplar ile alakadar olan muhakeme haricinde hiçbir sual olmaması, mahkeme azasının gizli ve yasak yollarla Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesinin teminini kast ile ‘’ Bu yön isyanla alakadar olan en önemli yöndür. Ve isyanı ilgilendiren bölümdür. Sen de bunun için bu davaya dahil edildin.’’[14] ifadesine binaen Teali-i İslam cemiyeti imzasıyla dağıtılan meşhur beyanname meselesinin muhakemesinin -en azından 5. celsede ve sonrasındaki muvacehatlarda[15]– görülmediğini; elimize ulaşan bugünkü tutanaklar çerçevesinde İskilipli Atıf Efendi hakkında Kuvayi-i Miliye aleyhtarı olduğu ve milli mücadeleye karşı çıktığı için asıldığı yönündeki iddianın asılsız olduğunu ifade edebiliriz. Zira ne elimizdeki 6. defterde kayıtlı 26 Ocak 1926 tarihli 5. celsede ve muvacehat muhakematında; ne de 7. defterdeki muvacehat muhakematında Teali-i İslam cemiyetinin bastırdığı ve yaydığı beyannameler ile alakadar bir muhakeme safhası bulunmamaktadır. Beyanname meselesi merkum kayıtlarda yalnızca iki kez geçiyor olup mevzu bahis olunduğunda da mahkeme azası tarafından gelen bir sataşma, yaftalama ve isnat olarak gelmiştir. Yani konu ile ilgili herhangi bir muhakeme bu kayıtlarda bulunmamaktadır. Nitekim İskilipli Atıf Efendi’nin Makriköylü Hasan Efendi ile yapılan yüzleşmesinde şahit ve maznun makamlara yöneltilen Teali-i İslam cemiyeti mensuplarının muhtelif partilere üyeliklerinin sorulması ve ‘’Hepiniz particisiniz’’[16] ithamına binaen maznun makamı, ‘’ Fert başka; cemiyet başkadır …’’[17] ifadesinde bulundu. Bunun üzerine mahkeme azası, İskilipli Atıf Efendi’ye yönelik – ki matbu-mukayyet son bahistir- ‘’… sen yahut başkaları o beyannameleri bastırıp da Yunan uçaklarıyla millet arasına attıktan sonra artık susmamak, durmamak lazımdır. Hata olduğunu itiraf etmelisin. Halbuki onu da demezsin, inadına söylemezsin.’’[18]diyerek mükerrer isnatta bulunuyor. İskilipli Atıf Efendi’nin, mahkeme azasına tekrar hatırlattığı delil niteliğindeki belge[19] ile birlikte mahkeme azası tartışmanın uzamaması ve konunun dağılmaması için ‘’… sus şimdi! Suçlamalara [isyan bölgelerine nakl ü te’mini sağlandığı isnat olunan meşhur risale hakkındaki suçlama]ne diyorsun onu söyle.’’ diyerek Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesi hakkındaki muhakemeye devam etti.

İskilipli Atıf Efendi aleyhtarlarının yukarıda bahsedilen isnatlarına karşılık bir de kendisinin lehtarları tarafından iddia edilen görüş odur ki; İskilipli Atıf Efendi, sırf Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli mezkur risalesini yazması nedeniyle asılmış olsun.

İskilipli Atıf Efendi’ye isnat edilen cürüm, Maarif Vekaleti onayı ile yayınladığı Frenk Mukallitliği ve Şapka kitabının, yayın onayı ve dağıtımı üzerinden henüz 18 ay geçmiş iken yine hükümetçe toplatılması, basımının yasaklanması ve eldeki 1600 nüshasına el konulmasına rağmen kitabın, propaganda maksadıyla İskilipli Atıf Efendi tarafından gizlice şapka isyanının yaşanacağı bölgelere gönderilmesiydi. Yani İskilipli Atıf Efendi’yi mahkemeye sevk ettiren şey mebhus risaleyi yazması değil; inkılapların muhafazası için yasaklanması ve basımının engellenmesine rağmen mezkur risalenin Giresun, Rize ve sair şapka inkılabından mülhem isyan bölgelerine temini hususunda adının geçmesidir.

2.2.1 İskilipli Atıf Efendi’nin İdamı

İskilipli Atıf Efendi ile aynı müsned ceraim ile tevkif edilen Tahir-ül Mevlevi[20] beraat etmiş; İskilipli Atıf Efendi ise idama mahkum edilmişti. Tahir Olgun, İskilipli Atıf Efendi’nin idamını ‘’ Birden bire gözüme ilişen bir manzara, beni olduğum yerde mıhladı. Evet, eski Meclis önündeki meydanın ortasına iki tane sehpa dikilmiş, onların arasında da beyazlar giydirilmiş iki vücut çekilmişti. Yüzleri diğer tarafa müteveccih olan bu cesetlerden birinin Atıf Efendi olduğu boyunun uzunluğundan ve hala görünen metin vaziyetinden anlaşılıyor, o refi vaziyetiyle merhum hayattaki halinden yüksek görünüyordu. Bilâ-ihtiyar gözlerimden yaş akarken … ‘’[21] sözleriyle aktarır.

 

SONUÇ

İskilipli Atıf Efendi, bir kesimin iddia ettiği üzere İngiliz ajanı olmayıp; Kuvayi-i Milliye ve milli mücadele aleyhtârı olduğu için de idam edilmemiştir. Hayatı boyunca yerine getirdiği me’muriyetlerdeki sebatı ve ilimdeki i’tibarı sayesinde Kosova, Üsküp ve Plevne Müslümanlarından; Kırım Evkaf Vekâletinden gayet ma’kul ve mu’teber teklifler almış olmasına rağmen bu teklifleri reddetmiştir.[22] Para yahut da itibar hırsı ile isnat edilen cürümleri işleyen birisinin bu denli cazip teklifleri reddetmesinde bir tutarlılık bulunamaz.  Bilakis milli mücadele karşıtlığı isnadını desteklemek maksadıyla ortaya atılan beyanname isnadı ve ‘milli mücadele düşmanı olduğu için asıldı’ yaftası tamamen asılsızdır.

İskilipli Atıf Efendi, bir kesimin iddia ettiği üzere Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli risalenin müellifi olduğu için de asılmış değildir. Zira kendisi, mebhus eserin yasaklanmasına rağmen teminine adı karıştığı için yargılanmıştı.

Gerekçeli idam kararına ulaşamadığım İskilipli Atıf Efendi’nin idamı ile ilgili söyleyebileceğim tek şey, savaş ve ihtilal dönemlerinde rastlanan anti-demokratik infaz kurumlarınca[23] yargılanmış ve vicdanî kabullerince davranmaktan içtinap etmeyen kurumlarca infaz edilmiş olduğudur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

  • NEDİM, Ahmet, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933
  • MEVLEVİ, Tahir, Matbuat Alemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri, Nehir Yayınları, İstanbul, 1990
  • MUMCU, Uğur, İstiklal Mahkemeleri, Cumhuriyet Gazetesi, 11 Kasım 1992
  • Vakit Gazetesi
  • ÜLKER,İbrahim, İstiklal Mahkemelerinin Yargılama Usulü
  • KILIÇ, Ali, İstiklal Mahkemesi Hatıraları, Sel Yayınları, İstanbul, 1995
  • TBMM Zabıtları

 

 

[1] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 356

[2] Muğla civarına tekabül eden bölge

[3] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. xv

[4] https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc001/karartbmmc001/karartbmmc00100045.pdf

[5] Ülker,İbrahim, İstiklal Mahkemelerinin Yargılama Usulü, sf.25

[6] KILIÇ, Ali, İstiklal Mahkemesi Hatıraları, Sel Yayınları, İstanbul, 1995, sf.77

[7] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. xxii-xxiii

 

[8] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. xxiii

 

[9] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 354

 

[10] Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idare-i umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilumum müessesata mensub memurin ve müstahdeminin, Türk milletinin ikstisâ etiş olduğu şapkayı giymek mecburuiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup; buna münafi bir i’tiyadın devamını Hükümet meneder.’’

( Mûzakeratt ihtiva eden zabıt ceridelerinin cilt ve sayfası; Cilt:19, sayfa 145,165, 247: 262 / https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc004/kanuntbmmc004/kanuntbmmc004671.pdf)

[11] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 355

[12] 26 Ocak 1926

[13] [13] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 114

[14] [14] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 111

[15] İskilipli Atıf Efendi’nin, Makriköylü (Bakırköy) Hasan Efendi, Osman Efendi, Yağlıkçı Hüseyin ve biraderi Yağlıkçı Mustafa, Ayıntebizade (Antepli) Salih, Seydişehirli Hasan ile olan muvacehatları.

[16] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 133

[17] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 133

[18] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 133

[19]’Yunan Tayyarelerinin Attıkları Beyannameler. Teali-i İslam Cemiyetinden:Vakit gazetesinin 1032 numerolu nüshasında ‘Teali-i İslam Cemiyetinin Beyannameleri’ ‘unvanlı bir fıkra gördük. Cem’iyetimizin tesisinden beri vâki bulunan neşriyatının, mühr-ü resmi ile tahtîmi muttahiz-i usul-ü cümlesinden olmağla; mühr-ü resmi ile mahtum olmayan neşriyatın Teali-i İslam cemiyetine te’allıkı bulunmadığı ve cemiyetin İstanbul gazetelerinde münteşir beyannamelerden mâ’adâ risale şeklinde ve suver-i sairede hiçbir beyanname neşr itmemiş olduğu beyan olunur. Vakit Gazetesi 1034. nüsha, 25 Ekim 1920

[20] Tahir Olgun

[21] Mevlevi, Tahir, Matbuat Alemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri, Nehir Yayınları, İstanbul, 1990, sf.322

[22] Ahmed Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, İşaret Yayınları, İstanbul, 1933, sf. 254

[23] Mumcu, Uğur, İstiklal Mahkemeleri, Cumhuriyet Gazetesi, 11 Kasım 1992

About Author

Tarih İstanbul Medeniyet Üniversitesi [email protected]

Leave A Reply