Sanma ki şehri geziyorum, Ben her köşebaşında seni arıyorum.
Beylerbeyi İskelesini solunuza aldığınızda sağınızda kalıyor. Sultan I. Abdülhamid tarafından annesi Rabia Sermi Sultan’ın anısına yaptırılmış (çok güzel bir jest, mükemmel bir sadaka-i cariye), ihtişamıyla deniz kenarına kurulmuş yalı camii örneklerinin en güzeli olduğu söylenir. Mimari açıdan özenildiği belli; hele ki 50 civarındaki pencere detayından ikindi vakti içeriye hücum eden güneşin parıltısı, âdemoğlunu dingin bir hâl ile buluşturuyor.



İkindi sonrası oturup sırtını mihraba yaslayınca, Beylerbeyi İskelesine yanaşan vapurların sesleriyle birlikte yapılacak şey gayet âşikâr. E, tabii şimdi bu dinginliğin birkaç sebebi var. En mühimi; ihtişamıyla deniz kenarında "Ben buradayım," diye bağıran camide insan sirkülasyonunun, caminin içinden ziyade avlusunu meşgul ediyor olmasıdır diye düşünüyorum. Canımı sıkan birkaç husus vardı; caminin ana girişi denize açılıyor olmasına rağmen koca kapı maalesef kapalıydı.

Bu ise ziyarete gelenleri müthiş bir estetik hazdan mahrum bırakıyordu. Bir diğer husus ise son cemaat yerinin devasa bir camekân ile kaplanmış olması (sebebini bilmemekle beraber, muhtemeldir ki yağmur korkusu) caminin bize sunduğu güzel kareyi bozmaya çalışmış; çünkü o kocaman camları pırıl pırıl tutmanın bile kendi başına meşakkatli bir mesai istediği âşikâr, tıpkı aynalar gibi😅.
Kapının kapalı olması avlusuna ulaşmaya engel değil tabii; yan kapıdan çıkış yaptığınızda sağ tarafınızda denize sıfır avlusuna ulaşıyorsunuz.

İkindi sonrası vakit ilerledikçe güneşin gökyüzünüzden usulca müsaade istemesi ve haylaz bir çocuk gibi sağa sola koşuşturan rüzgârın etkisini görünce insan yoğunluğu artış gösteriyor. Tabii bu artış şu demek oluyor: Avcı-toplayıcı günlerini hatırlayan insanoğlu oltasını aldığı gibi avluya hücum ediyor. Bu da kedi nüfusunun artması demek. Akılları suda berraklaşan balıklar çengellere takılıyor; güneşin gökyüzünde usulca süzülmesi gibi umut, kedilerin gözlerinde dehşetli bir parıltı olarak beliriyor. Vicdanı henüz pazara çıkmamış balıkçılar arada sırada kedilerin önüne servis ediyor balıkları.

Biraz hırgürün ardından balığı kapan kedi akşam ziyafetine başlıyor. Bu kalabalığın varlığı, caminin bizlere sunmuş olduğu duru havayı bozmaya yetmiyor. 3 tane Hamid-i Evvel Camii olduğunu öğrendim, inşallah muhtelif vakitlerde gider oraları da ziyaret ederiz.


Vakkas Sakar
Yorumlar
Yorum Yaz