İSLAM SANAT ANLAYIŞININ KAYNAĞI

0

 

İslam sanatında eşya ile mekân ilişkisi incelenecek olursa eşya mekâna saygılı, mekân eşyayı kapsayıcıdır. Bir üstünlük ve sınırlayıcılıktan uzak, daha ulvi olan uyum çerçevesinin gözetilmesiyle bir bakıma vahdeti vücut anlayışıyla birbirlerini tamamlarlar. Bu anlayış, mekânın eşya ile sınırlanmadığı daha geniş bir zemin hazırlayan hatta fonksiyonel ayrışmayı ortadan kaldıran mekânı kimlikten uzak bir köleleştirmeye götüren kapitalist düşünce bağlamından uzaktır. Aslında olduğu gibi bir mekânın çok farklı işlevleri aynı anda kullanıma sunduğu gözlendiği bu sanat anlayışı sanatın kendisi olan asılın dahi tıpatıp kendisi olan eddin olan İslam’dır.

İslam sanat anlayışının uyum ve sadeliği, aslında herhangi bir etkileşimden peyda olduğuna dair düşünce ve yaklaşımlardan uzak olduğunu göstermektedir. Çünkü rakip görülecek Hristiyan sanatı görkem ve ihtişam yarışının tam ortasında iken İslam sanatı bu yarışma barbarlığından uzakta sadelik ve uyum medeniyeti inşasına koyulmuştur.

Kubbe, İslam mimarisine akustik ve estetik bir yaklaşımdan öte bir örtü aracı olarak dâhil olmuş iken bir başka kullanım alanı olan Hristiyan mimarisi onu bir görkem totemine çevirmiştir. Kubbenin bu farklı kullanımları zemindeki düşünce ve yaklaşım farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Sadeliğin yitirildiği bir yerde kurumuş bir ağacın içinden çıkan yeni yeşermiş bir tomurcuk gibi sanat tarihine dâhil olan bu anlayış, bir nebze iyileşmeler gözlemlenmesine karşın sonraki süreçte yozlaşan sanat anlayışı ile o ham güzellik bir grup aydın mütefekkir hariç olmak üzere geri kalanlar tarafından boşlanmış, kenara itilmiştir.

Günümüz kapitalist tekdüze sanat anlayışından farklı olarak İslam sanat anlayışı özgün olmayı, biricik olmayı benimsemiştir. Birebir tasvirden kaçınmak -ki bu yaratıcıyı taklit olarak algılanacağı için- zamanla kendi soyutlama ve biçimlendirme yeteneğinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu gelişmeler arabesk üslubun da gelişmesini sağlamış; sanat, hem bir zanaat hem bilim ile uyum sağlamaya başlamıştır. Arabeskin ritim duygusu geometrik duygunun da dahli ile aslın dışında bir biçimleniş tarzını ortaya çıkarmış, müzik gibi ritim de sanatsal bir öğe olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Sanat anlayışında ele alınan bir başka kavram ise güzeldir. Güzel, daha önce beş duyu organı için sağladığı haz nispetinde ‘güzel’ olarak adlandırılabilirken İslam sanatı, ‘güzel’ olanı, ilahî kudretin temsili nisbetinde ölçütlendirmiştir. Artık bir şey için güzellik derecesi veya yaklaşımı tamamen ilahi vahdeti vücudu tefekkür ettiren bir potada işlenmiştir. Bir şeyin güzelliği orada Allah’ı görmek ile ilişkilidir.

Bu yeni tefekkür odaklı sanat anlayışı ahenksiz bir anlayış olmadığı gibi sadeliğin kendi ahengi ile baş döndürücülüğünde düşünsel bir devinimin başlangıcını da oluşturmuştur. Bu sadelik, ahengini yalnızca yapılarda sınırlı kalmaz. Bizzat yazının kendisinde bile bir şaheser oluşturma amacıyla yapımına başlanmış bir hattı latif ortaya çıkarmıştır. Artık sanatın dev saraylardan aşağılara halkın, toplumun veresiye defterine kadar indiği bir yaklaşım gözlenebilir. Anlatıldığı üzere bu artık bir güç gösterisi değil, maddenin ruhundaki anlam ögesiyle aslını buluşturma çalışmasıdır. Sanat artık tüm mahlûkatın asıl görevi olan mabuda ibadet rolünde görevlendirici olmaya başlatılmıştır.

Müessiri ile şekillenmeye başlayan eser, sanatullaha bir taş daha tanımlamaktır. Tüm müessirlerin gayesi bu tanımlamayı başarmak iken bir sonraki radde, hakikatte yanıp fenafillahta eriyip hakikatin bir mücevherini oraya koyup sanatın sahibi ile sanatın muhatabı arasından dahi çekilmesidir. Yoksa maazallah sanatçının kusuru hakikat sanatını gölgeler ve sanatçı asıl görevini yerine getiremez.

İslam sanatı biçimden uzak taşkın bir duygu ile ilahi arayıştır. İlahi bir taklit davranışından uzaklaşmak amacıyla soyut bir tasvir yeteneği yetiştirmiş ve kendi dilini geliştirmiştir. Artık bir lale resmetmek değil binlerce soyut lale modeli oluşturmayı mümkün hale getirmiştir. Bir takım stilize yaklaşım ile aslından ilham alarak kendi aşkın sanatını görmüş bunu anlatmaya çalışmıştır.

Davut Ufuk Erdoğan

About Author

Mimarlık / Tarih / Sanat Felsefesi / Kamu Yönetimi

Leave A Reply