İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Uluslararası sistemin ağırlık merkezinin hızla dönüştüğü, jeopolitik rekabetin yeryüzündeki dar boğazlarla sınırlı kalmayıp uzayın derinliklerine doğru ontolojik bir genişleme yaşadığı son derece kritik bir tarihsel eşikten geçmekteyiz. Şurası inkâr edilemez bir hakikattir ki 21. yüzyılın hegemonik nizamı, denizlere yahut karalara hükmedenlerin değil, alçak dünya yörüngesini (LEO) ticari, askerî ve teknolojik bir ekosistem olarak kendi tekelinde tutabilen aktörlerin omuzlarında yükselecektir. Tam da bu bağlamda devletlerin sahip olduğu kurumsal kapasiteyi kamu kurumları üzerinden okuma alışkanlığımız, yerini sivil havacılık ve uzay endüstrisindeki özel sektör atılımlarına bırakmaktadır. Nitekim Hindistan merkezli uzay teknolojileri firması Skyroot Aerospace’in aldığı 60 milyon dolarlık son yatırımla 1,1 milyar dolarlık değerlemeye ulaşarak “Hindistan’ın ilk uzay teknolojileri (spacetech) unicorn’u” unvanını elde etmesi, meseleyi sıradan bir ticari başarı öyküsünün çok ötesine, küresel astropolitik rekabetin merkezine taşımaktadır.
Söz konusu gelişmeyi finansal bir büyüme metriğiyle sınırlı biçimde okumak, Yeni Delhi’nin uzun süredir ilmek ilmek dokuduğu makro-stratejik vizyonu gözden kaçırmak manasına gelecektir. Mamafih Soğuk Savaş döneminde uzay araştırmaları, münhasıran ABD ve Sovyetler Birliği’nin devlet destekli devasa bütçeleriyle yürütülen bir prestij mücadelesiyken günümüz konjonktüründe bu tekel; maliyet-etkinlik, çeviklik ve inovasyon odaklı özel teşebbüslerin eline geçmektedir. Hindistan’ın devlet uzay ajansı ISRO’nun (Hindistan Uzay Araştırma Örgütü) yıllardır biriktirdiği muazzam teknolojik know-how’ı özel sektörün dinamizmiyle entegre etme kararı, devlet aklının çağın ruhunu ne denli isabetli okuduğunun en açık göstergesidir. Nitekim 2026 yılı itibarıyla Hindistan’ın o yılki dördüncü, toplamda ise 132. unicorn’u olan Skyroot, devletin açtığı yasal ve altyapısal koridordan ilerleyerek ülkesinin stratejik otonomisini tahkim eden bir sivil güç çarpanına dönüşmüştür.
Hal böyleyken Skyroot’un kat ettiği mesafenin diplomatik ve güvenlik eksenindeki şifrelerini çözebilmek için firmanın operasyonel hedeflerine yakından bakmak elzemdir. 2022 yılının Kasım ayında Hindistan’ın ilk özel yörünge altı roketi olan Vikram-S’i fırlatarak tarih yazan şirket, şimdilerde çok daha büyük bir meydan okumaya hazırlanmaktadır. Hindistan’ın tamamen özel sektör tarafından geliştirilen ilk yörünge roketi (orbital rocket) olan Vikram-1’in önümüzdeki haftalarda fırlatılacak olması, ülkenin uydu fırlatma pazarındaki rekabetçiliğini radikal bir biçimde artıracaktır. Üstelik bununla iktifa edilmeyerek ileri seviye kriyojenik motor teknolojisine sahip, bir tonluk yük taşıma kapasiteli Vikram-2 için çalışmaların hızlandırılması, Hindistan’ın Batılı müttefiklerine ucuz fırlatma hizmeti sunan bir taşeron konumunun ötesine geçip küresel telekomünikasyon ve gözlem uydusu pazarında oyun kurucu bir aktör olma iddiasını tebarüz ettirmektedir. Şirketin yeni inşa ettiği “Infinity” kampüsünden ayda bir roket fırlatma hedefi, açıkçası SpaceX’in yarattığı sarsıcı maliyet devrimine Küresel Güney’den verilmiş en somut ve iddialı yanıttır.
İşin jeoekonomik veçhesine bakıldığında ise Skyroot Aerospace’in arkasındaki sermaye yapısı, uluslararası sistemdeki güvenin nereye doğru aktığına dair son derece net bir fotoğraf sunmaktadır. Sherpalo Ventures, Singapur merkezli GIC ve Temasek gibi küresel sermayenin devlerinin yanı sıra Alphabet (Google) yönetim kurulu üyesi Ram Shriram’ın bu tura liderlik edip şirketin yönetim kuruluna girmesi katiyen bir tesadüf değildir. Küresel yatırımcılar, tedarik zincirlerinin Çin’e olan bağımlılığını azaltma (de-risking) stratejisi çerçevesinde Hint-Pasifik mimarisinin en güçlü kalelerinden biri olan Hindistan’ın teknolojik ekosistemine milyarlarca dolar akıtmaktadır. Oysaki birkaç on yıl evveline kadar Batılı başkentler teknoloji transferi konusunda Hindistan’a şüpheyle yaklaşırken bugün mezkûr ülkenin savunma ve uzay start-up’ları, küresel yatırım ağlarının en güvenli limanlarından biri olarak kodlanmaktadır. Zira bu sermaye girişi donanım ve yazılımla sınırlı değildir; aynı zamanda Hindistan’ın demokratik istikrarına ve uluslararası nizam ile uyumlu devlet aklına yapılan bir jeopolitik yatırımdır.
Öte yandan uzaya erişimin artık bir lüks değil, ulusal güvenlik ve ekonomik beka için bir ön koşul olduğu aşikârdır. İletişim altyapılarının, sınır güvenliğinin, iklim kriziyle mücadelenin ve siber istihbaratın bütünüyle uzaydaki varlıklar, yani uydular üzerinden yürütüldüğü bir çağda, kendi roket sistemlerine sahip olmayan devletlerin “tam bağımsızlık” iddiaları havada kalmaya mahkûmdur. Bu zaviyeden bakıldığında Skyroot Aerospace’in unicorn statüsüne erişmesi, Hindistan donanmasının yeni bir uçak gemisi inşa etmesi veya hava kuvvetlerinin envanterine yeni nesil savaş uçakları katması kadar stratejik bir kıymeti haizdir. Nitekim ABD’den Avrupa’ya ve Güneydoğu Asya’ya kadar dünyanın dört bir yanından gelen fırlatma talepleri, Hindistan’ı uzay diplomasisi (space diplomacy) alanında eli en fazla güçlenen ülkelerden biri hâline getirmektedir.
Sonuçta Skyroot vakası bizlere, kalkınma ve güvenlik ikileminin devlet bürokrasisiyle sınırlı bir mekanizma üzerinden çözülemeyeceğini; sivil aklın ve özel teşebbüsün millî menfaatler doğrultusunda nasıl devasa bir güce dönüştürülebileceğini tüm çıplaklığıyla göstermektedir. Geleneksel bürokratik hantallığından sıyrılıp kendi “New Space” (Yeni Uzay) ekosistemini inşa eden Hindistan, asimetrik tehditlerin ve büyük güç rekabetinin cirit attığı bir uluslararası arenada devlet kapasitesini uzayın derinliklerine taşıyarak emsalsiz bir rüşt ispatı sunmaktadır. Velhasıl önümüzdeki yıllarda küresel istikrarın ve teknolojik tahakkümün sınırları çizilirken çok kutuplu dünyanın yeni mimarisinde başat aktörlerin kimler olacağı, okyanusların derinliklerinden ziyade uzayın o karanlık fakat stratejik fırsatlarla dolu yörüngelerinde elde edilen bu tür sivil-teknolojik zaferlerle tayin edilecektir.
Abdulkadir Aksöz
Yorum Yaz