HASAN FEHMİ | JAPONYA MECLİS-I MEBUSANI’NDA

0

Japonya Meclis-i Mebûsânı’ndan bahsedilince ihtimâl ki bütün vatandaşlarım muhteşem ve müzeyyen bir binada yahut sarayda bulunacaklarını zannederler. Ben de ibtidâ-yı emirde böyle bir fikre zâhib olmuş ve müşâhedâtımı ol sûretle kayda hazırlamış idim. Fakat binaya takarrubla refîkim Japon’un gösterdiği tarafa baktığımda birdenbire mütehayyir oldum. Hatta refîkime ihtimal ki aldanıyorsunuz demek derecelerine vardım. Evet, bütün zan ve tahminimin haricinde gayet sade ve basit bir bina karşısında bulunuyordum. Hariçten Tokyo’da bulunan mebânî-i sâireden farkı yalnız biraz geniş olmasından ve kapının önünde terbiyeli ve temiz giyinmiş polis memurlarının nöbet beklemesinden ibaret. Bina sadelik ve nezâfet içinde. Binaya dahil olduğumuzda memur-ı mahsûsunun bir nezaket-i fevkalâde ile ayakkabılarımızın çıkarılması ihtârına tebe’iyetle fotinlerimizi çıkarıp Japonların gayet hafif ve zarif hasır terliklerini ayağımıza takarak memur delâletiyle hânedân imparatoru âzasına mahsûs locanın yanındaki bölmelerden birine dahil oldum.

 

Mebûsân amfiteatr tarzında üçer kişilik sıralardan ahz ü mevki’ etmişler. Vükelâ mevkiinde Başvekil Baron Katsura, Hâriciye Nâzırı, Maârif Nezâreti Muâvini ahz-ı mevki’ etmişlerdi.

 

O günkü müzâkerât meyânında Hâriciye Nezâreti istîzâhı ve Kutb-i Cenûbî Heyet-i Keşfiyesi’ne tahsîsât i’tâsı mesâili mevzubahis olduğundan pek çok halk toplanmış idi.

 

Etrafa atfedilecek ilk nazarda buranın Meclis-i Mebûsân olduğuna insanın inanmayacağı geliyor. Çünkü mebûs mevkiinde başı açık, göğsü açık, ayağında Japon terliği, sırtında kimono tabir olunan Japon elbisesi bulunan birtakım zevât toplanmışlar. Kâffesi sâkit, mütevazı fakat îcâbında fedâkar bir müdâfi. Doğrusu terakkiyât-ı maddiye ve maneviyesiyle hayret ve takdîr-i âlemi câlib bir milletin, kendisinin birkaç misli kuvveti hâiz bulunan düşmanı sırf milliyet ve vatanperverlik hissiyâtına tâbi olarak mağlûp eden Japon kavminin Meclis-i Mebûsân’ı bu olduğuna insan hayret ediyor.

 

Her tarafta meşhûd olan ahvâl, Japon milletinin veyahut hükümetin mebûsâna ehemmiyet vermediği zehâbını verecek bir derecededir. Fakat bu zehâbın ne kadar yanlış olduğu ve hükümetin teklifine nasıl bir cevap verildiği âtîde zikredeceğim bir misal ile tavazzuh ediyor.

 

Meclise muvâsalatımızda Hâriciye Nâzırı Komora Cenapları, koca Rusya Hükümeti’nin başvekili Kont Vitte’yi mağlûp eden küçük boylu fakat pek büyük fikirli Japon Nâzırı istîzâha cevap veriyordu. Gözleri daima bir noktaya ma’tûf  olarak söz söyleyen bu zât, tercümanın ifadesine nazaran yalnız kâfî cevaplar i’tâsıyla iktifâ ediyor, daha doğrusu pek büyük ve yüksek düşünen bu nâzır söz söylemekte o kadar mahir değil. Zaten umûm Japonlar iktizâsından fazla söz söylemezler.

 

Hâriciye Nâzırı’nın sâkitâna verdiği îzâhat kemâl-i dikkatle dinleniyor ve mebûsân salonunda hiçbir fert yokmuş gibi bir sükût hükümrân oluyordu. Îzâhatin hitâmında pek şiddetli gürültülere intizâr ediyordum halbuki yalnız birtakım mebûsların mevkî-i hitâbete çıkarak saatlerce söz söylemeleri ile işe hitâm verildi. Bu, meseleye ehemmiyet verilmediğinden değil; bilakis terbiye-i ictimâiyenin mükemmeliyetinden mütevellid bir hal idi.

 

Şimdi sıra şâyân-ı hayret olan mebûsların sözüne geliyor. Birkaç mebûsun saatlerce devam eden nutkundan sonra âmâ bir mebûs mevkî-i hitâbete çıktı. Merak ile saate baktım, bir saatten fazla söz söyledi. Söylerken aldığı etvârından ve tercümanımızın ifadesinden, bu nimet-i basardan mahrûm mebûsun bütün ifadâtını kavâid-i fenniye ve ilmiyeye istinâd ettirerek söylediği anlaşıldı. Evet Japonya’da bir âmâ bile kavâid-i ilmiye ve fenniyeye vâkıftır. Çünkü müessesât-ı ilmiyesi mebzûl.

 

Bundan sonra mevzubahis olan mesele Japon Kutb-i Cenûbî Cemiyeti’nin Mülâzım … riyâsetinde gönderdiği heyet-i keşfiyeye tahsîsât i’tâsı hususu idi.

 

İşte bu mesele mevzubahis edildiği anda pek çok mebûsların söz istediği ve böyle ilmî, fennî bir meseleyi şiddetle müdafaâya hazırlandığı görülüyor idi. Tahsîsât i’tâsı esas itibârıyla kabul edildiğinden münâkaşa yalnız miktarı hakkında cereyân ediyordu. Neticede gürültü patırtı, hatta birbirini tahkîr gibi bir dereceye gelmiyor, herkes hasmını kavâid-i ilmiye ve fenniye dairesinde ilzâma uğraşıyor. Ve hakîkat olunca muhalif bile olsa kabulde tereddüt etmiyor. Hulâsa bir heyet-i ilmiyenin müdafaâsına ma’tûf olan, asabiyetle titreyen sadâlar bütün binayı sarsıyordu. Nihayet kürsi-i hitâbete geçen ikinci bir âmâ mebûsun şu: “Japonların Kutb-i Cenûbî’yi tamamen keşfettiklerini işitmek isterim.” suretindeki ifadesi alkış tufanlarına gark edildi. Bütün bu müşâhedâtım Japonya Meclis-i Mebûsânı’nın bir müdafi-i kavî olduğunu gösterdi. Mesele ehemmiyetle telakki edildiğinden müzâkere yevm-i âhara ta’lîk edilerek meclise hitâm verildi.

 

Bu ziyaretimden bi’l-istifade Nasyonalistlerden Mebûs Sasaki Cenaplarıyla mülâkat ettim ve bu mesele hakkındaki fikirlerini sordum. Cevaben “Tahsîsât i’tâsı hususunda umûm mebûslar müttahiddir; ihtilaf yalnız miktarındadır. Japon mebûsları ilim ve fen nâmına vukûa gelecek bütün teşebbüsâtın hâmîsi olacak ve bütün mevânii ref’ etmekte mebûsların yekvücut olarak çalışacaklardır. Milletvekili olmak dolayısıyla aksi sûrette hareket etmek bizim için mümkün değildir. Devre-i intihâbiyemizin hitâmında millete hesap vereceğimiz zaman onlara karşı îfâ ettiğimiz hidemât-ı nâfi’a  ile mücehhez olarak çıkmak isteriz.”dedi. Japonya hayret ve takdîr-i âlemi câlib etmiş müterakkî bir memleket olduğu halde niçin mebûsana mükemmel bir bina inşa etmiyor yolundaki suâlime gülerek şöyle cevap verdi:

 

“Bugün milletimiz matlûb olan derece-i refâh ve saâdete nâil olmamıştır. Madem ki biz milleti temsil ediyoruz, onun derece-i refâhiyeti ile mütenâsib bir binada bulunmalıyız.Bizce zevâhirin ehemmiyeti yoktur. Dairenin mükellef ve müzeyyen olması ile adi bir kulübeden ibaret olması arasında bir fark yoktur. Asıl mesele tevdî’ olunan vekâleti îfâ etmek ve hukuk-ı milleti sıyânet etmektir. Birkaç sene mukaddem hükümetimiz bu babta milyonlar tahsîs eylemiş idi. Fakat bu meblağın milletin terakkisini ve vatanın müdafaâsını temîn edecek umûr-i mühimme için sarf edilmesi mebûsân-ı ittifâk-ı ârâ ile kabul ve şimdilik hükümetin bu teklifi reddedilmiştir. Evet biz mükellef ve müzeyyen saraylarda oturabiliriz lakin milletimizin bir kısmı pek büyük bir müzâyakada iken bu bizim için bir vicdan azabı olur. Millet mebûsân binası yapacaktır fakat bu,kendisinin refâh ve saâdet-i matlûbeyi bulmasına mütevakkıftır.”

 

İşte adi görünen ve üstünde millî elbisesinden mâ-adâ bir şey bulunmayan bir Japon mebûsunun ifadesi.

 

Bu sözleri bilhassa muhterem mebûslarımızın nazar-ı dikkatine arz ederim.

 

Meşrûtiyet-i idareye henüz mazhar olan millet-i Osmaniyenin vekilleri bulunan zevât-ı kirâmın bütün harekâtını en ufak teferruâtına varıncaya kadar yalnız müvekkilleri değil bütün âlem-i İslâm ve hatta bütün cihan tetkîk ve takîp etmektedir.

 

İstanbul’da, Meclis-i Mebûsân’da cereyân eden bir vaka ertesi gün Tokyo’da münteşir İngilizce gazetelere intikâl ediyor. Meşrûtiyet idaremizden memnun olmayan hükümâtın bi’l-iltizam bu gibi vakaya daha ne kadar yalanlar ilave edebileceklerini ve bu sûretle İdare-i Osmaniye’yi lekelemeye çalışacaklarını da nazar-ı dikkatten dûr tutmamalıdırlar.

 

Tokyo’da tahsîlde bulunan

HASAN FEHMİ

Osmanlıca Okumaları

 

About Author

Leave A Reply