İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Maskelerin Ötesinde Bir Hakikat Arayışı: Malcolm X ve Dönüşümün Gücü
Günümüzde kahramanlar genellikle pürüzsüz mermerlerden yontulmuş, hatasız ve statik figürler olarak sunuluyor. Onları yüksek kürsülere, ulaşılmaz kaidelerin üzerine yerleştiriyoruz. Oysa bazı insanları anlamak için onları yukarıya koymak yetmez; biraz yanlarına oturmak, nefes alışlarını duymak ve yüzlerindeki yara izlerine bakmak gerekir. Malcolm X, tam da böyle bir figürdür. Onu "efsane" katına hapsedip dondurmak, aslında onun en büyük başarısını, yani "insan olma ve değişme cesaretini" görmezden gelmektir. Malcolm X, kürsüde doğmamıştı; o sokakta yoğrulmuş, hatalarıyla büyümüş ve okuyarak küllerinden doğmuş bir adamdı.
Düzenin Gölgesinde Bir Çocukluk: Kendinden Nefret Etmeyi Öğrenmek
1925 yılında Nebraska’da Malcolm Little olarak dünyaya gözlerini açtığında, kaderi çoktan başkaları tarafından yazılmış gibi görünüyordu. Amerika’nın o dönemki karanlık yüzü, onun çocukluğunu bir kabusa çevirmekte gecikmedi. Babası Earl Little, siyahların onurunu savunduğu için beyaz ırkçılar tarafından hedef alındı; evleri yakıldı ve Malcolm henüz bir çocukken babası şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Bu travmanın ağırlığı altında ezilen annesi Louise Little, akıl sağlığını kaybederek bir kliniğe yatırılınca, Malcolm için dünya gerçek anlamda bir "ıssızlık" haline geldi.
Sistem ona çok erken yaşta bir ders vermişti: "Bu düzen senin lehine değil." Gençlik yıllarında suça sürüklenmesi, sadece bireysel bir tercih değil, sistemin onu ittiği o karanlık boşluğun bir sonucuydu. Yıllar sonra o dönemi anlatırken kurduğu şu cümle, sosyolojik bir otopsi niteliğindedir: "O zamanlar kendimden nefret ediyordum ama bunun adını bilmiyormuşum." Bu, bir insanın ruhuna sızan sistematik değersizleştirilme duygusunun en çıplak ifadesidir. Ancak Malcolm’un hikâyesi burada bitmez; çünkü o, kendinden nefret etmeyi öğrendiği gibi, bu nefreti bir bilinç meşalesine dönüştürmeyi de öğrenecekti.
Parmaklıklar Arasındaki Laboratuvar: İrade ve Yeniden İnşa
Hapishane, pek çokları için yolun sonu olsa da Malcolm için bir laboratuvar, bir yeniden doğuş merkezi oldu. Duvarların ardındaki o sessizlikte, kendi içindeki gürültüyü keşfetti. Okumaya, ama gerçekten okumaya başladı. Sözlüğü baştan sona el yazısıyla kopyalaması, sadece kelime haznesini geliştirmek için değil, dünyayı yeniden adlandırmak içindi. Zihnini eğittikçe, parmaklıkların aslında sadece fiziksel olduğunu fark etti.
Bugün "imkânım yok" diyerek hayallerinden vazgeçen binlerce gence, Malcolm’un hapishane kütüphanesinden yükselen sesi bir tokat gibi çarpar: "Eğitim, geleceğin pasaportudur. Yarın, bugünden hazırlananlarındır." O, imkânsızlığın içinde iradeyi seçti. Kitapların açtığı kapılar, hapishane duvarlarının kalınlığından daha güçlüydü. Artık o, sistemin tanımladığı "suçlu genç" değil, kendi hakikatini arayan bir entelektüel adayıydı.
"X" Harfinin Ağırlığı: Kimlik Bir İnşadır
Soyadındaki "X", sıradan bir harf ya da bir gizem sembolü değildi. Kölelik döneminde atalarının isimlerini çalan sisteme karşı bir protesto, kaybolmuş bir geçmişin yasını tutan bir boşluktu. "X, kayıp olan gerçek adımı temsil ediyor" diyordu. Bu hareket, bir insanın kendisine başkaları tarafından verilen etiketi reddetme ve kendi kimliğini sıfırdan inşa etme çabasıydı.
Genç kuşaklara verdiği en büyük derslerden biri de budur: Kimlik, size miras bırakılan bir tabela değil; bedelini ödeyerek kurduğunuz bir bilinçtir. Size kim olduğunuzu söyleyen çok olur; toplum, medya ya da aile size bir rol biçer. Ancak Malcolm X, bu rollerin hepsini elinin tersiyle itti. O, sadece bir grubun temsilcisi değil, kendi onurunun mimarı olmayı seçti.
Sarsıcı Bir Gerçeklik: Rüya Değil, Hakikat
Malcolm X konuştuğunda insanlar rahatlamazdı; aksine, yerlerinde huzursuzca kıpırdanırlardı. Çünkü o, insanları uyutacak ninniler değil, uyandıracak çığlıklar atıyordu. "Ben kimseye rüya satmıyorum, gerçeği söylüyorum" derken, Amerika’nın "Amerikan Rüyası" masalına karşı "Amerikan Kabusu" gerçeğini koyuyordu.
En çok tartışılan "Özgürlüğünüzü barışçıl yollarla elde edemezseniz, başka yollar denersiniz" sözü, genellikle yanlış anlaşıldı. O, şiddet aşığı bir adam değildi; o, şiddete maruz kalan bir halkın kendisini savunma hakkını dile getiriyordu. Sürekli ezilen, hor görülen ve öldürülen bir topluma "sonsuz sabır" tavsiye etmenin adaletsizlik olduğunu biliyordu. Onun sert dili, yüzyıllardır birikmiş bir acının tercümesiydi. Sesini yükseltiyordu çünkü alçak sesle söylenenlerin duyulmadığı bir sağır duvarla karşı karşıyaydı.
Değişme Cesareti: Hac ve Evrensel Uyanış
Malcolm X’i sıradan bir siyasi figürden ayıran ve onu gerçek bir "bilge" mertebesine yaklaştıran şey, kendi fikirlerini bile sorgulayacak kadar dürüst olmasıydı. Mekke’ye gittiğinde yaşadığı o büyük dönüşüm, düşünsel evriminin zirvesidir. Orada dünyanın her yerinden gelen, farklı renklerdeki insanların aynı amaç etrafında toplandığını gördü.
Döndüğünde, eski keskin ırksal sınırlarını yıktı: "Ben, mavi gözlü, sarı saçlı ama kalbi adil olan insanlarla aynı sofraya oturdum." Bu cümle, bir insanın kendi geçmişindeki öfkeyi nasıl aşabileceğinin en güzel örneğidir. Irkçılıkla savaşırken bir ırkçıya dönüşmemeyi başardı. Bugün fikir değiştirenlerin "istikrarsızlık" ile suçlandığı bir çağda, Malcolm X bize şunu hatırlatıyor: Öğrenen insan değişir; değişmeyen ise sadece düşünmeyi bırakmıştır.
Kısa Bir Ömür, Uzun Bir Yankı
Onun davası artık sadece Amerika’daki siyahlar için değil, dünyanın her yerindeki mazlumlar, sömürülenler ve sesi kısılmışlar içindi. Sorunun sadece ten rengi değil, güç dengesi ve çifte standart olduğunu anlamıştı. "Eğer adaleti savunuyorsanız, bunun bir rengi yoktur" diyerek mücadelesini evrensel bir boyuta taşıdı.
Bu değişim, onu hem eski dostları hem de eski düşmanları için bir hedef haline getirdi. Tehditler, izolasyon ve yalnızlık içinde geçen son aylarında bile geri adım atmadı. 1965 yılında, henüz 39 yaşındayken suikasta kurban gitti. Katilleri onun bedenini ortadan kaldırdılar ama fikirlerinin önüne geçemediler. Aksine, onun ölümü sözlerini daha da ölümsüz kıldı.
Sonuç: Bir Put Değil, Bir Yol Arkadaşı
Malcolm X’i bugün anarken onu bir put haline getirmemeliyiz. Onu değerli kılan, gökten zembille inmiş bir kusursuzluk değil; yeryüzünde dizleri kanayarak yürüdüğü o yoldur. Yanılması, öğrenmesi, özür dilemesi ve yeniden başlamasıdır. O, bize ulaşılamaz bir kahramanlık masalı değil, bir "mümkün olma" hikâyesi bırakmıştır.
Eğer bugün dünyada ya da kendi hayatımızda bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, Malcolm’un şu vasiyetini cebimize koymalıyız: "Geleceğe ait olmak istiyorsan, bugünden sorumluluk al." O, bize sloganları değil, uyanık bir bilinci miras bıraktı. Onu idol yapan şey öfkesi değil, o öfkeyi bir inşa gücüne dönüştüren samimi arayışıydı.
Ercan Aytekin
Yorum Yaz