İRAN'DA DİN VE DEVLET İLİŞKİSİ

BATI ASYA TARİH

İran'da Din ve Devlet İlişkisini İnceleyelim

İran'da Din ve Devlet İlişkisi

İran’da uzun bir dönem Pers hâkimiyeti söz konusudur ve bu dönemlerde Zerdüştlük etkin bir konumdadır. İslam hâkimiyetinin başlamasıyla birlikte Zerdüştlerin önemli bir kısmı Hindistan’a göç etmiş, orada günümüze kadar az da olsa varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Sasaniler döneminde dine verilen önem özellikle dikkat çekicidir. Benzer şekilde Şah İsmail döneminde de din, devlet politikalarının merkezine yerleştirilmiştir. Bu noktada özellikle Sasaniler dönemine yakından bakmak gerekir.

Sasaniler dönemine ait Name-i Tansar adlı bir metin bulunmaktadır. Bu metinde “din ve devlet bir “anneden” doğmuştur ve asla birbirinden ayrılamaz” ifadesine yer verilir. Din ile devleti aynı düzlemde konumlandıran Sasaniler, Avesta metinlerini derleyip eyaletlere göndermiş, böylece dinî bir birlik tesis etmeyi amaçlamışlardır.

Yahudilik, bilindiği üzere ilk tek tanrılı dindir; Ermeniler ise Hristiyanlığı kabul eden ilk millettir. Her iki örnekten de dinin, bu toplumların ayakta kalmasında belirleyici bir rol oynadığını görmek mümkündür. Yahudiler, tarih boyunca maruz kaldıkları baskılara, pogromlara ve hatta soykırıma rağmen Yahudilik bilincini muhafaza etmişlerdir. Ermeniler de Hristiyanlığa güçlü biçimde sahip çıkmış, Zerdüştlüğü terk ettikten sonra bu dine bir daha geri dönmemişlerdir.

Şah İsmail döneminde ise Şiilik devletin resmî dini olarak ilan edilmiştir. Bu süreçte Sünni kesimlere ve tasavvuf çevrelerine karşı ciddi bir mücadele başlatılmıştır. O dönemde İran büyük ölçüde Sünni bir coğrafya olmasına rağmen, kapsamlı kıyımlar yaşanmıştır. Şiilik meselesinin, dinî olduğu kadar hatta ondan daha fazla siyasî bir mahiyet taşıdığı ve iktidar ilişkileri üzerinden şekillendiği açıktır.

Bu iki tarihsel örnek özellikle dikkatimi çekti. Şiilik, bugün İran toplumunun büyük çoğunluğunda derin bir şekilde hissedilmektedir. Safeviler döneminde kapsamlı bir Şiileştirme politikası yürütülmüştür. Bu süreçte Türkmenler devletin önemli kademelerinde görev almışlardır. Her ne kadar ilerleyen dönemlerde bu Türkmen unsurlar tasfiye edilmeye çalışılsa da, Pehlevilere kadar yaklaşık bin yıl boyunca İran’ı Türk hanedanlarının yönettiği görülmektedir. Günümüzde dahi İran devlet aklında ve yönetim kademelerinde Türklerin artan nüfuzunu gözlemlemek mümkündür.

İran günümüzde ise İslam devrimini yaşıyor. İran’da Rıza Şah iktidara geldiğinde mollaların gücünden korkmuştu ve onların gücünü kıracak hamlelerde bulunmuştu. Üniversite okuma şartı getirilecekti. Evlilik gibi alanlar dışında hükümleri kalmayacaktı. Rıza Şah aşiretlerin ve din adamlarının gücünü kırmak için hamlelerde bulunuyordu. Batı’da ise dinin rolünün ortadan kalktığı yönünde tartışmalar yürütülüyordu. Devletlerin karar almasında dinin bir rolü bulunmuyor gibisinden görüşler öne sürülüyordu. Batı laik bir hayat sunarken Doğu’da Komunizm dini bastırıyor ve dinsiz nesiller yetişmesine sebep oluyordu. Böyle bir ortamda dinin rolünden bahsetmek herhalde mümkün olmamıştır.

Rıza Şah, Almanlara yaklaşınca Ruslar ve İngilizler tarafından tahttan indirildi. Yerine oğul Rıza Şah geçti. Muhammed Rıza Şah (oğul Rıza Şah) iktidarının ilk yıllarında gücünün törpülenmesiyle karşılaştı. Muhammed Musaddık Şah’ın gücünü kırma yönünde hamlelerde bulunuyordu. Bu dönemlerde kaynakların millileştirilmesi akımları dünyada söz konusudur. Mısır, Süveyş kanalını millileştirmeye çalışıyordu. Süper güçler için kaynaklar ulaşılabilir olmalıydı ve Batı’ya karşı kullanılmamalıydı. Mısır, Süveyş kanalını ilk hamlesinde millileştiremedi ve İran’da petrolü millileştiremedi. Ama Musaddık’ın çabaları sonucu İran’ın petrol gelirlerinden aldığı pay attı. İran bu dönemlerde Batı yanlısı politikalar izliyordu. Çünkü teknoloji ve askeri alanlarda Batı üstün konumdaydı. Doğu özellikle askeri alanlarda yenilgi üzerine yenilgi alıyordu.

Rıza Şah’ın korktuğu o öldükten sonra gerçekleşti. İranlı din adamları Pehlevi rejimini yıktılar. İran’da sömürge karşıtı damar çok güçlüdür. Aynısını biz ABD’de görüyoruz. ABD’de de yıllarca İngiliz sömürgesi altında kaldı ve sömürgeciliğe büyük oranda karşı çıktı ama kendisi de bu furyaya katılmadan daha sonra edemedi. Sömürgeye uğramış milletlerde de sömürge karşıtlığı mutlaka görülüyordu. Sömürge mirası Batı ve ABD’nin peşini uzun yıllar bırakmayacak gibi duruyor.

Humeyni’nin iktidarıyla İran farklı bir evreye girdi. Devrimi ihraç edeceğiz şeklinde anayasaya madde eklediler. Bu İran’ın başını uzun süre ağrıttı. Batı ise devrim ihraç edeceğiz şeklinde yazmadan devrimini her yere ihraç ediyordu. İran’ın devrim ihracı bölgesel kalırken Batı’nın devrim ihracı küresel boyutlara ulaştı ve büyük tepkilerle de karşılaşmadı Batı. İngilizce, starbuck, Mcdonalds ve Batı’nın bütün ürünleri dünyayı sardı. Asıl devrim ihraç eden ise Batı oldu.  

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz