İlim ve Medeniyet

ŞİDDETİN MEŞRULUĞU SORUNU

Antonio Gramsci’nin Tarihsel Bloğu ve Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetleri Bağlamında; Şiddetin Meşruluğu Sorunu

Şiddet yaşamın bir parçası olarak insanlık tarihinin her döneminde kendini hissettirmiştir. O, bazen kişiliği tahrip eden psikolojik travma, bazen de toplumsal yıkımlara sebep olan bir savaş aracı olarak ortaya çıkmıştır. Sömürge yarışını var olduğu iki dünya kabul edilirse İnsanlık tarihinin her evresinde bu iki dünyanın sakinleri farklı türler olarak algılanmış, güçlü olan zayıf olanı sömürgeleştirmeyi kendisine tanınan bir hak olarak görmüştür. Ancak bu hakkı ezilen halklar her zaman meşru görmemiş, haksızlıklara karşı direnişin meşruluğunu da farklı yollardan göstermeye çalışmışlardır.
Şiddetin meşruluğu ile ilgili bir yorum yapacaksak bu alanda temel kaynak kabul edilen Antonio Gramsci’nin Tarihsel Bloğu ve Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetleri kavramlarını çok iyi tasavvur etmeliyiz. Bu bağlamada öncelikle bu kavramlar hakkında bir bilgi verme ihtiyacı duydum. İlk olarak orta gelirli bir burjuva ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen, neo-Marksizm’in kurucularından biri olarak kabul edilen Antonio Gramsci ; “ Tarihsel Blok “ kavramını şöyle açıklar: Gramsci’ye göre kapitalizmin gücü sermaye ve baskıcı burjuva devletinin güvenlik güçleri (polis), ordu ve hukuk sistemiyle uyguladığı şiddet kadar üstyapıda ideolojik bir hegemonya kurmasından kaynaklanmadır. Burjuvazi hakim kültürü egemenliği altına yaratarak sınıf bilincini bastırmakta ve devrimci unsurları tabir yerindeyse uyutmaktadır. İşte tam da bu nedenle işçi sınıfı ve onun önderleri kendi kültürel değerlerini yaratmalı ve bunları hakim hale getirmek için çaba vermelidir. Gramsci’nin ünlü sendikacı Georges Sorel’den aldığı “historical bloc (tarihsel blok)” tabiriyle kastetmek istediği üstyapıdaki bu değişikliği gerçekleştirecek olan devrimci birliktir. Bu devrimci birlik ise entelektüeller topluluğudur. Burada Gramsci hegemonya kavramını, isçi sınıfının burjuva devletini yıkmak ve isçilerin devletin toplumsal tabanı olarak hizmet etmesini sağlamak için yaratması gereken ittifaklar sistemine işaret etmek için kullanmıştır.
Üçüncü Dünya’nın önemli düşünürlerinden olan Fanon şiddet kavramını Batı’nın Üçüncü Dünya halkları üzerindeki yıkıcı ve yok edici etkisine karşı farklı bir anlamda kullanarak yüceltmiştir. O şiddeti meşrulaştırırken, yerli halkın ezilen bilincini terk etmesi ve özgürlüklerini elde etme çabası olarak görmüştür. Fanon şiddeti bireysel düzlemde temizleyici bir güç olarak görürken sömürge insanının aşağılık kompleksinden ve umutsuzluktan kurtuluşunu da şiddetin meşrulaştırılmasına bağlar. O, şiddeti savunmaktan çok Kara Afrika’sındaki şiddeti açıklamak ve meşrulaştırmak niyetindedir. O, Batı’nın üçüncü dünya yerlileri arasında sömürge mantığının sonucu olarak uyguladığı şiddeti sorgularken, yerli halkın şiddet karşısındaki çaresizliği tersine dönen bir şiddetle zorladığı düşüncesindedir. Fanon, şiddeti yerli halkın kendisi üretmediğini tam tersine sömürgecinin uyguladığı şiddetin geriye yansımasının sonucu olduğu iddiasındadır. . Bu ise, şiddeti yerli bağımsızlık hareketleri açısından meşrulaştırmaktadır. Bu noktada Fanon sömürgeci şiddetin yarattığı bumerang etkisini gösterip çarpıcı örnekler sunar. Bir örnek:“ (…) Şimdi yedi yaşlarında bir erkek çocuğu ile beraberim. Vücudu yara bere içinde. Anasını, babasını, kız kardeşini önce tartaklayıp sonra da öldüren Fransız askerleri onu da tellerle sıkı sıkıya bağlamışlardı. Bir Fransız teğmen de görsün ve gördüğünü uzun süre hatırlasın diye çocuğun gözlerini elleriyle açık tutmaya çalışmış. Çocuk diyor ki: ‘Bir tek şey istiyorum: Bir Fransız askerini küçücük parçacıklara kadar kıtır kıtır doğramak…’ Fanon’da sömürge halkının sömürgeciye karşı uyguladığı şiddet kendisini yeniden var etme mücadelesidir.

Sonuç olarak Gramsci’nin ve Fanon’un bu bakışlarının tam olarak realiteyi yansıttığını düşünmüyorum. Gramsci var olan devlet otoritesinin burjuva ile bir araya gelerek kapitalizme hizmet için devletin güçlerini kullanarak devrimci ruhu uyuttuğunu söylese de devletin toplumsal düzeni sağlaması için belli güçleri, belli orantıyla kullanmasının meşru olduğunu düşünüyorum. Fanon bakışında ise şiddet ezilen halklar açısından meşru görülse de şiddetle direnişin çok anlamlı olmadığı bugün dünyada yaşanan tecrübelerden anlaşılmıştır. Kanaatimce pasif direnişler hem şiddeti dışlar hem de daha meşru zeminler oluşturur. Fanon zannedildiği gibi şiddet yanlısı değil tam tersine insancıl duyguların ağır bastığı bir düşünürdür. O her ne kadar sömürgeci anlayışlara tepkisini çaresizlik içinde şiddeti meşrulaştırarak savunsa da amacını kendi ifadelerinde bizimde katılacağımız şekilde şöyle sonlandırmıştır; “Avrupa için kendimiz için ve insanlık için, yoldaşlar bir başlangıç yapmalı, yeni bir düşünce tarzı geliştirmeli ve yeni bir insan yaratmaya çalışmalıyız” .

Oktay KAYMAK

Exit mobile version