İlim ve Medeniyet

AVRASYA’DA GÜNDEM- 7

Avrasya gündeminin değerli okuyucularımızın dikkatine ve ilgisine sunularak bölgesel konulardaki bilincin artırılması hedeflenen yazı serimizin yedincisi ile karşınızdayız.

Bu gündemde Mayıs ve Haziran ayının konuları ele alınacaktır. Bazı gündem konuları sitemizde analiz olarak paylaşılmıştır. Bültenimiz aylık olarak yayına çıkarak bölge üzerine araştırma yapan ilgililerin dikkatine sunulacaktır.

  1. ÖZBEKİSTAN VE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
  2. İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI VE ORTA ASYA
  3. TÜRKMENİSTAN VE KADIN HAKLARI
  4. KAZAKİSTAN VE 5 HAZİRAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ REFERANDUMU
  5. ÖZBEKİSTAN’DA VATANDAŞLARA SAKAL KONTROLÜ
  6. TÜRKMENİSTAN VE ORTA ASYA ELEKTRİK HATTI
  7. GÜNEY OSETYA VE RUSYA’YA BAĞLANMA REFERANDUMU
  8. ORTA ASYA VE KURAKLIK
İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI VE ORTA ASYA

İnsansız hava araçları özellikle son dönemlerde çatışma bölgelerinde gösterdikleri kabiliyetlerinden ötürü değişen savaş anlayışının en yeni unsurları haline gelmeye başlamıştır. Savaş yetenekleri ve milli güç kapasitelerine birim katkısı düşünüldüğünde birçok savunma sanayi ürününden çok daha etkili oldukları görülmüştür. Dünyanın önde gelen S/İHA üreticilerinden olan Türkiye‘de bu sektörün önemli aktörlerinden biridir.

Orta Asya devletleri ise hem savunma sanayi yapısı hem de bütçesi açısından önemli gelişme gösterememiş ve kısıtlı bir alanda kalmıştır. Genel olarak bu ihtiyacını karşılamak için de dış desteğe ihtiyaç duymaktadır. SSCB’nin çöküşü sonrasında bağımsızlığını kazanan bu devletler aynı zamanda SSCB’den kalan mühimmatı da kullanmak üzere envanterlere eklemiştir.

Süreç içerisinde çeşitli ticari ilişkiler neticesinde Rusya’dan askeri malzemeler satın almışlardır. Bu durum zaten birçok yönden Rusya’ya bağlı olan Orta Asya devletlerini Rusya’ya daha da fazla bağlamıştır. Günümüze gelindiğinde SSCB’den kalan mühimmatların eskidiği ve gereklilikleri karşılayamadığı anlaşılmaktadır. Özellikle milli güç kapasitelerinin geleneksel savunma unsurları üzerinden ölçülen birim kuvveti S/İHA ‘lar gibi etkin araçlarla artık değişkenlik göstermektedir.

S/İHA teknolojisinin ülke topraklarını korumada ve savaş kabiliyetlerini ürünün niteliği kapsamında artırdığını gören Orta Asya devletleri de bu eskimiş sistemler yerine artık yeni sistemleri getirerek ordusunu modernize etmek ve ihtiyaçlarını karşılamak istemektedir. Bu talep doğrultusunda Kırgızistan’ın Türkiye’den aldığı TB2’ler ve Kazakistan’ın ANKA’nın yurtdışındaki ilk üretim tesisine ev sahipliği yapması bunun önemli göstergelerindendir.

S/İHA teknolojisinin ülke topraklarını korumada ve savaş kabiliyetlerini ürünün niteliği kapsamında artırdığını gören Orta Asya devletleri de bu eskimiş sistemler yerine artık yeni sistemleri getirerek ordusunu modernize etmek ve ihtiyaçlarını karşılamak istemektedir.

Tabi bu gelişmeler üç farklı boyutuyla tartışılmaktadır. Birincisi, Rusya’nın kendi arka bahçesi olarak adlandırdığı Orta Asya devletlerinin Rusya’ya olan askeri bağımlılıklarında azalma yaşanması boyutudur. İkincisi ise bölge devletlerinin mevcut güvenlik sorunları varken yaptıkları bu kapasite artışlarının bölgesel silahlanma ihtiyacını artıracağı boyutudur. Sonuncusu ise bu kapasite artışını farklı alternatif ülkeler yoluyla çözmeye çalışma boyutudur.

Rus medyasında tartışılan boyutuyla özellikle Türkiye’nin satışını yaptığı S/İHA’ların bölgeye pan-Türkist amaçlar güdülerek sattığı ancak bu araçların satış yapılan ülkelerde Truva atı görevi göreceği söylenmektedir. Toplu güvenliğe zarar vererek muhtemel güvenlik açıkları oluşturacağı endişesi oluşturmaya çalışmaktadır.

Bölge devletleri arasında özellikle Tacikistan ve Kırgızistan’ın bitmek bilmeyen sınır sorunları ciddi gerginlik seviyelerinde devam etmektedir. Kırgızistan’ın geçtiğimiz aylarda yapmış olduğu tatbikatlarda kullandığı TB2‘lerin sınır boyu keşif görevi yürütebildiği ve bunları sorunlu bölgeler üzerinde yaptığı da görülmüştür. Tacikistan ise bu stratejik üstünlük karşısında endişe duymuş ve kendisinin de bu bağlamda kapasitesini geliştirmek istemiştir. Türkiye’nin de bölgede var olduğunu bildiği bu sorunları kullanarak ülkeleri kendine bağlamaya çalıştığı da söylenmektedir.

Son olarak bölge dışı ülkelerin bölge ülkelerinin ihtiyacını karşılayacak alternatiflerle gelmesi bölgesel düzen açısından karmaşık bir duruma da sebep olabilir. Burada en belirgin örnek ise İran ve Tacikistan ilişkileri üzerinden şekillenmektedir. Tacikistan ve İran ilişkileri geçtiğimiz haftalara kadar İmamali Rahman’ın Tacikistan’daki Şiileri desteklediği gerekçesiyle suçlaması ve geçmiş tecrübeler neticesinde gergin bir durumdaydı. Geçtiğimiz günlerde ise Rahman’ın İran ziyareti ve sonrasında artık gereğin ilişkilerin son bulduğu görülmüştür. Sadece diplomatik ve ticari değil aynı zamanda güvenlik alanında da anlaşmalar imzalanmıştır.

Ziyaret öncesinde de İran’ın İHA’sı olan Ababil-2 için işletme tesisi açmıştır. Açılışla ilgili resmi bir bildiri yayınlanmamasıyla birlikte Türkiye’den alınması talep edilen TB2 haberi de yalanlanmıştır. Reisi’nin Şangay İşbirliği Örgütü üyeliği bağlamında yaptığı bölge ziyaretlerinde ilk durak olarak Tacikistan’ı seçmesi de Tacikistan’ı ne kadar önemsediğinin bir göstergesi olmuştur. Gelişen ilişkiler de İran’ın bölgede aktif rol almak için çeşitli yolları deneyeceğinin göstergesidir. Tacikistan gibi neredeyse tamamen dışa bağımlı ülkenin İran’ın desteğine duyduğu ihtiyacı kullanacaktır. Ülkedeki Pamir sorunu üzerinden Şiilik kozu oynanmadığı müddetçe başarı ihtimali de çok fazladır.

Bölgede Rusya’nın savaş dolayısıyla etkisinin daha az hissedilmesi çeşitli aktörleri Orta Asya pastasından pay almak için hareketlendirmiştir. Orta Asya ülkeleri de bu fırsatı kullanarak çeşitli alanlarda alternatif sayılarını artırmaya çalışmaktadır. Savunma sanayinde Rus baskısından kurtulmak ve bağımsızlıklarını artırmak niyetinde olan bu ülkeler aynı zamanda bu çeşitlenmeyle birbirleri arasındaki rekabeti de artıracaktır. Zaten bölgesel düzen sağlamak konusunda yeterli kabiliyete sahip olmayan bu ülkeler bu tarz gelişmelerle birbirleri arasındaki etkileşim kapılarının kilitlerini daha güçlü hale getirmektedir.

Savunma sanayinde Rus baskısından kurtulmak ve bağımsızlıklarını artırmak niyetinde olan bu ülkeler aynı zamanda bu çeşitlenmeyle birbirleri arasındaki rekabeti de artıracaktır.

TÜRKMENİSTAN VE KADIN HAKLARI

Türkmenistan dünyanın en otoriter ülkelerinden birisi olarak zaten insan haklarının son derece kısıtlandığı bir ülkedir. Her ne kadar seçimler yapılıyor ve devlet başkanları seçiliyor olsa da göstermelik bir seremoniden ibarettir. Devlet yönetimi vatandaşların genel hal hareket ve tavırlarını yönlendirmekte ve kendi istekleri çerçevesinde de şekillendirmektedir.

Bu zorlukların ve sınırlandırmaların içinde Türkmenistan kadınların haklarını kısıtlama noktasında uygulamalar ortaya koymaktadır. Yasakların temelinde batı kültüründen etkilenmeme ve gelenekleri yaşatma olsa bile en son Halk Maslahatı’nda kadınların yurt dışına çıkmasını yasaklayacak olan karar tartışmaya alınması eşi benzeri görülmemiş bir argüman öne sürülerek konuşulmuştur. Yurt dışında yaşayan Türkmenlerin suç oranlarının artması ve giden Türkmen kadınların çoğunun fuhuş batağına düşmesi sebebi bu yasağın temel argümanlarının başında gelmektedir. Kadınlar üzerindeki bu kısıtlamalar zincirinin ilk halkası bu vaka değildir. 2018 yılından beridir kısıtlama kararları alınmaktadır.

Bu yasaklar kadınların taksilerde ön koltuğa oturmasıyla başlamıştır. Taksiye 3-4 kişilik grup olarak binildiğinde seyahatin rahat bir şekilde sürdürülmesi gerekliliği sebebiyle yasak uygulanmaya devam etmektedir. Eğer yanında oturan kişi aileden birisiyse de bunun belge ile kanıtlanması gerekmektedir. Bu yasak ile alakalı de dini birçok çelişkiyi tartışmak bir yana dursun kadınların ön koltukta oturmasının dinen doğru olmadığı da halk arasında duyurulmaktadır.

Yasaklar aynı şekilde güzellik salonlarını da vurmuştur. Kadınların açık renkte saç boyatmaları, makyajın çeşitli şekillerini yapmaları, botoks vs. gibi yüz müdahalelerinin yaptırmaları yasaklanmıştır. Sadece saç kesimi ve masajlara izin verilmiştir. Toplu taşımalarda ve sokaklarda yapılan kontrollerde bu yasakların uygulanmadığı görülürse para cezası kesilmekte, iş başvurularına düzeltilmediği takdirde işe alım yapılmamaktadır. Özellikle botoks gibi vücut şekli değiştiren estetik operasyonların sağlık sorunlarına yol açtığı propagandası yapılsa da diğer güzellik yasaklarıyla alakalı açıklama yapılmamıştır.

Kıyafet kullanımında da oldukça katı olan Türkmen yönetimi dar kıyafetleri yasaklayarak dış çekiciliğin azaltılmasını istemektedir. Bunun erine geleneksel geniş kıyafetlerin giyilmesini uygun görmektedir. Hatta Batı özentiliğinden kaçınılması noktasında gelinlerin beyaz gelinlikleri değil, geleneksel gelinlikleri giymesi uygun görülmüştür.

Kadınların mayo giymeleri ve araba sürmeleri de yasaklanmıştır. Araba ile alakalı herhangi bir sebep öne sürülmezken mayo giyilmesi vücudun açıktan görünmesine sebep olduğu için uygun görülmemiş ve ülke mayo ithalatını yasaklamıştır. Kasınlar geleneksel veya uygun görülen kıyafetlerle denize girmektedir.

Türkmenistan’da bu zamana kadar birçok yasak getirilmiştir. Yasaklar halkın özgürlüğünü kısıtlayarak batırılmasına sebep olmaktadır. Bu yasaklar için yapılan argümanların ise birbiri ile çelişmesi halkta ve dışarıdan ülkeyi izleyenlerde kafa karışıklığı oluşturmaktadır. Ülkedeki bu baskıcı tutum halkta henüz karşılık görmese de gelecek dönemlerde halkın gerginliğinin sonuçlarının olmamasının beklenmesi mantıklı olmayacaktır.

Bu yasaklar için yapılan argümanların ise birbiri ile çelişmesi halkta ve dışarıdan ülkeyi izleyenlerde kafa karışıklığı oluşturmaktadır. Ülkedeki bu baskıcı tutum halkta henüz karşılık görmese de gelecek dönemlerde halkın gerginliğinin sonuçlarının olmamasının beklenmesi mantıklı olmayacaktır.

KAZAKİSTAN VE 5 HAZİRAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ REFERANDUMU

Kazakistan, Ocak ayında meydana gelen olaylardan sonra siyasal istikrarı sağlamış ve Kazakistan’ın geçmişten bu olaylara kadar biriken siyasal tecrübesi sonucunda devlet ve halk arasında yeni bir ilişki biçiminin gelişeceğini duyurmuştur. Özellikle Tokayev tarafından kullanılan “halkın sesine kulak veren devlet” anlayışını benimsemek istemektedir. Bu bağlamda yakın süreçte anayasa ile alakalı değişiklik çalışmalarına da başlamıştır.

Kazakistan Tokayev öncesinde Nursultan Nazarbayev’in liderliğinde 1995 yılında kabul edilen ve parlamentonun yetkisini azaltarak cumhurbaşkanının yetkilerini artıran anayasa ile yönetilmiştir. 1995 anayasası aynı zamanda Nazarbayev’e kurucu-elbaşı ünvanını vererek ve birçok ayrıcalık tanıyarak ailenin otoritesinin güçlenmesine de alan açmıştır. Gelinen noktada ise bu düzenin Kazakistan’ın bir dönemini idare etmede başarılı olsa bile geleceğini şekillendirmede artık yetersiz olduğu anlaşılmıştır.

Reform önerileri Tokayev ve ekibi tarafından yapılmıştır. “Yeni Kazakistan ve İkinci Cumhuriyet” olarak tanımlanacak olan yeni dönem için değiştirilen maddelerin genel konuları ise özellikle idarede yetkilerin dağıtımının daha demokratik şekilde yapılmasına dayalıdır. Bu bağlamda kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge mekanizmalarının oluşturulması, hukukun üstünlüğü ve demokratik süreçlerin güçlendirilmesi hedeflerine dönük çalışma yapılmıştır. Planlanan sistem ise “süper başkanlık” modelinden parlamentonun daha güçlü olduğu bir başkanlık sistemine geçiş olarak belirlenmiştir.

İlk değişimlerden bir tanesi Nazarbayev tarafından inşa edilen otoriter rejimi kültüyle beraber değiştirecek olan Nazarbayev’in elbaşı ünvanıyla beraber bütün ayrıcalıklarının kaldırılmasıdır. Özellikle Nazarbayev ailesiyle alakalı olarak Nazarbayev’in kendisi olmasa bile ailesinin dokunulmazlığı kaldırılarak işledikleri suçlardan dolayı cezai işlem uygulayabilme kapısı açılmıştır.

Cumhurbaşkanı’nın özel durumu da kaldırılmıştır. Artık devletin cumhurbaşkanı herhangi bir partiye bağlı kalmaksızın tarafsız statüsünü koruyacak ve yetkilerini daraltarak bir kısmını parlamentoya devredecektir. Herhangi bir partiye üye olmama durumu ülkedeki idari amirlerden yargı bünyesindeki önemli kademelerin hepsi için geçerlidir. Nazarbayev döneminde sıkça örneğine rastlanan aile yakınlarının önemli noktalara atanıp kamu şirketlerinin başına getirilmesi de yasaklanmıştır. Bu yasak ülke topraklarının halkın mülkiyeti olduğu ve bu toprakların halk adına devlet tarafından yönetildiği ibaresinin anayasaya eklenmesiyle de netlik kazanmıştır.

Cumhurbaşkanı’nın yetkileri kapsamında da ülkenin yönetim birimlerindeki akimlerin bölgeleriyle ilgili aldıkları kararlar cumhurbaşkanı tarafından bozulamayacak belirli kaideler gerekecektir. Aynı zamana başkentin ve büyük şehirlerin akim atamalarında cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atama olmayacak belirlenen cumhurbaşkanı tarafından belirlenen adaylar halk tarafından yapılacak doğrudan oylamayla seçilecektir. Oblastlara yapılan akim atamalarında ise bölge meclisinin oylaması sonucunda akim seçilecektir. Bununla beraber 3 yeni oblast yönetim birimi olarak kazandırılacaktır.

Önemli değişiklerden bir tanesi de parlamentonun seçilmesine yönelik olmuştur. Halkın iradesinin mecliste şekil bulmuş hali olan milletvekillerinin %30’luk kısmı dar bölge seçim sistemi kullanılarak geri kalan %70’lik kısım ise doğrudan parti listelerinden seçilecektir. Kazak parlamentosu ikili yapıya sahiptir. Alt meclis olarak adlandırılan Maclis ve üst meclis olarak adlandırılan Kazakistan Senatosu bulunmaktadır. Geçmişte üst meclis toplamda 49 ve alt meclis ise 107 üyeye sahiptir. Üst meclisin 49 üyesinin 15 tanesi Cumhurbaşkanı tarafından atanırken şimdi 10 tanesi atanacaktır.

Üst meclisin yasa tasarısı geçirme hakkı daraltılarak tasarı hakkının alt meclis tarafından bunun onaylanıp onaylanmamasının ise üst meclis tarafından gerçekleştirilmesi tasarlanmıştır. Ayrıca toplam üye sayısı da 54’e yükseltilmiştir. Eklenen 5 kişi ise Kazakistan’da yaşayan etnik grupları temsil etmesi için Halk Bölgesel Meclisleri tarafından seçilen 384 temsilcinin oluşturduğu Kazakistan Halk Meclisi tarafından atanmaktadır. Ayrıca Halk meclisinin, alt meclisin 9 üyesini atama hakkı da saklı kalmıştır. 107 üyesi olan alt meclisin ise üye sayısı 98’e düşürülmüştür.

Değişikliklere ek olarak ülkede devam eden idam uygulaması kaldırılmıştır. Bununla beraber 11 kişilik bir anayasa mahkemesi oluşturulmuş ve gerekirse dava sonuçlarının anayasaya aykırı olduğunu düşünen kişilerin mahkemeye başvuru yolu açılmıştır.

Değişiklik önerileri sunulurken Rusça’nın resmi dil statüsünün kaldırılması da önerilmiştir. Kazakça’nın yetersiz bir dil olmadığı ve Rusça ile paylaşılması dolayısıyla Kazakların manevi kimliklerini oluşturmada yetersiz kaldığı ileri sürülmüştür. Yapılan öneri parlamento tarafından reddedilmiştir.

Tokayev’in ifadesiyle modern Kazakistan toplumunun olgunluğunu ve sorumluluğunu gösterecek olan referandum alınan karar ile 5 Haziran günü gerçekleştirilmiştir. 25 ülke ve 11 uluslararası kuruluştan 272 temsilcinin takip ettiği referanduma yaklaşık olarak halkın %68’i katılarak anayasa değişikliğine yaklaşık %77 oranında evet oyu verilmiştir. 

25 ülke ve 11 uluslararası kuruluştan 272 temsilcinin takip ettiği referanduma yaklaşık olarak halkın %68’i katılarak anayasa değişikliğine yaklaşık %77 oranında evet oyu verilmiştir. 

Anayasayı değiştirmek Orta Asya’da ilk defa gerçekleştirilen bir olay değildir. Askar Akayev döneminde SSCB’den ayrılan Kırgızistan’da demokratik hamleler atılmış hatta Kırgızistan Demokrasi Adası olarak anılmıştır. Süreç içerisinde ise Kırgızistan’a bu lakabı kazandıran Askar Akayev otoriter kimliğine geri dönüş sergilemiştir. Nazarbayev de ilk göreve geldiğinde benzer ifadeleri kullanmıştır.

Bu endişeler sonucunda Tokayev’e de yöneltilen sorularda bulunan başkanlık süresine Tokayev, “Kazakistan cumhurbaşkanı ne kadar kalacağımı bilmiyorum, ama kesinlikle kesin – Anayasaya göre, en fazla iki dönem kalacağım. Yasaların bunun için düzenlenmesi de olmayacak.” demiştir. Her ne kadar Kazak halkı için olumlu bir haber gibi gözükse de süreç içerisinde Kazakistan’ın durumu daha net anlaşılacaktır. Devletin ve halkın  çıkarları bağlamında anayasa değişikliği önerisi yapan Tokayev’in birçok Orta Asya liderinin izlediği yolu izlemesi de muhtemeldir.

2026’da yapılması gereken genel seçimlerin, bu demokratiklik söylemi ardından iktidar ve muhalefet tarafından seçim yasasına yapılacak bir takım düzenlemelerle erkene alınması önerisi muhalefet tarafından da düşünülmektedir. Acaba oluşturulan muhalefet Rusya’da ve birçok Orta Asya ülkesinde olduğu gibi gözler önünde muhalifken perde arkasında anlaşma yapanlardan mı değil mi bu da anlaşılabilir.

ÖZBEKİSTAN’DA VATANDAŞLARA SAKAL KONTROLÜ

Özbekistan İslam Medeniyetinin tarih boyunca en önemli merkezlerinden bir tanesi olmuştur. Bu özelliğiyle hala Müslümanlar için önem arz eden ülkenin İslamlaşmayla ilgili sorunları da kökünden koparılmaya çalışıldığı Çarlık Rusya’sı ve SSCB’den kalma politikalardan kaynaklanmaktadır. Bağımsızlıkları ardından türlü güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalan bu devletlerin zaten İslam’ın kendisiyle ilgili bildikleri ve öğrenebildikleri SSCB döneminden kalma yaklaşımlar ve yar altına inmiş din anlayışından oluşuyordu. Daha temel İslami dönüşümler yaşanmadan Hizb ut-Tahrir’in Orta Asya’ya yayılması ve “Eski Taliban”ın bölgedeki varlığı da hem yönetici elit hem de toplumsal olarak endişeyle karşılanmıştır.

Endişeler de İslam’la ilgili yaşam standartlarında sınırlandırma ve kontrol mekanizmalarını da beraberinde getirmiştir. İslam Kerimov döneminde sert şekilde uygulanan bu önlemler özellikle ölümü ardından iktidara gelen ve daha serbest bir lider gibi gözüken Mirziyoyev tarafından sadece İslam ile ilgili değil diğer dış ve iç politika uygulamalarında da yumuşamaya gidilmiştir. Gelinen noktada kız çocuklarının belirli standartlarda bile olsa okullarda başörtüsü takabilmesi serbestliği, genç yaşta din ve Kuran eğitimleri başlamıştır. Toplumsal olarak serbestlik düzeyi de gözlere çarpmaktadır.

Geçtiğimiz haftalarda Taşkent’te gerçekleşen polis uygulaması ise tüm bu gelişmelere ket vurmakla beraber Özbekistan’da İslam ile ilgili yanlış algılamaların hala düzelemediğini göstermektedir. Polis görevlileri yolda sakallarının uzun olması sebebiyle durdurdukları 10 kadar Özbek vatandaşını gözaltına alarak karakola götürmüş ve sakallarını kesmelerini istemiştir. Kesmeyen vatandaşların ise 15 gün nezarethanede tutulacağı yönünde tehditler savrulmuştur.

Polislerin hatası olarak kabul edilebilecek bu durumda İç işleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise polisler haklı bulunmuştur. Bakanlık, “Suçla mücadelede ve kamu güvenliğinin sağlanmasında kolluk kuvvetlerinin aldığı operasyonel ve önleyici tedbirleri vatandaşların dini inançlarıyla ilişkilendirmek kesinlikle yanlıştır.” demiştir. Aslında örneğinde ilk defa rastlanmayan bu olay 2019’da da gerçekleşmiş ancak polis karakolu tarafından reddedilmiştir.

Olay, 1,3 Milyon takipçisi olan Abu Vines takma isimli Weiner Abdurakhmon Abdurakhmonov, Facebook kullanıcısı olan Muhammed Yusuf Qobilov’un sosyal medya paylaşımlarıyla da görülebilmiştir. Sakal tıraşı olmaya zorlananlar fiziki şiddet görmese de özgürlükleri kısıtlanmıştır.

Özbekistan’da sakalı veya başörtüsü uzun veya çarşaflı birine karşı uygulanan muamele geçmiş tecrübelerin ve bilgisizliğin sonucu olsa da düzelmesi gerekmektedir. İnsanların dinlerini özgürce yaşamaları hakkının konuşulmasını bir yana medeniyet merkezi konumunda olan bu ülkenin bu konuda ekonomik yapılanmasında olduğu gibi acil bir dönüşüme ihtiyaç vardır. 

TÜRKMENİSTAN VE ORTA ASYA ELEKTRİK HATTI

Orta Asya ülkeleri Ocak-Şubat bültenimizde belirttiğimiz elektrik kesintilerinin temel sebeplerinden birisi olan CAPS-Orta Asya Güç Sistemi’ni elektik dağıtımı için kullanmaktadır. Enterkonnekte bir sistem olarak hem ülke içinde hem de ülkeler arasında yüksek voltajlı elektrik taşıma hattı olarak faydalı olsa da çeşitli sebeplerle artık sıkıntı oluşturmaktadır.

Hatların büyük bir kısmının artık yenilenmeye ihtiyaç duyması, nüfus artışıyla beraber elektrik tüketim oranlarının da artması ve bu hatlara daha fazla yüklenilmesi ve elektriğin ucuz olmasından dolayı kripto para madenciliğinin ana merkezlerinden birisi olduğu için hatlara nüfus artışı üzerine daha da yoğun bir baskı olması, Elektriğin ülkeler arasında taşınması sürecindeki fiyatlandırma politikaları, Taşıma hatlarında meydana gelecek herhangi diplomatik sıkıntı sonucunda hattın ülke tarafından kesilerek elektriksiz bırakılma durumu bu sıkıntıların başına gelmektedir.

Orta Asya ülkeleri elektrik ticaretini hala devam ettirmektedir. Özellikle kendi enerji kaynaklarına sahip olan ülkelerin bu konuda daha önde olduğu da anlaşılmaktadır. Türkmenistan da bu noktada öne çıkmaktadır. CAPS’ten yıllar önce ayrılmış olan Türkmenistan, kendi elektrik şebekesini modernize etmiş ve dönüşüm santrallerini kurmuştur. Orta Asya ülkeleri arasında enerji kaynakları bakımından hem rezerv hem de üretimde ilk sırada olan Türkmenistan, doğalgaz ve petrol ihracatı konusunda da ön plana çıkmaktadır. Elektrik de bu ihracatı artıran unsurlardandır.

Geçtiğimiz yıl Kırgızistan’a yaklaşık olarak 500 milyon kWh olarak gerçekleşen elektrik ihracatının bu sene ek olarak 1,5 milyar kWh elektrik ihracatıyla artırılması planlanmaktadır. İhraç edilen elektrik ise Özbekistan üzerinden gönderilmektedir. Zaten şu an Özbekistan ve İran’a da elektrik ihracatı gerçekleştirilmektedir.

Bu yıl Afganistan’a da planlanmaktadır. Afganistan’ın içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde bunun başlangıç süresinin ne zaman olduğu da bilinmemektedir. Özbekistan ve Tacikistan Afganistan’ın ana elektrik tedarikçileridir. Elektriğinin %80’den fazla kısmını ithal eden Afganistan’da, Özbekistan elektrik ithalatının neredeyse yarısını Tacikistan ise kalan kısmın büyük bir bölümünü karşılamaktadır.

Kriz döneminde önceden imzalanmış olan anlaşmalar dolayısıyla elektrik vererek Afgan halkının yaşamlarının sürdürülebilir hale gelmesini sağlayan bu iki devlet Afganistan üzerindeki uluslararası yaptırımlar sebebiyle borçlarını almakta zorlanmaktadır. Türkmenistan’ın şu an için bu durumda Afganistan’a elektrik ihraç etmeyeceği düşünülmektedir.

GÜNEY OSETYA VE RUSYA’YA BAĞLANMA REFERANDUMU

Güney Osetya aslında Oset ve Gürcüler arasındaki etnik ayrışmanın bölgesel güçler tarafından kullanılarak büyütüldüğü bir çatışma sürecidir. Özellikle SSCB’nin çöküş dönemlerinde bu ayrım daha da belirgin hale gelmiştir. Gürcistan’dan ayrılmak isteyen Osetler ise başlangıçta boyun eğmek zorunda kalsalar da ayrılıkçı hareketler bitmemiş ve ülkeyi Rusya’nın da dâhil olacağı bir savaşın eşiğine getirmiştir. 2008’de meydana gelen savaş sonrasında Güney Osetya Rusya tarafından tek taraflı tanınmış ancak de jure olarak dünya tarafından tanınmamıştır. De facto olarak mevcut yönetim kabul edilse de uluslararası organizasyonlar dâhil olmak üzere ülkeler tarafından mevcut statüsü kınanmaktadır.

Güney Osetya geçtiğimiz haftalarda ülke geleceği için de kritik bir süreç atlatmıştır. Ülkede Cumhurbaşkanı 5 yılda bir doğrudan halk oylamasıyla seçilmektedir. Son cumhurbaşkanı Anatoliy Bibilov 2017 yılından beri bu görevi yürütmektedir. Geçtiğimiz haftlarda yapılan seçimlerde Bibilov rakibi muhalefetteki “Nikhas” partisinin lideri Alan Gagloyev’e karşı kaybetmiştir.

Bibilov aslında seçimleri kaybetmemek adına birçok şeyi de göze almıştır. Güney Osetya liderliğini kazanan herkesin az yada çok Rus yanlısı olacağı açıktır. Bibilov ise koltuğu kaybetmemek için Ukrayna-Rusya savaşına asker göndermek ve Rusya’ya bağlanmak gibi seçenekleri de ortaya atmıştır. Hatta seçilememesi durumunda sert yöntemlere de başvuracağı düşünülse bile seçim sayımının başlangıcında Oset halkının kararını kabul edeceğini açıklayarak yenilgisini ilan etmiştir. Hemen ardından ise Rusya’ya bağlanmak için 17 Temmuz’da yapılması için referandum kararının alınmasına öncülük etmiştir. Referandum için çok uygun bir zaman olduğunu dile getiren Bibilov, Rusya’nın müttefikleri tarafından yalnızlaştırıldığı ve savaşta olduğu bu dönemin büyük bir fırsat olduğunu, kendisini Rus halkının bir parçası olarak gören Güney Osetya’nın birleşmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Referandum için çok uygun bir zaman olduğunu dile getiren Bibilov, Rusya’nın müttefikleri tarafından yalnızlaştırıldığı ve savaşta olduğu bu dönemin büyük bir fırsat olduğunu, kendisini Rus halkının bir parçası olarak gören Güney Osetya’nın birleşmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Yeni cumhurbaşkanı ise birleşme fikrini desteklese bile uygun zaman olmadığını düşünmektedir. 24 Mayıs’ta görevi almış aldığında ise ilk iş olarak referandumun askıya alınmasıyla ilgilenmiştir. Zaten Rusya tarafından yapılan açıklamalarda Gagloev kutlanmış ve ilişkilerin devamlılığı umut edilmiştir. Aynı zamanda Rusya, yapılacak olan referandumun içeriğinin de hukuki olarak çalışılmasının ve özel bir formulasyon uygulanmasının gerekli olduğu vurgulanmıştır.

Halk tarafından yapılan yorumlarda çeşitlilik görülse de Bibilov’un seçim kaybetme sebeplerinden en önemlisinin de seçim sürecinde değindikleri bu konular olduğu anlaşılmıştır. Bibilov ülkeyi Rusya’ya bağlamak isterken Gagloev ülkenin yeniden inşasına odaklanmıştır.

Rusya’ya bağlanma durumu Gürcistan’ı epey rahatsız etmiştir. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Gürcistan’ın uluslararası olarak kabul görmüş toprakları içinde gerçekleşecek herhangi bir ayrılıkçı faaliyetin toprak bütünlüğünü ihlal edeceğini ve yasadışı olduğunu belirtmiştir.

Rusya ile olan müttefiklik ilişkileri dış politika anlayışlarının ana unsuru olan Güney Osetya mali ve askeri olarak hamiliğini yürüten Rusya ile de facto olmasa da hayali bir entegrasyon ve müttefiklik ilişkisi bulunmaktadır. Bu ilişkiye rağmen Rusya ile birleşme fikri özellikle yenilgi sonrası Bibilov’un anlaşılmaz bir siyaset denemesi olmuştur. Rusya’nın dikkatini çekmeye çalışsa da başaramamıştır.  

ORTA ASYA VE KURAKLIK

Orta Asya ülkeleri bulundukları coğrafya ve SSCB sonrası etnik ayrımlar gözetilmeden oluşturulan ulus devletler ve bunların sınırları yüzünden birçok güvenlik sıkıntısıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bunların en başında da aslında ekolojik sorunlar içerisinde de sayabileceğimiz su güvenliği gelmektedir. Sınırların bu problemli bölüşümü suyun da bölünmesine yani aynı nehrin birden çok ülkeden geçerek kullanılmasına neden olmuştur.

Özellikle yaz dönemlerinde kurak olan bölgede yetiştirilen tarım ürenleri yeterli verimlilikte çıktı vermemektedir. Bu ihtiyaçlar SSCB döneminde tek bir idarenin altında parçalı olarak bulunan bu ülkelerde sorun oluşturmuyordu ancak bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra sorunlar başlamıştır. Özbekistan ve Kazakistan enerji kaynaklarına sahipken diğer ülkelerin bu tarz kaynakları yoktur. Tacikistan ve Kırgızistan ise aksine su kaynaklarının çoğunun ana hatlarına sahiptir. Bu durum ülkelerin birbiriyle iş birliği içinde olmaları gerekliliğini de getirmektedir. Kazakistan ve Özbekistan yaz döneminde su alırken elektrik ve enerji kaynak tedariği gibi hizmetler de su karşılığında sunmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Kırgızistan’ın Toktagül’den dökülen ve Bahri Tojik barajından geçen su kullanımı hakkındaki anlaşma gündeme gelmiştir. Aslında bu anlaşma geçen sene Kazakistan’daki çiftçilerin özellikle Kızılorda, Zhambyl, Türkistan ve Almatı bölgelerinin kuraklık sebebiyle çektiği sıkıntılardan dolayı gerçekleştirilmiştir. Kuraklığın etkisi bir karşılaştırmayla ölüçülecek olursa, Avustralya’da 79.000 hektar alana ekilen pirinç için gereken su 520 milyon metreküptür ancak Kızılorda bölgesinde 4.5 milyar metreküp su 80.000 hektar pirinç için yeterli değildir.

Tacikistan ve Kırgızistan ile enerji ve madeni yakıt karşılığında su temin edilmesi anlaşması yapılmıştır.

Geçen sene kış boyunca Kırgızistan’a 900 milyon kilovat saat elektrik göndermeyi taahhüt etmesine rağmen teknik sıkıntılardan dolayı 680 milyon kilovat saat elektrik gönderimi sağlanmıştır. Ancak bu durum hem su rezervinin Kazakistan tarafından kullanılması hem de Kazakistan’ın yeterli elektriği tedarik edememesinden dolayı Kırgızistan’ın kendi santrallerinden tekrar su kullanarak ekstra elektrik ihtiyacını karşılamasına sebep olmuştur. Kazakistan tarafından yapılan açıklamalarda bu sene için tekrar elektrik gönderileceği ve Toktogül’ün su miktarının yağışlar sebebiyle olması gerekenden %25 daha fazla olduğu söylense de tarafların anlaşması sıkıntılar sebebiyle zorlaşmaktadır.

Orta Asya’da su kullanımı mevzusu bu kadar önemliyken bu konunun sadece güvenlik yönünün devletleri ilgilendirmesi ve diğer boyutlarının çalışılmaması da sorunların başında gelmektedir. Norveç Dış İlişkiler Enstitüsü’nün ( NUPI ) Enerji Araştırma Merkezi ile Oslo merkezli Uluslararası İklim Araştırmaları Merkezi CICERO’nun ortak çalışması olan “Orta Asya Araştırmalarında Bir Boşluk: İklim Değişikliği” geçtiğimiz günlerde yayınlanmıştır. Aslında çalışma 2015 Paris Anlaşması’ndan bu yana sorumlulukların ne kadar yerine getirilip ne kadar getirdiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Detaylı bir araştırmanın ürünü olan bu çalışmada, Orta Asya’nın iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça savunmasız olduğu görülmüştür.

Orta Asya’da su kullanımı mevzusu bu kadar önemliyken bu konunun sadece güvenlik yönünün devletleri ilgilendirmesi ve diğer boyutlarının çalışılmaması da sorunların başında gelmektedir.

Orta Asya ülkelerinin Anlaşma’da belirtilen 54 tematik alandan sadece üçünde yeterince veri edindiği belirtilmiştir. Geriye kalan 51 alan için ise kritik bilgi eksiklikleri veya tam veri eksikliği olduğu belirtilmiştir.

Bu bağlamda çevre sorunlarıyla alakalı çalışmaların geliştirilmesi için önemli bir fona ve bu fonda artışa ihtiyaç duyulmaktadır. NUPI ve CICERO tarafından yapılan 292 yayın ve teknik rapor sonucunda 2015 yılında belirtilen eksiklikler üzerine çok fazla değişiklik olmadığı görülmüştür.

Orta Asya’da akademisyenler tarafından da konu göz ardı edilmektedir. Su güvenliği ve sulama sistemleri ile ilgili etkili çalışmalar yapılmaktadır ancak bunlar günümüzü ilgilendiren anlık tehdit unsurlarıdır. İklim değişikliğinin daha geniş perspektifle değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle sosyal ve ekonomik sorunlar bunların başında gelmektedir. Tarımsal üretimi baltalamak, kırsal alanlardan şehir merkezlerine yıkıcı göçler yaratmak ve azalan kaynaklar için devletlerarası rekabeti yoğunlaştırmak bunların bazılarıdır. Güvenlik meselesi değerlendirilirken iklim değişikliğinin yol açacağı değişiklikleri de dikkate alınmalıdır.

Exit mobile version