TERÖRİZM ENDÜSTRİSİ

0

21.yüzyıl uluslararası ilişkileri, siyasal sistemin temel aktörleri olan devletler arasında rekabet ve çıkar çatışmalarını topyekün bir savaş üzerinden dizayn etmesine izin vermediği artık bilinen bir gerçektir.

Savaşın ve savaşla tehdidin uluslararası hukukta suç sayılması ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümlenmesine dair Birleşmiş Milletler Antlaşması ile yaşanabilecek büyük çaplı çatışmaların önüne set konulmuştur. Ancak güvenlik ve istikrarın teminatı olarak kurulan Birleşmiş Milletler, bugün uluslararası barış ve düzeni sağlamakta işlevsiz bir rol üstlenmektedir. Zira son yıllarda gözlemlenen tablo, sorunlu bölgelerde çıkan çatışmaların devlet-devlet arasında olmayıp devlet-terör grupları arasında yaşandığını ortaya koymaktadır. Uluslararası ilişkilerin meşru aktörü olan devlet ile karşısında yer alan ve sistem içinde varlığı kabul edilmeyen terörize aygıtlar arasındaki çatışma sarmalı, güvenlik sorunsalını gözler önüne sermektedir. Askeri metodolojinin ve savaş stratejilerinin terörizm merkezli olarak yeniden yapılandırılması ve değişime uğraması güvenlik paradigmalarında radikal dönüşümlere zemin hazırlamaktadır. Kan, şiddet ve korku üçgeninde sivil ve askeri merkezlere gerçekleştirilen sabotaj, suikast, intihar vb. saldırılar ile devlet aygıtının hassas kılcal damarlarına nüfuz eden terör eylemleri, güvenlik açmazına(security dilemma) neden olmaktadır. Böylesi bir durum devletlerin acil koruma kalkanını devreye sokarken barış ve özgürlük kavramlarının uluslararası alandaki muğlaklığı ve hakim güçlerin keyfiliğine bağlı olarak modifiye edilmesi, terörizmi uluslararası bir ‘‘pazar endüstrisi’’ haline dönüştürmektedir.

Bir endüstri aracı olarak terörizmin anatomisini ortaya koymak zor olmakla birlikte terörle mücadele eden devletlerin yaşadığı kuşatılmışlığı zikretmek gerekir. Uluslararası hukuk normları ve insan haklarına saygılı olma prensiplerine bağlı olması beklenen devletler ile çatışma içerisine girdikleri terör gruplarının hiçbir norm veya ahlaki değere bağlı kalmaksızın hareket etmesi ve eylemde bulunması mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Uluslararası ahlak adına ‘‘sözcülük’’ yapan muktedir siyasal güçlerin etik konusunda yaşadıkları zıt politikalar tüm dünyanın gözleri önündedir. Kendi silahları ve askeri kanalları savunma amaçlı ve iyi niyetli olarak gösterilirken diğer devletlerinki saldırı amaçlı ve kötü niyetli olarak gösterilmesi uluslararası müşterek güvenlik ve barış vizyonunun kartondan yapısını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda revizyonizmin devletler nezdinde uygulama platformunun terörize gruplar eliyle gerçekleştirilmeye çalışılması tesadüfi değildir.

Devletleri tehdit eden terörizm, eylemsel yönü bir kenarda tutulduğunda büyük bir endüstri olarak yükselmektedir. Ekonomi, din, kültür, basın ve sosyal medya araçlarıyla konsolide edilen terör grupları her şeyden önce moralini maksimize etmekte, illegal yapısını meşrulaştırma zemini yakalamakta, sesini duyuracağı bir kanal bulmakta ve nihayetinde yeni üyeler kazanmaktadır.  Radikalize edilen etnik ve din tandanslı terör grupları, uluslararası anarşinin psikolojik baskısını da arkasına alarak devletlere saldırmaktadır. Ulusal güvenliği tehlikeye giren devletlerin askeri tepkileri üzerinden oluşturulmaya çalışılan kıyım, uluslararası hukuka saygı ve evrensel değerlerden ödün verilmeden mücadele edilmesine yönelik ‘‘taarruzlar’’ da terör endüstrisinin bir parçasıdır. Zira terör grupları ile yapılan olağanüstü ve alışılagelmedik mücadele devlet terörü kavramsallaştırmasına zemin hazırlamaya dönüktür. Böylelikle baskıcı ve otoriteryanizm vurgusu köpürtülerek meşru ulusal savunma stratejileri ile alınan önlemler uluslararası arenada itibarsızlaştırılmakta ve hukuksuz olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye gibi terörizm ile uzun periyodik bağı olan ülkelerin yaşadığı temel problematik, uygulanan antiterör stratejilerinin hangi kalıba oturtulursa oturtulsun uluslararası karşılığının negatif kutuplu gösterilmesidir. Terörizmi bir pazar endüstrisi ve Türkiye başta olmak üzere birtakım ülkelerin bu endüstrinin büyüme sahası olarak planlanması boşuna değildir. Uluslararası çıkar dengelerinin hassas bir terazi üzerinde bulunması, kefelerdeki yükselen güçlerden birinin ön plana çıkmasını engellemeyi zaruri kılmaktadır. Küresel muktedir güçler, liberalizmin ‘‘laissez-faire’’ yani bırakınız yapsınlar anlayışını terörizme de uygun hale getirerek makropolitik çıkarlarının devamını terör endüstrisinin sürekliliğine endekslemişlerdir. Böylesi bir tablo, terörün uluslararası sistem içerisinde yeni bir denge aracı olduğunu ve sürekliliğinin bir endüstriyel fabrika sistematiğine bağlandığını kanıtlamaktadır. Son olarak küresel kaotizmin şiddetlendiği ve sözde uluslararası barış ve güvenlik anlayışının tam anlamıyla ilga edilmekte olduğu belirtilmelidir.

 

About Author

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih abdlkdraksz@gmail.com

Leave A Reply