KUTUPLAŞMALARIN DIŞ EKSENİNDE BİR İŞBİRLİĞİ: HİNDİSTAN-İRAN İLİŞKİLERİ

0

Küresel bir güç olma iddiası taşıyan Hindistan, Çin’in küresel ve bölgesel meydan okumalarına cevap vermek, yüksek ekonomik büyümeyi devam ettirmek ve Afganistan’daki varlığını güçlendirmek için İran ile kurduğu dostane ilişkilere uzun vadede ihtiyaç duymaktadır.

Hindistan ve İran arasındaki siyasi ilişkiler, mevcut uluslararası sistem içerisindeki bloklaşmaların dışında süregelen bir işbirliği ve istikrar çerçevesinde ilerlemesiyle dikkat çekmektedir. Her iki devlet de kendi bölgelerinde son derece etkili aktörler olmalarının yanı sıra yüzyıllara dayanan diplomatik, kültürel, tarihsel ve ticari bağlarını korumayı sürdürmektedir. Tahran ve Yeni Delhi arasındaki işbirliği, Hindistan’ın ABD-İsrail eksenine giderek daha fazla eklemlenmesine rağmen, Hint siyasi elitlerinin İran ile ilişkilerin güçlendirilmesinin yararları konusundaki geleneksel yaklaşımını değiştirmemektedir. Ancak Hindistan-İran ilişkilerinin gelişmesi, ABD-İsrail kanadında tepkilere neden olmaktadır ve Hindistan dış politikası için ciddi bir meydan okumadır. Dış politika konusunda, özellikle Batı dünyası ile problemler yaşayan İran için doğuda “can simidi” işlevi görebilecek derecede kritik bir öneme sahip olan Hindistan, kolay kaybedilecek bir partner gibi gözükmemektedir. Bu bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği ve dışsal faktörler karşısındaki sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Nihayetinde iki ülkenin böylesi kutuplaşmış bir uluslararası devletler konjonktüründe ikili ilişkilerini koruma ve pekiştirmedeki ısrarı incelenmeye değerdir.

Hindistan ve İran’ı birbirine yaklaştıran temel odak enerji alanında kendini göstermektedir. Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Hindistan için enerji ihtiyacının kesintisiz temini hayati önem arz etmektedir. Özellikle petrol kaynaklarına artan iç talep, ülkenin devasa nüfusunun gereksinimlerini karşılama ve Yeni Delhi’nin jeopolitik çıkarlarını tesis etme konusunda kritik bir rol oynamaktadır. Bu noktada Hindistan’ın petrol açığı, enerji güvenliğini garanti altına almada endişeleri bulunan dış politika yapıcılarının gözünde İran’ı özel bir yere oturtmaktadır. Nitekim Hindistan, Tahran’dan petrol ithal etmeye devam edebilmek için ABD tarafından İran’a karşı başlatılan tek taraflı yaptırımlarından feragat etmeye çalışmış ve kendisinin muaf tutulması için özel çaba sarf etmiştir. Hindistan’ın petrol akışını sürdürme çabalarındaki ısrarı, Tahran ile ilişkileri koruma arzusunun bir göstergesi şeklinde okunurken Washington-Yeni Delhi hattında büyük bir rahatsızlığa dönüşmüştür. İran konusunda Amerikan Başkanı Trump’ın tavizsiz yaptırım politikası, Hindistan’ın petrol ithalatını olumsuz yönde etkilemiştir. İran’ın Hindistan’a ihracatında fosil yakıtların önemli bir yer tutması karşısında ikili ticaretin ambargolar ile büyük kayıplar yaşaması, petrol dışı ticareti genişletme arzusunu canlandırmıştır. Nitekim en önemlisi Çabahar Limanı ve Çabahar-Zahedan Demir Yolu projeleri ile kendini gösteren transit ağların varlığı, karşılıklı bağımlılığın büyümesi açısından en umut verici alan olarak nitelendirilebilir.

Yeni Delhi’nin hassasiyetle korumaya çalıştığı İran ile ilişkileri, aslında bir dizi jeopolitik ve jeoekonomik faktörden etkilenmektedir. Çin ve Pakistan arasında coğrafi ve stratejik bir çevreleme ile karşı karşıya bulunan Hindistan için Çabahar Limanı, bu çıkmazı aşmanın anahtarı olarak gösterilmektedir. Çabahar’ın getireceği ekonomik ve transit gelişim, hem İran’ın hem de Hindistan’ın denize kıyısı olmayan Afganistan ve Orta Asya pazarına erişim yeteneğini güçlendirme potansiyeline sahiptir. Ekonomik faktörlerin ötesinde Yeni Delhi’nin Çabahar’a olan ilgisinin bir diğer nedeni, Pakistan’da bulunan ve Çin yatırımıyla inşa edilen Gwadar Limanı’na jeopolitik açıdan güçlü bir stratejik alternatif olarak değerlendirilmesidir. Çin’in Bir Kuşak-Bir Yol Girişimi‘nin bir parçası olmayı reddeden Hindistan için Tahran’ın komşuluğunu kazanmak, bölgesel rekabette Pekin’in Gwadar’daki yatırımını baltalamak için harika bir fırsat sunmaktadır. Bununla birlikte, Amerikan yaptırımlarının İran üzerinde devam eden baskı rejimi, Hindistan’ın Tahran ile ekonomik ilişkilerini genişletme politikasını sekteye uğratmaktadır. Son dönemde Hindistan’ın İran ve ABD arasında uygun bir orta yol bulma arayışı, Trump yönetiminin şahin politikaları nedeniyle sonuçsuz kalmıştır.

Uluslararası alanda Washington, Hint-İran ilişkilerinin önünde büyük bir engel olmaya devam ederken Hindistan’ın İsrail ile dostane ilişkileri, Tahran ve Yeni Delhi arasındaki bölgesel işbirliği için bir başka potansiyel handikap olarak öne çıkmaktadır. Hindistan’ın en büyük ikinci savunma tedarikçisi durumundaki Tel Aviv, askeri teknolojisinin bir kısmının İran’ın eline geçmesinden endişe duymaktadır. Hindistan-İsrail arasında güçlenen askeri işbirliği; silah sistemlerinin satışını, karşılıklı askeri tatbikat ve eğitimlerin yapılmasını ve siber teknoloji ile insansız hava araçlarının transferini kapsayacak şekilde genişledi. Yeni Delhi’nin askeri alanda İsrail ile kurduğu stratejik ortaklık, İran İslam Cumhuriyeti ile ilişkilerini tehdit eder niteliktedir. Hindistan dış politikasının sergilemeye çalıştığı “stratejik özerklik” yaklaşımı, ABD-İsrail ortaklığının tepkisine rağmen Tahran ile bir “tampon ilişki” kurmasına zemin hazırlamaktadır.

Öte yandan İran’ın bakış açısına göre, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin hidrokarbon kaynaklarının dışına taşınması gerekmektedir. Bu minvalde, Çabahar Limanı başta olmak üzere kurulacak ekonomik koridorun Orta Asya pazarına entegre edilmesi Tahran’ın çıkarları arasındadır. İran yönetimi, Yeni Delhi ile ekonomik ilişkileri çeşitlendirmenin yanı sıra kültürel ilişkiler, bilgi ve teknoloji transferi, turizm, sağlık ve çevre konularında işbirliği fırsatlarını kullanmak istemektedir. Diğer taraftan İran ve Hindistan, Afganistan’ı istikrara kavuşturmak, Kabil’deki merkezi hükümeti güçlendirmek ve Taliban nüfuzunu etkisiz hale getirmek gibi ortak bölgesel çıkarlar noktasında birlikte çalışmaktadır. Terör ve aşırılık tehditleri ile mücadele, güvenlik alanında iki devletin ortak paydada hareket etmesini sağlamaktadır. İran’ın komşusu Afganistan’da barışı koruma faaliyetleri hiç şüphesiz Pakistan ile anlaşmadan mümkün olamayacağından Tahran’ın bir noktada hem Yeni Delhi hem de İslamabad ile ilişkilerini dengeleme zorunluluğu açığa çıkmaktadır. Hindistan’ın İsrail ile yakın ilişkisi İran’ı rahatsız eden bir unsurdur. Nitekim Mohsen Fakhrizadeh suikastı sonrası Tahran yönetimi İsrail’i sorumlu tutmuş ve “devlet terörü” olarak nitelendirdiği bu eylemin tüm dünyada kınanmasını beklemiştir. Ancak Yeni Delhi sessiz kalmış ve herhangi bir açıklamadan kaçınmıştır.

Bir diğer önemli dışsal faktör olarak kendisini gösteren Suudi Arabistan Krallığı, Hindistan-İran ilişkilerini dinamitleme konusunda elindeki kartları sahaya sürmekten çekinmeyen bir aktör konumundadır. Tahran-Riyad hattında yaşanan bölgesel gerilimler, Suud rejimini İran-Şia hegemonya tehdidi karşısında Yeni Delhi’yi uyarmasına sebep olmuştur. Bu noktada Hindistan’ın dünyada İran’dan sonra en büyük Şii nüfusa ev sahipliği yapması önemli bir ayrıntıdır. Üç milyona yakın Hintli göçmen işçiye ev sahipliği yapan Suudi Arabistan, Hindistan için Körfez ülkeleri nezdinde önemli bir yer tutmaktadır. Ancak Riyad’ın Vahhabi tezlerini Hindistan’da yayma girişimleri ve Pakistan ile uzun soluklu devam eden yakınlığı Yeni Delhi’yi ikili ilişkilerde temkinli davranmaya sevk etmektedir.

Covid-19 virüsünün gölgesi altında Amerika’da başkanlık seçimlerini Joe Biden’ın kazanması, Washington’un İran yaptırımlarına yönelik maksimum baskı politikasını gevşetme ihtimalini doğurabilir. Hint-İran ilişkilerinin önündeki en büyük engelin kademeli olarak kaldırılması, Hindistan’ın Çabahar Limanı başta olmak üzere Basra Körfezi’nde artan yatırımlarını geleceğe daha güvenle taşımasına zemin hazırlayacaktır. Küresel bir güç olma iddiası taşıyan Hindistan, Çin’in küresel ve bölgesel meydan okumalarına cevap vermek, yüksek ekonomik büyümeyi devam ettirmek ve Afganistan’daki varlığını güçlendirmek için İran ile kurduğu dostane ilişkilere uzun vadede ihtiyaç duymaktadır. Hindistan-İran münasebetleri mevcut uluslararası konjonktür içerisinde ortaya çıkan kutuplaşmalara ve ilişkileri zedeleyebilecek dış aktörlerin frenlemelerine rağmen belli bir seviyede tutulmaktadır. Her iki ülke de içeriden ve dışarıdan gelen tepkileri nötralize etmeyi başararak karşılıklı çıkarlar ekseninde ilişkilerini sürdürmektedir. Sonuç olarak böylesi bir durum, iki ülkenin dış politika elastikiyetini koruma şansı doğurmakta ve yaşanan gerginlikleri göz ardı etmesine veya yumuşatmasına imkan sağlamaktadır.

Abdulkadir AKSÖZ 

About Author

Political Science Indian Subcontinent Studies [email protected]

Leave A Reply