HİNDİSTAN MÜCAHİDİN HAREKETİ

0

İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan’da kurulan “Mücahidin Hareketi”, Arabistan Vehhabi hareketiyle olan benzerliği nedeniyle 19. yüzyılda İngilizlerce “Vehhabi”, Hintli Müslümanlarca “Mücahidin” olarak adlandırılmıştır.

Hint Alt Kıtası Müslümanlarının sömürge yönetimi altında kaybettikleri otoriteyi yeniden canlandırma arayışındaki Mücahidin Hareketi, “İslam’ın Saygınlığını İade Hareketi” olarak da biliniyor. Hareket, Şah Veliyullah Dehlevi’nin dini ve siyasi fikirlerini uygulamaya çalışmıştır. Mücahidin Hareketi’nin liderliğini Veliyullah’ın oğlu ve halefi Abdülaziz’in öğrencisi Seyyid Ahmed Barelvi üstlenmiştir. Seyyid Ahmed Barelvi, Veliyullah’ın ailesi tarafından onun dini arındırma ve siyasi devrim hareketine liderlik edebilecek en uygun kişi olarak görülüyordu.

Mücahidin Hareketi’nin faaliyete başlaması, Şah Veliyullah’ın fikirlerinin teoriden uygulamaya geçtiğini göstermiştir. Bu durum, seçkin sınıfların eğitilmesinden halk kitlelerinin özgürlüğe kavuşturulmasına ve bireysel kurtuluştan toplumsal örgütlenmeye geçişe işaret ediyordu. 1822 yılında Seyyid Ahmed Barelvi Mekke’ye hacca gitmiş ve orada Vehhabi fikirleriyle karşılıklı etkileşime girmiştir. Ancak kendisini Vehhabiliğin Hindistan kolu olarak tanımlamamıştır.

Seyyid Ahmed Barelvi, Veliyullah’ın Hindistan’daki üç büyük sufi tarikat olan Kadiri, Çişti ve Nakşibendi ekollerini birleştirip onları Tarikat-ı Muhammediye adını verdiği kaynaştırma geleneğine dahil etmiştir.  Hareket alanını din adamları ve aydınlardan seçmemiş aksine kasaba ve köylerde yaşayan Müslüman halk kitlelerine odaklanmıştır. Seyahatleri esnasında özellikle köylerde yaşayan Müslümanların birkaç kuşak önce Hinduizmden dönmüş ve sadece ismen Müslüman olan gruplarla karşılaşmıştır. Bu bağlamda, inanç ve ibadet şekilleri Hinduizm dininin özelliklerini barındıran ve batıl inançların etkisinde kalan bu Müslümanları kurtarmak istemiştir. Seyyid Ahmed Barelvi, Müslüman Hint toplumunun özellikle kırsal alanda kalan nüfusunun parçalanmış feodal yapısını görmüştür.

İslam’a sokulan Hindu adetlerine karşı açıkça cephe alan Mücahidin Hareketi, Hint Müslümanlarının içine sızmış olan çoktanrıcı, animist ve birtakım batıl aşırılıkların ortadan kaldırılmasına çalışmıştır. Hareketteki vurgu, mutlak bir tek tanrıcılık(tevhid) üzerineydi. Çok dinli ve çok kültürlü ilişkiler, batıl inançlar, zıt inançların birleştirilme gayretleri, sufi hoşgörüsü gibi karışık inançlar tamamen reddediliyor ve yıkılması savunuluyordu.

Mücahidin Hareketi, İngiliz işgali altındaki Hindistan’ı Darü’l Harb olarak görmüştür. hareket, çoğunluğun Müslüman olduğu ve toplumsal hayatın açıktan İslam esaslarına göre sürdürüldüğü bir bölgede, ancak cihat yoluyla kurulacak teokratik bir devletten yanaydı. Buna göre Seyyid Ahmed Barelvi önderliğindeki hareket Hindistan’da davetçi ve reformcu bir örgüt olarak işlev görecek ve ideal İslam devletinin kurulabilmesi için kendini askeri bir kuruluşa dönüştürebilecekti. Mücahidin Hareketi köyleri merkez alarak halk kitleleri arasında tebliğ faaliyetinde bulunmuştur.

Mücahidin Hareketi’nin programındaki temel hedeflerden biri olan bağımsız bir İslam devleti kurma ideali büyük bir önceliğe sahipti. Buna göre yarı putperest uygulamalardan kurtulacak olan Müslümanlar, ancak İslam devleti içerisinde yaşayabilirlerdi. Dolayısıyla cihat ederek Hindistan’da Müslüman hakimiyeti perçinleşmeliydi. Bu bağlamda Mücahidin Hareketi, Hindistan’ın kuzeybatı sınırındaki Sih topraklarında cihat ilan etmiştir. Bölgedeki Sih yönetiminin şiddetli bir Müslüman karşıtı olarak Müslümanların ibadet özgürlükleri, namus ve güvenliklerini çiğnemesi gerekçe gösterilmiştir.

Hindistan Müslümanlarının iç düşmanlarına karşı müdafaa geleneğini sürdüren Mücahidin Hareketi’nin Sihlere karşı açtığı savaş 1831’de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Hareketin lideri Seyyid Ahmed Barelvi de Sihlerle yapılan silahlı mücadelede hayatını kaybetmiştir. Mücahidin Hareketi Hindistan Müslümanlarının ilk siyasal kitle hareketi olarak kabul edilmektedir. Mücahidin Hareketi, aynı zamanda bugünkü Pakistan’ı oluşturan, Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerde devlet kurma fikrinin de ideolojik açıdan öncüsü sayılmaktadır.

Abdulkadir AKSÖZ

About Author

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih abdlkdraksz@gmail.com

Leave A Reply