TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA GULAM SİSTEMİ

0

Türkiye Selçuklu Devletinde Gulam Sistemi:

Giriş:

Gulâm sözlükte; oğlan, erkek çocuk, köle ve bende gibi anlamlara gelen Arapça kökenli bir kelimedir.[1]

Abbasi ve Emevilerde görülen gulâm sistemi daha sonra Anadolu Selçuklularında kullanılmıştır. Gulâm ile öğrendiğimiz yegane bilgiyi İbn Bîbî’nin Selçuk-nâmesinden öğrenmekteyiz. Onun eserinden gulâmın ne olduğunu, işlevinin ne olduğunu anlamaktayız. [2]

Müslüman devletlerinde hukuki yapı gulâm sisteminin oluşmasına izin vermektedir. Kölelik İslam dininde sınırları çizilmiş ve beyan edilmiş bir kurumdur. Ve İslam devletlerinde köleler zaman zaman olmuş ve bunların ticareti de yapılmıştır.

Gulâm(hâssa ordusu), savaş sonrasında esir olarak elde edilen veya köle olarak alınan insanlara verilen isimdir. Bu insanlar özel olarak yetiştirilir ve sonrasında devlette önemli görevlere gelirlerdi.

Sistemi salık veren husus, gulâmların genellikle genç bir yaşta yabancı bir kültürel çevreden veya uzak bir coğrafyadan tedarik edilmesi ve dolayısıyla, saraya getirildiklerinde, genç kölelerin istenildiği biçimde terbiye edilip biçimlendirilmesidir.” [3]

Gulâmların belki de en önemli özelliği sahiplerine çok sadık olmalarıdır. Bu gulâmların etnik kökeni Hint, Deylemli, Keşmirli, Kazvinli, Kıpçak, Türk, Çinli, Kürt, Hıtay, Tacik, Gürcü, Ermeni, Rum, Rus ve Latin(Frank kökenli) olduğu söylenmekte.[4]

Aslında savaşçı özelliklerinden dolayı Türkmenler tercih edilmekteydi. Ama en çok Hristiyan Rumlardan ve Ermenilerden gulâmlar vardı. Bu da Hristiyan ve Ermeniler tarafından kuşatılmış oldukları içindir. [5]

Gulam üçe ayrılır: Mefaride, Halka-i hâss ve mülâzimân-ı yatak. Mefaride; askeri, savaş sırasında sultanın korumalığını yapardı. Halka-i hâss gulâmları; yaya ve süvarilerden meydana gelirdi ve bunlarda sultanın yakın korumalığını yapmışlardı. Mülâziman-ı yatak gulâmları ise seferde ve hazarda(savaş olmayan zamanlarda) gündüz ve gece nöbetini tutmak suretiyle hizmet ediyorlardı. [6]

Etnik, din, dil birliği olmayışı bu sistemin 13. Yüzyıla kadar başarılı bir şekilde uygulanmasını sağlamıştı. Ancak bu sisteme bağlı birçok devlet Moğollar karşısında çaresiz kalmıştır. Ayrıca gulâmların bağlılıklarının farklılık göstermesi hanedanların ortadan kalkmasına ya da Tolunoğlu, ihşidiler, ve Memlükler gibi devletlerin oluşmasına neden olmuşlardır.

Biz gulâmlar hakkında birçok bilgiyi İbn Bibi’nin İbn Bîbî’nin el-Evâmirü’l-Alâiyye fi’l-Umûri’l-Alâiyye adlı eserinden öğrenmekteyiz. İbn Bibi’nin 1231-33 yılları arasında Anadolu’ya geldiği ve ailesinin Selçuklunun hizmetine girdiğini biliyoruz. [7] Babasının 1272’de ölmesinden sonra babasının görevlerini İbn Bîbî devraldı.[8]

Gulâmların eğitim gördüğü bir gulâmhanenin olduğunu biliyoruz. Burada eğitim verenlere ise “Baba” denildiğini biliyoruz.[9] Ayrıca sadece devletin başında bulunanın değil, emirlerin bile gulâmhaneleri olduğuna dair kayıtlar vardır.[10]

Selçukluda gulâmlar zaman içerisinde önemli mevkilere gelmişler. Gulamların, zaman zaman devletin reisinden bile çok malları olmuştur. Çaşnıgir mutfağından günde 80 koyun dağıtılırken, Sultanın mutfağından günde 30 koyun dağıtıldığı olmuştur. [11] Bu da gulâmların ne kadar geliştiklerinin bir örneğidir. Ama sonrasında bir devlette iki yönetim olamayacağı için, gulâmların sonu hazin olmuştur zaman zaman.

Gulâmların rolünü gösteren en iyi örnek, Alaeddin Keykubad’ın hükümdarlığı sırasında, emirlerin başarısız isyan girişimi vakasıdır. Büyük emirlerin servetleri o kadar artmıştı ki Çaşnıgir Seyfeddin Acbe, Emir-i Ahur Zeyneddin Başara, Emir-i Meclis Mübarüziddin Behramşah ve Bahaeddin Kutluca çok güç kazanmıştı ve sultanı gölgede bırakmışlardı.  Çaşnıgir ve adamları devleti ele geçirdikleri için sultan onları bertaraf etmeye karar vermiştir. Fakat diğerleri de sarhoş iken sultanı Seyfeddin’in evinde yakalayıp yönetimden uzaklaştırma planları yapmışlardır. Onların gulâmlarından biri bu durumu Sultana haber verince Sultan onları odasına silahsız alarak bertaraf etmiştir.[12]

Selçuklu da birçok önemli gulâm vardır. Bunlardan biride Celaleddin Karatay’dır. Sultanın yokluğunda devleti korumuş olan,[13] ülkenin dirlik ve düzenini sağlamak için uğraşan, Karatayın dindarlığı, hayır sever olduğu üzerinde ittifaktır. Mevlana’nın saygı gösterdiği bir devlet adamıdır.[14] Ayrıca Celaleddin Karatay, ateşli bir sufi idi; kendisi et  yemez, düğünlere katılmaz ve dünyevi eğlencelerden uzak duran bir kişi idi diye kayıtlara geçmiştir. [15]

Bir diğer önemli gulâm, Sultan Rükneddin’in hükümdarlığında naibü’l-hadra’lık görevini yapan Mikail idi. Anadolu Selçuklu devletinin maliyesinin ıslahını gerçekleştirmişti. [16]

“Şarap ve Harp üzerine dikkate değer bir şiir kaleme alan Şemseddin Has oğuz nitelikli bir şairdi. Eminüddin Mikail’in on üçüncü yüzyılın âlimler dünyasındaki şöhretinden bahsedilmişti.”[17] Bunun yanı sıra gulâmlar arasından birçok âlim yetişmiş olduğunu bilmekteyiz. Gulâmların bir diğer özelliği Mimari alanında yapmış olduklarıdır.  Bu kişiler sayısız cami, medrese, hastane, çeşme, kale vb. inşa ettirmişlerdir.

Devlet kademesinde önemli mevkilere gelen gulâmların, nasıl yetiştirildiği hakkında pek ayrıntılı bilgiler elimizde yoktur. Onların müfredatının ne olduğunu pek bilmemekteyiz. Gulâmların eğitimi hakkında bize bilgi veren önemli kaynaklardan biri Nizamülmülk’ün siyasetnamesidir. O da bize şu bilgileri vermektedir;

İmdi, bu düzen (tertib) Sâmâniler zamanında yürürlükte idi. Tedricen, gulâmın hizmeti, meharet ve liyakati nisbetinde derecesi artıyordu. Öyle ki, gulâmı satın alırlardı; onu bir yıl yaya olarak(rikâb)da; Zendenecî kaftan ve hafif bir çizme ile hizmet ederlerdi. Bu gulâmın bu bir yıl içinde gizli veya açık ata binmesine emir yoktu. (bindiği) öğrenilirse kendisini iyice cezalandırırlardı. (gulâm) bir yıl çizme ile hizmet edince, visâk-başı hâcibe söylerdi; hâcib de padişaha bildirirdi. O zaman ona ham deri kaplı eyerciği, sade deri yuları olan küçük bir Türk atı verirlerdi; bir yıl at ve kamçı ile hizmet edince, ikinci yıl ona, beline bağladığı bir kılıç(karaçur) verirlerdi; üçüncü yıl ise, atlanma vaktinde bağladığı yay kab (kırbân)ı ve okluk(kîş) verirlerdi; dördüncü yıl, daha iyi bir eyer, yıldız(kevkeb)lı bir gem, bir kaftan, üstüne bir halka asmış olduğu bir çomak; beşinci yıl, bir saki ve beline bir kadeh asmış olan bir ab-dâr olurdu; altıncı yıl câme-darlık yapardı; yedinci yıl, ona tek tepeli ve 16 kazıklı bir çadırcık(verirlerdi); 3 yeni satın alınmış gulamcığı, onun kıta(hayl)sı yaparlardı; kendisini de visâk-başı lakabı verirlerdi. Gümüş (iplik) çekilmiş siyah külahcık ile gence keftanı giydirirlerdi; mevkiini, haşmetini,(atlı) maiyet (hayl)ini, rütbesini artırırlardı ki, nihayet haylbaşı olurlardı. Sonra, böylece liyakatleri, hünerleri, şecaatleri bütün herkese malum olurdu; elinden büyük işler gelirdi; insan(merdum) tutucu ve hudavendigar sevici idi. O vakit, 30,35 ve 40 yaşına varmadıkça,(kendisine) emirlik ve valilik(vilayet) (rütbesi) vermezler ve hiçbir işe tayin etmezlerdi.”[18]

Gulâmların hakkında bilgi veren en önemli kaynakların başında bu eser gelmektedir. Burada onların bir hiyerarşi takip ettikleri görülmektedir. Kurallara sadık olarak belli aşamaları atlamaları bekleniyor. Emre itaat ve üste itaat hat safhadadır burada. Bizzat padişahın gulâmlarla ilgili konularda söz sahibi olması ayrıca ilginçtir. Bu padişahın gulâmlara verdiği değeri göstermektedir. Bir diğer gösterge olarak da padişaha bağlılığın göstergesi olmalıdır. Gulâmların savaşlarda yer değiştirmesi söz konusu olduğu söylenmektedir.

Gulâmhâne”yle ilgili ilk kayda kardeşi II. Rüknü‟d-dîn Süleyman Şâh‟la yaptığı saltanat mücadelesini kaybederek ülke dışına çıkmak zorunda kalan I. Gıyâsü‟d-dîn Keyhüsrev‟in, o dönemde Eyyûbî hâkimiyetinde bulunan Diyarbakır‟a gittiği sırada tesadüf edilir. İbn Bîbî‟nin Sultan‟ın eniştesi olarak zikrettiği Diyarbekir yöneticisi Melik Salih, Sultan‟ın gelişini haber alınca oğullarını hadem u haşem ile birlikte Sultan‟ı karşılamaya göndermiş ve bir yandan da hazinenin her türlü giyecek ve kumaşlarla, altın ve gümüşten kıymetli ev aletleriyle, “gulâmhâne”nin ay yüzlü gulâmlarla, haremi ve yatak odasının (şebistân) da güzellikleri ve cazibeleriyle insanı hayrette bırakan, görene parmak ısırtan hurilere benzeyen câriyelerle doldurulmasını emretmiştir.”[19]

Burada gulâmhanenin Eyyübilerde olduğunu görmekteyiz. Gulâmhaneler sadece merkez bölgelerde değil çeşitli bölgelerde de bulunmaktadır. Sadece Eyyübilerde de böyle değildi, Selçuklularda da durum böyle idi. Sadece merkezde değil diğer bölgelerde de gulâmhaneler bulunmaktaydı.[20] Bir nevi medreseler gibi işliyor ve yaygındılardı da.

İbn Bîbî‟nin “gulâmhâne”yle ilgili son kaydına ise Moğol vesayeti döneminde, Pervâne Fahreddin Ebu Bekir ve Emîr-i dâd Nusretin‟in, Şemsü‟d-dîn Hasoğuz ile Esededdin Ruzbe‟yi öldürmek için kurdukları tuzak sırasında tesadüf edilmektedir. Müellifin kaydına göre Sâhib Şemsü‟d-dîn Isfahânî‟nin sarayında gerçekleştirilmesi kararlaştırılan suikast için ayarlanan Akşehir ve Ilgın taraflarında bulunan “serverân-i rünûd”u çağırarak, gece vakti gizlice Sâhib Şemsü‟d-dîn‟in sarayının etrafında bulunan, ancak sıradan ve seçkin kimselerin girmeye izni olmayan hücrelere (حجرات) ve “gulâmhâneler”e yerleştirilmiştir.”[21]

Neticesinde plan başarıyla uygulanmıştır. Bu gulâmların gücünü göstermesi açısından çok önemlidir. Gulâmlar görüldüğü gibi tek bir amaçtan ziyade birçok amaca hizmet etmiştir Selçukluda.

Sonuç:

Selçuluda gulâm denilince anlaşılması gereken şey devletin ayakta kalmasını sağlayan organlar olmalıdır. Gulâm sisteminin yeniçerilik sisteminden daha önemli olduğunu Selçuklu da görmekteyiz. Bildiğim kadarıyla Gazneli Alp Tegin gibi devlet kurmuş olan yeniçeri de yoktur. Yeniçerilik, gulâm sisteminden sonra ve onun bir devamı ve gelişmiş versiyonu olarak gelmesine rağmen gulâm sisteminin nüfuz ettiği alanlara nufüz edememesi araştırılmaya muhtaçtır. Her dönemin kendi dinamikleri olduğu şüphesiz. Belki Osmanlı Selçukludaki gulâm sistemini çok iyi anlamıştı ve ona göre tedbir almıştı. Her halükarda bu incelenmesi gereken bir konudur.

Devletin her kademesine nüfuz eden gulâmlar, Selçuklu devletinin yönetilmesinde bir çok alanda söz sahibi olmuşlardır. Bunları biz İbn Bîbî ve Nizamülmülkün eserlerinden öğrenmekteyiz. Bu alan çalışılmaya ve muhtasar kitap çıkarılmaya muhtaç bir alandır.

Kaynakça;

Göksu, Erkan. “Türkiye Selçuklu Devletinde Gulâm Eğitimi Ve Gulâmhaneler” http://turkoloji.cu.edu.tr/GENEL/egoksu_gulam_gulamhane.pdf (Erişim 06.07.2017).

Kesik, Muharrem, At Üstünde Selçuklular Türkiye Selçukluları’nda Ordu Ve Savaş.İstanbul: Timaş, 2017.

Nizâmü’l-Mülk, Siyâset-nâme. Haz. M. Altay Köymen. Ankara: TTK, 2013.

Özaydın, Abdülkerim. “İbn Bîbî.” DİA. 19. 379-382.

Sami, Şemsettin. Kâmûs-ı Türkî.

Taneri, Aydın. “Celaleddin Karatay.” DİA. 9, 251-252.

Terzi, Mustafa Zeki. “Gulâm.” DİA. 14. 178-180.

Vryonis, Jr. Speros. “Selçuklu Gulamı Ve Osmanlı Devşirmesi.”Söğütten İstanbul’a Haz. Oktay Özel ve Mehmet Öz. İstanbul: İmge, 2015.

[1] Şemsettin Sami, Kâmûs-ı Türkî

[2] Mustafa Zeki Terzi, “Gulâm”, DİA 14, 178.

[3] Speros Vryonis Jr, “Selçuklu Gulamı Ve Osmanlı Devşirmesi, Söğütten İstanbul’a, haz., Oktay Özel ve Mehmet Öz (İstanbul: İmge, 2015),  519.

[4] Muharrem Kesik, At üstünde Selçuklular Türkiye Selçukluları’nda Ordu Ve Savaş (İstanbul: Tİmaş, 2017), 28.

[5] Speros, “Selçuklu Gulamı”  523.

[6] Kesik,  At Üstünde Selçukluar,  26.

[7] Abdülkerim Özaydın, “İbn Bîbî”, DİA. 19, 379.

[8] Abdülkerim Özaydın,”İbn Bîbî”, DİA 19, 379.

[9] Kesik,  At Üstünde Selçuklular, 29.

[10] Speros, “Selçuklu Gulamı”  530.

[11] Speros, “Selçuklu Gulamı”  527.

[12]  Speros, “Selçuklu Gulamı”  527.

[13] Aydın Taneri, “Celaleddin Karatay”, DİA 7, 251.

[14] Kesik, At Üstünde Selçuklular, s. 32.

[15] Speros, “Selçuklu Gulamı”   534.

[16] Speros, “Selçuklu Gulamı 532-533.

[17] Speros, “Selçuklu Gulamı”   534.

[18] Nizâmü’l-mülk, Siyasetname, Haz. M. Altay Köymen (Ankara: TTK: 2013) 74.

[19] Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklu Devletinde Gulâm Eğitimi Ve Gulâmhaneler 68, http://turkoloji.cu.edu.tr/GENEL/egoksu_gulam_gulamhane.pdf (Erişim 06.07.2017).

[20] Erkan Göksu,  “Türkiye Selçuklu” 68.

[21]  Erkan Göksu,  “Türkiye Selçuklu” 71.

Yazar Hakkında

Zeyd ULVİ

Yorum Yaz