SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN ELİNDEKİ KARTLAR

0

16 Nisan Referandumu sonrası Türkiye siyaseti açısından yeni bir dönemin başladığını söylemek mümkündür.

Sistemsel değişikliğin ülkenin fay hatlarında yaşanan arızi kırılmalara karşı bir bağışıklık kazandıracağı aşikardır. Zira parlamenter sistemle sürekli tökezleyen ve hararet geçiren motor, yıpranmışlığın etkisiyle işlemez hale gelmişti. İstikrarlı ve stabilize hale geçirilecek bir sistem içte ve dışta Türkiye’yi oyunun kumanda mekanizmasında yer almasını sağlar. Ancak daima elinizdeki kartların maksimum fayda elde edebilecek şekilde kullanmanız gerekir. Yanlış bir seçim, kartların yanmasına sebebiyet verebilir.  Bu nedenle oyunda yaptığımız her hamle olumlu ve/veya olumsuz anlamda sonuca yaklaştırır.

Dış politikada atılacak adım ve strateji belirleme meselesi sabit dengeler üzerinden yürümüyor. Son yıllarda en çok dikkatimizi çeken unsur budur. Yakın çevremizdeki gelişmeler karşısında müttefiklerimiz başta olmak üzere simetrik bir politik tutuma rastlamak mümkün değil. Suriye atış alanında tüm aktörler talim yapıyor. Fakat kimse bitirici vuruşu gerçekleştirmeye yanaşmıyor. Bunda elbette ki kar-zarar hesabından tutun da yaşamsal stratejik çıkarlara kadar pek çok neden var.  Sorun, sınırlarımızda bu kadar çok hesap yapılmasındadır. Suriye İç Savaşı başladığından bu yana etkilerini fazlasıyla hissettiğimiz terör ve güvenlik problemleri Türkiye’nin başını ağrıtırken birincil zararı yüklenen taraf olmamız kanıksanmıştır.  Elini değil taşın altına koymak, ılık sudan bile sakınan anlayışla sinema salonundaymışçasına izlenilen vahşet ve katliamlar elbette yine birinci dereceden bizi etkiliyor. Vicdan ve insanlık muhasebesinin sınıfta kaldığı son 3-4 yılda değişen pek bir şey yok.  Erich Maria Remarque’nın dediği gibi: ‘‘Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’’ . Muhtemelen bugün yaşasaydı Remarque’ın Suriye Savaşı ile yazacağı roman çok daha kapsamlı ve daha trajik olurdu.

Türkiye, Suriye üzerinde değişik kartlara sahip. Bir kere her şeyden önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üstün gücü bölgede caydırıcı nitelikte. Ancak kabul etmek gerekir ki uluslararası sistemin ağababaları bu gücü maksimum düzeyde kullanmamıza razı olmuyor. Elimizdeki askeri kartı mümkün olduğunca efektif kullanmak zorundayız. Zira Suriye’de masalar savaş meydanında kuruluyor ve uzunca bir süre daha silahların belirleyici işlevi devam edeceğe benziyor. İkinci değerli kartımız ve bana kalırsa jokerimiz bölge halkıyla olan bağlarımızdır. Türkiye aleyhine bir propaganda tutumuna girilmesinin bölgede çok fazla bir getirisi yok.  Kaldı ki pek çok yerel grupla kurulan bağlantılar Türkiye’yi Suriye’de rahatlatıyor. Bölgenin gerçek sakinleri, oyunun kaderini doğrudan etki edebilecek potansiyele sahipler ancak ellerinde kullanma kılavuzları yok. Üçüncü kartımız dış politika esnekliğimizin canlılığına bağlı. Bölgede denge oyunu oynanıyor ve kefelerden birinin ağır basmasına müsaade edilmiyor. Öyleyse kefeleri tutan bloklarla aramızdaki geçirgenliği koruma mecburiyetindeyiz. Sınır güvenliği ve Suriye’de olası bir bölünmenin doğuracağı riskli terör yuvalanması karşısında ABD, Rusya ve İran arasında kartlarımızı cesurca ama bir o kadar da üç-dört hamle sonrasını da hesaba katarak açmalıyız.

Irak bağlamında gerçekleştirdiğimiz Sincar Operasyonu PKK’nın ikinci bir Kandil üssü kurma girişimine karşı başarılı bir atak olarak not edilmelidir. PYD ve DAEŞ ile mücadele konusunda ise konjonktür çok önemli.  Bu iki örgüt hem Suriye masasında yer almamızın ana belirleyici unsurları hem de müdahalede bulunmamızın temel nedenleri. Rüzgarı arkamıza almamız şart. Kartlarımız bizim elimizde, oyunun içindeyiz, rakiplerimiz belli. Oyunun kaçıncı turu oynanıyor orası meçhul. Oyun sona erdiğinde açtığımız kartların faydasını görebilmeliyiz. Zira sahadaki oyun bittiğinde salondaki oyun daha sert geçecek. Silahlar susana kadar elimizi güçlendirmeliyiz. Ondan sonrası: Diplomasi, teori ve pratik…

Yazar Hakkında

Abdulkadir AKSÖZ

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Siyasi Tarih
abdlkdraksz@gmail.com

Yorum Yaz