SULTAN ALPARSLAN’IN DUASI ve MALAZGİRT’İN YAKLAŞAN YIL DÖNÜMÜ

0

Türklerde tarih sahnesinde ortaya çıktıkları zamandan beri devamlı olarak farklı bir yöne gitme ve gittikleri yeri kendilerine yurt edinme istekleri vardı. Bu arzularına “kızılelma” denildi. Bu kelimeyi en son Afrin “Zeytindalı” operasyonunda bir gazetecinin genç bir askere “İstikamet nereye?” sorusunun cevabında bulmuştuk. Herkes Kızılelma’yı konuşmaya başlamıştı. Olayın efsane boyutunu atlayacak olursak Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nde Kızılelma terimi “Oğuzlar için hangi yöne giderlerse gitsinler, ulaşacakları zafer, ulaşılmadan önce Kızılelma’dır.” şeklinde açıklanır. Bu her zaman değişmiştir. Bir zaman İsfehan olmuş, bir zaman İstanbul olmuş, bir zaman Belgrad olmuş, bir zaman da Malazgirt olmuştur. Yahya Kemal, Malazgirt zaferi için “vatanımızın temeli olan bir muzafferiyet” der. Onun için Malazgirt “kudsiyetinin hududu olmayan hadise”dir. Bu yazımızda biz de Kızılelma serisinin bir parçası olan Malazgirt Savaşı’nı konuşacağız.

Malazgirt Savaşı 1071 senesinde, şu an Türkiye’nin Muş ili sınırları içerisinde bulunan Malazgirt obasında Selçuklu Türkleri ve Doğu Romalılar’ın arasında gerçekleşmiştir. Türk ordularını Sultan Alparslan, Roma ordularını Romen Diyojen komuta etmiştir. Sene-i devriyesi yaklaşan bu zaferimizi başından sonuna doğru geniş bir şekilde inceleyelim.

Selçuklular, Dandanakan Savaşı’nda Gaznelileri yenerek, İç Asya’da bin sene sürecek Türk Devleti’nin temellerini atmışlardı. Zaman ile bölgesinde büyümeye başlayarak güçlü bir otorite haline gelen Selçuklular işin nihayetinde Doğu Roma ile komşu oldular. Doğu Roma yani Bizans Anadolu’da siyasi olarak hüküm sürüyorlardı ama kültürel açıdan Anadolu yaşayan nüfus Roma’ya tabi değildi ve kendi dillerini ve kültürlerini devam ettiriyorlardı. Bu halkların içinde Ermeniler, Kürtler, Abazalar, Gürcüler vardı. Ayriyeten, Selçuklular ile aynı millete mensup olan Peçenek ve Uz Türkleri de bunların içindeydi. Bütün bu saydığım kavimler hem Doğu Roma himayesinde azınlık olarak yaşıyor ve Roma ordusunda paralı askerlik yapıyorlardı.

Tarih boyunca bütün Türklerde olduğu gibi Selçuklularda da akıncı birlikleri vardı. Bu birlikler Anadolu üzerine zaman zaman akınlar düzenlemeye başlamışlardı. Anadolu’nun verimli toprakları Selçuklu Türkleri’nin iştahını kabartıyordu bu yüzden, Doğu Roma hedef alınmaya şimdiden başlanılmıştı. Bu durum Romalılar için çok kötüydü çünkü kendilerinin meşgul olduğu iç meseleler vardı. Ülkenin yönetimi imparator ölünce dul kalan imparatoriçe Eudoxie’ye kalmıştı. Eudoxie ülke yönetimi için uygun olmayan bir isim olduğu için, onun ülke yönetimine uygun biriyle evlenmesi ve yeni imparotorun belirlenmesi gerekiyordu.

Yöneticiler, Eudoxie’ye ülke yönetimi için uygun olan birçok ismi teklif ettiler ama o zindanda olan Romen Diyojen’i tercih etti. Romen Diyojen, Doğu Roma ordusu içinde kıdem almış, itibarlı bir askerdi ama X. Konstantin Dukas’ın oğullarına darbe teşebbüsü gerçekleştirdiği için zindana atılıp idam mahkumu olmuştu. Eudoxie, Doğu sınırlarında baş gösteren Türk tehdidinden dolayı bir askeri yönetime getirmek istiyordu ve o kişi de Romen Diyojen oldu. O artık Roma’nın yeni imparatoruydu.

Bu arada Selçuklular, Anadolu’nun içlerine doğru olan akınlarını arttırmıştı. Diyojen’in ilk işi bu akınlara önlem olarak seferler düzenlemek oldu. Bu seferlerde başarılı olup, kaybedilen bazı kaleleri geri alabildi. Bu olaylardan sonra Selçuklular, İslâm için bir tehdit haline gelen Şiî-Fatimî Devleti üzerine sefer düzenlemek için hazırlanıyordu. Suriye’de olan Alparslan, Mısır için harekete geçti. Romen Diyojen de Selçuklu’ya yapacağı sefer için hazırlıklarını tamamlamış ve ordusuyla beraber Doğu Anadolu’ya doğru harekete geçmişti. Uzman batılı tarihçilerin de belirttiği üzere 200 bin kişilik ordusunda, o çağın imparatorluklarında olduğu gibi Roma askerlerinin yanı sıra Slav, Norman, Frank, Gürcü, Kürt, Abaza ayrıca Türkçe konuşan Peçenekler Şaman inancına mensup ve Uz Türkleri bulunuyordu. 40 bin civarında Türk atlısına ise 10 bin kadar Mervan Oğulları (Diyarbekir) arazisinden muhtelif Kürt kabileleri katılmıştı.

Romen Diyojen, güçlü bir orduya sahip olmanın verdiği motivasyon ile emin adımlarla Doğu Anadolu’ya doğru ilerliyordu. Savaşı kazanacağından kendisini yüzde yüz emin hisseden Diyojen, fethedeceği şehirler için komutan atamasını bile yapmıştı. Roma ordularının sınırlarına doğru ilerlediğinin haberini alan Sultan Alparslan, geri dönerek ordularıyla Malazgirt obasında ordugâh kurup savaş hazırlıklarına başladı. Alparslan, komutanlarından bir heyet hazırlatarak Diyojen’e elçi olarak yolladı. Sultan Alparslan, Diyojen’in tavrını görmek için barış teklifinde bulundu. Buna cevap olarak Diyojen, Türk elçilerle dalga geçip “Barış görüşmelerini Rey’de yapacağım. Ordumu Isfahan’da kışlatıp, atlarımı Hamedan’da sulayacağım.” dedi. Buna cevap olarak Türk elçisi “Atlarınız Hamedan’da sulanacağına eminim, ama sizin nerde kışlayacağınız meçhul.” diyerek cevap vermiştir. Bu olaydan sonra savaş dışında başka seçeneğinin kalmadığını anlayan Sultan Alparslan’ın tedirgin halini gören Ebu Nasr ona “Sen Allah’ın zafere ulaştıracağı ve diğer dinlere üstün kılacağını vaat eden bir din için savaşıyorsun. Allah-u Teala bu fethi sana nasip edecektir.” diyerek teselli etmiştir. Tüm hazırlıklar tamamlanmış, İslam halifesinden savaş için dua istenmiştir. Halife bütün İslam ülkelerinde aynı duayı Cuma hutbesinde okutmuştur. Savaştan önce beyaz bir elbise giyip ordunun karşısına çıkan Alparslan “Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun.” diyerek askerlerine vasiyet etmiştir.

Savaş başlamıştı, Selçuklu ordusunun gücü, Bizans’a kıyasla yarı yarıyaydı. Bunun farkında olan Sultan Alparslan henüz İslamla şereflenmemiş soydaşları olan Peçenek ve Uz Türklerine casus gönderip kendilerine katılmayı teklif etmişlerdi. Peçenek ve Uz Türk’leri, Bizans ordusunun en vurucu güçleriydi ve onların taraf değiştirmesi Diyojen için büyük bir kayıp olacaktı. Peçenek ve Uz Türkler’i Selçuklu için savaşmayı kabul etmişlerdi ve savaşın kırılma noktası bu olmuştu. Sultan Alparslan, Türkler’in meşhur Turan taktiğini kullanarak, Romen Diyojen’i mağlup etmişti.

Savaştan ağır bir yenilgiyle ayrılan Romen Diyojen, Sultan Alparslan’ın huzuruna çıkartılmıştı. Alparslan onu teselli etti ve benim yerimde olsaydın sana ne yapardın diye sordu. Romen Diyojen “kırbaçlatırdım” dedi. Alparslan “Benim sana ne yapacağımı düşünüyorsun?” diye sordu. Romen Diyojen “İdam edersin ya da esir alırsın, çok düşük ihtimal ile beni serbest bırakırsın dedi. Sultan Alparslan, onu çok ağır bir antlaşma imzalatarak affetti ve yanına koruma vererek İstanbul’a gitmesine yardımcı oldu.

Anadolu’nun daha hızlı Türkleşmesini hedefleyen Alparslan, komutanlarına fethedilen bölgelere hüküm sürme hakkını tanıdı. İslamlaşması adına Anadolu’ya alimler ve dervişler yolladı. Anadolu, diğer Oğuz boylarının da bölgeye göçünden sonra hızlı bir şekilde Türkleşti.

Ne diyor şair; Dur yolcu, eğil de kulak ver, bu sessiz yığın bir vatan kalbinin attığı yerdir. Malazgirt muzafferiyetiyle temelini attığımız bu vatana iki yıl önce 15 Temmuz’da milletimiz bir kez daha sahip çıktı. Sultan Alparslan o gün kimlerle mücadele ettiyse biz de 15 Temmuz’da onlarla mücadele ettik. O gün Alparslan’ın Malazgirt’te giydiği kefen, 15 Temmuz’da bu milletin sırtında olmaya devam etmişti. Biz yeniden aynı hissiyatla kararlı bir şekilde tıpkı Sultan Alparslan’ın, Yavuz Sultan Selim’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi bir ve beraber çalışmaya devam etmeliyiz.

25-26 Ağustos’ta Malazgirt’te buluşmak üzere…

Abdulvahap DUMAN

Yazar Hakkında

Konuk Yazar

Yorum Yaz