ORTADOĞU’DA İDEOLOJİK BUNALIM: IRAK VE SURİYE PERSPEKTİFİNDE BAAS ETKİSİ

0
Mişel Eflak

Mişel Eflak

Yahudi bir anne ve Fransız bir babanın çocuğu olan Mişel Eflak 1947 yılında Şam’da Selahattin el-Bitar ile birlikte Arap Diriliş Partisini kurdu. Arap Diriliş Partisinin amacı Ortadoğu’daki Arap halkları ve devletlerini bir araya getirerek bir tek Arap Devleti kurmaktır. Diriliş Partisi daha sonra Ekrem Havrani’nin kurduğu Arap Sosyalist Partisi ile birleşerek 1953’te Arap Sosyalist Diriliş Partisi haline gelmiştir.

Batı eğitimi almış Suriyeli aydınlar üzerindeki Avrupa rönesansının etkisi Ortadoğu’da kendisini “yeniden diriliş” ile Baas Partisi olarak göstermiştir.

Arap milliyetçiliği ideolojisi olan Baasçılık, Arap Sosyalist Diriliş Partisinin kurulmasıyla Ortadoğu’da siyasi bir kimliğe sahip olmuştur. Baas Partisinin sloganı ise “birlik, özgürlük ve sosyalizm” çerçevesinde şekillenmiştir.

Aynı yıllarda Filistin topraklarında yaşanan işgal ve İsrail Devletinin Arap coğrafyasında ortaya çıkması bölgede Arap Milliyetçiliği ve Arap Birliği bağlamında Baas Partisinin önemini artırmıştır. Sosyalizm rüzgârıyla Baas ideolojisi pek çok Arap devletinde taraftar bulmuştur. Arap toplumlarını tek bir çatı altında birleştirme projesi Ortadoğu’daki Arap halkları üzerinde büyük etkiler yaratmış ve kısa süre içerisinde Ürdün, Irak, Libya ve Yemen gibi devletlerde de Baas Partisi ve teşkilatları kurulmuştur.

Selahattin el-Bitar

Selahattin el-Bitar

Baas ideolojisindeki sosyalizm, “Arap Sosyalizmi” olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü Baas sosyalizmi Ortadoğu’ya has ve Arap dünyasının özel şartlarına uydurulmuş bir ideoloji haline gelmiştir. Baasçılık ideolojisinin fikir babası olan Mişel Eflak açısından sosyalizm, “Arap şan ve zaferinin tekrar kazanılabileceği bir vasıta” olarak anlaşılmalıdır. Baasçı aydınlara göre Arap milliyetçiliği ve Arap birliğinin aynı anda gerçekleşmesinin yolu sosyalizmdir. Sosyalizminin gerçekleşmesi için ise birlik olmazsa olmazdır. Baas ideolojisinin bir diğer fikir babası olan Bitar’a göre Arap ülkeleri tek tek iktisadi kalkınmayı gerçekleştiremeyecek derecede fakirdirler. Arap ülkeler birleşmeden, toplumsal ve ekonomik ilerlemeler sağlanamaz ve “yeniden diriliş” gerçekleştirilemez. Bu kapsamda sosyalizmin gerçekleşmesi için ilk faaliyet Arap Birliğinin sağlanması olmalıdır.

Baas Partisinin ideolojisinde ve parti tüzüğün ana prensiplerinde genişçe yer alan “Arap Birliği” faaliyetleri 1958’de Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla zirveye ulaşmıştır. Suriye ve Mısır arasındaki bu birleşmenin ilan edilmesi Arap milliyetçileri için önemli bir adım olarak görülmüş ve Irak, Lübnan ve Ürdün’de çeşitli Arap milliyetçi gruplar ayaklanmalara girişmişse de başarılı olamamıştır.

Özet olarak Baas Partisi; kendisini Arap toplumunun yeni temsilcisi ve ‘Büyük Arap Devleti’nin iktidarı olarak görerek, Arap dünyasında ‘şanlı Arap tarihi’nin ‘yeniden diriliş’ini ülkü olarak gören siyasi bir hareket olarak kurulmuştur. Baas Partisi biri Fransız diğeri İngiliz mandası altında kalan Suriye ve Irak’ta siyasal sürecin etkin parçası olmuştur. Ancak diğer Arap devletlerinde etkinlik gösterememiş ve mevcut iktidarların baskısına maruz kaldıkları için teşkilatlanamamışlardır. Bu çalışmanın bundan sonraki kısmında Suriye ve Irak özelinde Baas Partisinin siyasal hayattaki durumu, ideolojisi ve uygulamaları üzerinde durulacaktır.

Baas Partisi Suriye ve Irak’ta iktidarda olmalarına rağmen aynı dönemde Suriye-Irak ilişkileri bunalımlarla dolu bir çizgi takip etmiştir. Suriye ve Irak Baas partileri bir taraftan kendi aralarında mücadele ederken diğer taraftan da ülke içinde kendilerine muhalefet eden geniş halk kitlelerine baskı ve zulüm politikası izlemiştir.

 

SURİYE BAAS PARTİSİ

Suriye’de bağımsızlık sonrası siyasal hayat darbelerle şekillenmiştir. 1949’da gerçekleşen askeri darbe yönetimi, 1954’te çoğulcu siyasal hayata geçiş ile değişmiştir. Bu dönemde Suriye’de yapılanan Baas Partisi’nin kendi pozisyonunu korumak üzere bazen askeri darbeleri desteklediği bazen de muhalefet ederek, ordunun iktidarı ele geçirmesine karşı olduğu görülmektedir.

Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin dağılmasıyla Baasçılar da Nasır ile ilişkilerini kesmiş ve Suriye’nin Mısır’dan ayrılmasına göz yummuşlardır. Mart 1963’te Baasçılar tarafından el-Bitar’ın başa geldiği bir darbe gerçekleşmiştir. Bu gelişmeden kısa bir süre sonra Suriye Baas Partisi içinde görüş ayrılıkları başlamış ve parti içerisinde ‘Sosyalist’ ve ‘Milliyetçiler’ şeklinde iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Mişel Eflak’ın temsil ettiği Milliyetçi kanat Mısır ile birlik yapılmasını hararetle savunmuşlardır. Nihayet Nisan 1963’te Mısır-Suriye-Irak arasında üçlü bir birlik ilan edilmiştir. Bu gelişmenin ardından Baasçılar, Suriye ve Irak’ın federal bir yapı içerisinde bağımsızlılarını korumak ve parti programlarında belirtilen sosyalist reformları gerçekleştirmek için çalışmalar başlamıştır. Baas Anayasasında devletin din işlerine karışmaması ilkesi belirtilmiş olsa da dini gruplara ve özellikle Sünni Müslümanlara karşı baskılar artırılmıştır.

Suriye’de karışıklıkların artması ve toprak reformu adıyla yapılan girişimler halk nezdinde hoşnutsuzluğa sebep olmuştur. Ülkede ekonomik olarak kriz göstergeleri, işsizlik ve siyasi kargaşa sebebiyle reformlardan yararlanamayan köylüler, toprak sahipleri, tüccarlar gibi ekonomik sınıf Baas Partisine karşı faaliyetler başlatmışlardır. Bu faaliyetler neticesinde parti idarecileri arasındaki görüş ayrılıkları iyice derinleşmiştir. Baas Partisi, Milletlerarası Arap Birliği (Pan-Arap) Komutanlığı ve Suriye Mahalli Komutanlığı olmak üzere iki kol halinde teşkilatlanarak parti içindeki ayrım iyice tırmanmıştır. 1965 yılında Milletlerarası Arap Komutanlığı, Suriye Mahalli Komutanlığını dağıtmış ve Eflak parti genel sekreterliğinden tasfiye edilmiştir. 1966 yılında Baas Partisine karşı bir askeri darbe girişiminde bulunulmuş ancak başarılı olunamamıştır. Suriye’de Baas Partisi içindeki ayrılıklar ve hizipleşmeler 1969 yılına kadar devam etmiştir. 1969’da Suriye Ordusu, hükümeti fazla SSCB yanlısı olmakla suçlamış ve hükümete karşı cephe almıştır. Suriye Savunma Bakanı General Hafız Esat, Devlet Başkanı Nuretttin el-Atasi ve Baas Partisi Genel Sekreter yardımcısı Sahal el-Cedid arasında yeni bir kriz yaşanmıştır. Kasım 1970’te Hafız Esat’ın darbe yapması ve devlet başkanı olmasıyla Suriye Baas Partisi içindeki görüş ayrılıkları sona ermiştir ve 1971’de Hafız Esat Suriye Baas Partisi Genel Sekreterliğine seçilmiştir.

Hafız Esad

Hafız Esad

Hafız Esat’ın devlet başkanlığına gelmesiyle Suriye iç ve dış politikası liberalizm üzerinden yönetilse de Baas Partisinin kuruluşunda “Arap Milliyetçiliği” söylemi önemini yitirmeye başlamıştır. Hafız Esad’ın yönetimi ele geçirmesiyle Suriye’de Baas Partisi için en parlak dönemler yaşansa da pratikte uygulamalar Baasçı yönetimi, Baas Partisi ideolojisi ve anayasasından uzaklaştırmıştır.

1981 yılında yapılan seçimleri Baas Partisi önderliğinde Ulusal İlerici Cephe kazanmıştır. Hafız Esat’ın takip ettiği Suriye dış politikası dönemin gelişmeleri ışığında farklılık göstermektedir. Lübnan’da Amerikan müdahalesine muhalefet edip ve İsrail karşıtı bir politika izlerken, Irak-İran Savaşında yardım almak amacıyla batıya dönük bir politika izlemiştir.

1985’te Baas Partisinin sekizinci kongresinde Müslüman Kardeşler teşkilatını ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler, zirai kalkınma için yapılması gereken faaliyetler görüşülmüştür. Kongrede bağlantısılar hareketinin destekleneceği ve SSCB ile ilişkilerin artırılacağı açıklanmıştır. 1986 yapılan seçimleri tekrar Ulusal İlerici Cephe tekrar kazanarak Baas Partisinin iktidarını uzun yıllar Suriye’de devam ettirmiştir.

 

IRAK BAAS PARTİSİ

Irak’ta Baas faaliyetleri 1940’tan sonra yavaş yavaş genişlemeye ve siyasal hayatta yer bulmaya başlamıştır. Baas hareketinin siyasileştiği dönem ‘Yediler’ diye anılan subay grubunun Irak’ta güçlendiği döneme tekabül etmektedir. İngiliz himayesine karşı olan ‘Yediler’ 1936’dan sonra Ortadoğu’daki ilk milliyetçi darbeyi örgütlemişlerdir. Irak’ı İngiliz himayesinden kurtarmak için Alman ve İtalyan yetkililerle bağlantı kurmaya başlayan ve ‘Yediler’ hareketinin desteği ile başbakan olan Raşit Ali el-Kailani kral tarafından görevden alınmış ve ardından İngiliz ordusu Irak’a müdahale ederek kısa sürede “Yediler” kurşuna dizilmiştir.

  1. Dünya Savaşından sonra Irak’ta İngiltere’nin yanında ABD’nin kontrolü de artınca Arsuzi, Bitar ve Eflak Şam’da ilk Baas kongresini örgütlemişlerdir. 1954’te Suriye’de Baas örgütünün Arap Sosyalist Partisiyle birleşmesiyle Irak örgütü de resmileşerek Suriye ile beraber Arap Baas Sosyalist Partisi ismini almıştır. Irak’ta Baasçılık 1955’te Bağdat Paktı’nın imzalanmasıyla popülaritesini artırmıştır.

1958’de Tuğgeneral Abdulkerim Kasım askeri bir darbe gerçekleştirerek ve Irak’ı cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Darbeye ilk başta azınlıklar, Baasçılar ve komünist gruplar destek vermiştir.

Kasım, Arap Birliği ilkesinden uzaklaşıp Irak’ın kalkınması ve Irak milliyetçiliğine yönelince kısa zamanda ülkedeki Baasçılarla arası açılmıştır. 1959’da Baas örgütü Kasım’a başarısız bir darbe girişiminde bulunmuş ve darbenin sorumlusu gösterilen 22 yaşındaki Saddam Hüseyin ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır. 1963 yılında Baasçılar ve diğer muhalif grupların oluşturduğu koalisyon başarılı bir darbe yaparak yönetimi ele geçirmişlerdir. Ancak Baasçılar yine diğer muhaliflerle fikir ayrılığı yaşamışlardır.

Irak’ta 1963-1968 yılları arasında Arif kardeşler (Abdüsselam Arif 1963-1966, Abdürrahman Arif 1966-1968) yönetimi devam etmiştir. 1963’te Abdusselam Arif Baasçılara karşı yaptığı bir darbe ile Baasçıları devlet kademelerinden uzaklaştırmış ve Baas liderlerinin çoğunu sürgün etmiştir.

1966’da Saddam Hüseyin partinin bölgesel komutasının başına getirilmiş ve Hasan el-Bekir ile gizli bir ittifak kurmuştur.

Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin

Baas iktidarı Irak’ta 1968 yılında yapılan bir darbe ile başa gelmiştir. Baas yanlısı askeri gruplar Bağdat’ı ele geçirerek Baas üyelerinden oluşan 15 kişilik bir Devrimci Komuta Konseyi oluşturulmuştur. Konseyin başkanı Hasan el-Bekir olmuş ve Saddam da iç güvenlikten sorumlu DKK başkan yardımcılığı görevine getirilmiştir. 11 yılın ardından Saddam Bekir’i ikna ederek görevinden istifa etmesini sağlamıştır. 16 Temmuz 1979 itibariyle Irak’taki bütün denetim Saddam Hüseyin’in eline geçmiştir. Böylece Irak’ta Saddam rejimi ve Baas iktidarı ABD’nin Irak işgaline kadar devam etmiştir.

 

SURİYE – IRAK BAAS PARTİSİ İDEOLOJİSİ VE PRATİĞİ

Suriye ve Irak Baas Partilerinin ilk uygulamaları iki ülkede de benzerlik göstermektedir. Öncelikle Baas partilerinin ülkelerinde darbe yönetimi ile iktidarı ele geçirmiş olmaları buna örnek olarak gösterilebilir. Suriye’de 1963, Irak’ta ise 1968 yılında darbe yapılarak Baas Partisi ülkelerinde iktidarı elde etmişlerdir. İki ülkede de iktidar darbe ile ele geçirildikten sonra ülkenin yönetimi “tek adam” iktidarına dönüşmüştür. Suriye’de 1970 darbesiyle Hafız Esad ve Irak’ta 1979 darbesiyle Saddam Hüseyin diktatörlüklerini ilan etmişlerdir.

“Arap Milliyetçiliği” ve “Arap Birliği”ni hedefleyen Baasçılar bu kapsamda başlangıçta Nasır’ın Arap sosyalizmi ve bağımsızlık politikasını benimsemektedirler. Farklı ülkelerde yaşayan Arapların tek millet ve tek devlet olarak birleşmesi ve bu şekilde Arap olmayan Müslüman ülkeleriyle ilişkilerinin kesilmesi için çalışmaktadırlar. Birlik ve milliyetçilik faaliyetlerinin uygulamada ilk ürünü kısa sürmesine rağmen Suriye ve Mısır’ın birleşmesiyle kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti olmuştur.

Irak’ta iktidarın Baas ideolojisi kapsamında yaptığı ilk uygulamalar 1972 yılında ülkede bütün enerji sektörlerinin millileştirilmesi olmuştur. Ancak bir süre sonra hem Irak’ta hem de Suriye’de Baas Partisi, parti ideolojisi ve anayasasından sapmıştır. Özellikle tek adam diktatörlüğüne dönüşen Irak ve Suriye’de iktidar olan Baas Partisi geniş kalk kitlelerine karşı acımaz baskı politikaları izlenmiştir.

Bu tarihten itibaren Baas ideolojisi iki ülkede de pratikten farklı şekilde yorumlanmış iç ve dış siyasette de bir bütünlük oluşturamamıştır. Irak ve Suriye yönetimlerinin uygulamaları Baas Partisi ideolojine tezat sonuçlar doğurmuştur. İki ülke arasında artan rekabet ve düşmanlık ile iki kutuplu sistemdeki yerleri, Filistin işgaline olan bakışları, mezhepçilik ve diğer politikaları birbirinden uzaklaşmıştır. Suriye’nin Lübnan iç savaşındaki pozisyonu ve İran-Irak savaşı ile Körfez krizi sırasındaki tutumu aradaki farkın iyice artmasına sebep olmuştur.

Suriye ve Irak’ta yönetimlerin giderek aile ve mezhep bağlarına odaklı politikalar izlemeye başlamış, bu çok dinli ve etnisiteli toplumlarda ayrıştırmacı faaliyetler artmaya başlamıştır. Suriye’de nüfusun yaklaşık %10’u olan Nusayriler mezhepçi bir politikayla ülke yönetiminde hâkim konuma gelmişlerdir. Diğer taraftan Irak’ta %25-30 olan Sünni nüfus %60 olan Şii nüfusa karşı üstün ve ayrıcalıklı kılınmıştır. Ülkelerdeki Baas rejimlerinin uyguladığı mezhepçi ve hukuk dışı politikalar, Irak’ta Şii grupların ayaklanmalarına, Suriye’de ise Müslüman Kardeşler muhalefetinin oluşmasına sebep olmuş ülkelerde iç isyanların oluşmasına zemin hazırlamıştır.

İran İslam Devriminden sonra Humeyni’nin Iraklı Şiilere devrim ihracı çağrısında bulunmasıyla, Baas yönetiminin tutumu sertleşmiş ve Şiirlere yönelik tutuklamalar ve sınır dışı etmeler başlatılmıştır. Irak’ta Baas ideolojisi olan ‘Arap Milliyetçiliği’nin, ‘laik Arap milliyetçiliğe’ dönüşmesiyle, rejimin ‘laik’ yönü Şiileri, ‘Arap milliyetçiliği’ yönü ise kuzeydeki Kürtleri rejime karşı isyancı bir tutum sergilemeye sevk etmiştir.

Zamanla Baasçılık ve Arap Milliyetçiliği iki rejim için de iktidarlarının devam etmesi için politik bir söylem haline gelmiştir. Bir tarafta Suriye kendisinden kopartılan Lübnan, Ürdün, Filistin, ve Hatay’ı da kapsayan Şam merkezli “Büyük Suriye”yi kurarak Arap Birliğini sağlamayı savunurken, diğer tarafta Irak ise Bağdat merkezli Kuveyt, Mezopotamya, Şattü’l Arap ve İran’ın Huzistan bölgelerini de kapsayan “Büyük Irak”ı Arap Birliği için ilk adım olarak görmektedir. Bu iki farklı hedef, iki Baas rejimini bölgede birbiriyle çatışan ve mücadele eden pozisyona getirmiştir. Esad ve Saddam birbirlerini Baas Partisinin ideolojisinden uzaklaşmakla suçlamışlardır.

Irak – İran savaşında Suriye’nin İran lehine bir tutum sergilemesi Baas ideolojisine zıt bir uygulama olmuştur. Hafız Esad rejiminin Irak ile rekabeti öylesine bir hal almıştır ki, kendisi gibi Baas partisinin iktidarda olduğu ve Arap olan bir ülkeye karşı; Arap olmayan, Acem – Farisi olan bir devlete destek çıkmıştır. Esad, pragmatist bir politikayla, Baas ideolojisinden tamamen saparak, bütün Arap ülkelerinin Tahran rejimiyle aynı çizgide olmaları gerektiğini ifade etmiştir.

Diğer taraftan Irak’ın Arap olan Kuveyt’i işgal etmesi Baas ideolojisinden saptığının bir göstergesi olmuştur. Baasçılık ve Pan Arap ideolojisiyle hareket ettiğini ve Arap Milliyetçiliğine dayandığını savunan bir Arap devleti olan Irak’ın, bir diğer Arap devleti olan Kuveyt’i işgali Irak’ın uygulamalarının Baas ideolojisine aykırı olduğunu ve Saddam’ın da Baas ideolojisinden saptığını göstermektedir.

Suriye Baas rejiminin Baas ideolojine aykırı bir diğer uygulaması ise Lübnan iç savaşındaki pozisyonu olmuştur. Hafız Esad 1975’te başlayan Lübnan iç savaşında Hristiyan gruplar lehine müdahalede bulunurken, Yaser Arafat önderliğindeki Filistinli Arap el-Fetih grubunun karşısında yer almıştır.

Diğer taraftan Suriye-Irak Baas rejimlerinin dış politikalarına baktığımızda, Baas rejimleri dış siyaset açısından Soğuk Savaşın yaşandığı iki kutuplu dünya arasında ilişkiler kurmuşlardır. Hafız Esad başından beri Sovyetler Birliği ile yakın temaslar kurarken, Saddam Hüseyin idaresindeki Irak ise 1991 Körfez krizine kadar Amerika ve Batı dünyasının müttefiki olmuştur. Suriye’de ordu, SSCB’nin yardımları ile modernize edilirken, idari ve mali yapı da Körfez ülkelerinden alınan yardımlarla finanse edilmiştir. Saddam yönetimi ise Batı’nın Ortadoğu politikası açısından önemli bir güç haline gelmiştir. Bu gelişmeler ışığında ABD ve Batı’nın nazarında Irak “İyi Baas”, Suriye ise “Kötü Baas” şeklini almıştır.

Sonuç olarak, Ortadoğu’da ideolojik bunalımın bir sonucu olan Baas Partisi ideolojisi, Arap toplumlarında bir heyecan oluşturmuş özellikle Suriye ve Irak’ta ‘yeniden diriliş’ başlamıştır. Başlangıçta oluşturduğu ideolojik ruh ve heyecanı Arap toplumlar nezdinde sürdürememiş ve doğal olarak siyasal hayatta; bölgesel siyasi dengeler, stratejik çıkar ve hesapların gerisinde kalmıştır. Suriye ve Irak Baas yönetimleri arasında sosyal ve siyasal hayatta paralel uygulamalar görülmüş olsa da iki ülkenin çıkar ve rekabet çatışması iki ülkenin hem birbirlerinden hem de Baas ideolojisinden uzaklaşmalarına sebep olmuştur. Baas Partisi, günümüzde teorik olarak içi boşalmış bir ideoloji haline gelmiştir.

Nasrettin GÜNEŞ

KAYNAKÇA

  • Mehmet Atay, ‘Arap Baas Sosyalist Partisi Üzerine’
  • Galip Çağ, Sami Eker, ‘Ortadoğu’da Baas Rejimleri Suriye ve Irak’
  • İbrahim Varlı, ‘Baasçılığın sonu mu?’
  • Nilay Duygu Aslan, ‘Kuruluşundan 2003’e Kadar Irak ve Suriye Perspektifinde Baas Hareketinin Değerlendirmesi’
  • Emrah Göker, ‘Arap Baas Sosyalist Partisi ve Irak’

 

İLGİLİ YAZILAR:

 

Yazar Hakkında

Nasrettin GÜNEŞ

"... çünkü insana en çok okumak yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!" nasrettingunes[at]gmail.com

Yorum Yaz