OMURGASIZLAŞTIRILMIŞ BİR DAVA: FİLİSTİN-2

0

Geçen haftaki yazımızda(Omurgasızlaştırılmış Bir Dava: Filistin) Filistin-Kudüs davasının 1917 yılından bu yana zaman içerisindeki seyrine iniş ve çıkışlarına ve bilhassa gelişmenin taze olması- gündemde geniş yer tutması hasebiyle- son birkaç hafta içinde öne çıkan gelişmelere göz atılmıştır. Ancak asıl anlatılmak istenen olan biteni betimleyici ve öyküleyicivari bir tavırla hikayeleştirerek ele almak ve köşeye çekilmek değil, bilakis Filistin-Kudüs davasını başka bir açıdan ele almaktır.

Bu dava için ‘Omurgasızlaştırılmış’ tabirinin kullanılması uygun görüldü. Çünkü:

meselenin önemi ve hakikati, gerek davanın içindeki dinamiklerden gerekse çeşitli dış müdahalelerle kırılmaya-yumuşatılmaya-önemsizleştirilmeye ve en önemlisi kanıksatılmaya çalıştırılmaktadır.

Fakat alışalagelenin aksine meseleye dış aktörler açısından değil iç dinamikler açısından nazar edilerek ‘hareketin seyri’ incelenmeye çalışılacaktır. Bu açıdan ilk olarak satırlarımıza sözde Filistin ve Kudüs’ü kurtarmak adına kurulmuş ve aynı gaye uğruna hareket ettiklerini iddia eden kurtuluş örgütleri konu olacaktır. Ancak ondan önce meselenin daha iyi anlaşılması için bir örnek zikredilecektir.

Herhangi bir asitli/gazlı meşrubat şişesinin kapağı açıldığı taktirde içindeki sıvı gaz sıkışması ile birlikte bulduğu ilk boşluktan dışarı çıkma eğiliminde olacaktır. Şişenin kapağının rastgele bir şekilde açılması dahlinde meşrubat nev’inden maddenin dışarı taşması içten bile değildir. Yalnız bu taşma beklenmeyen ve istenmeyen bir durumdur. Ancak şişenin içindeki gazın sıkıştığının farkına vararak ya da gazın sıkışması ihtimalini göz bulundurarak kapak yavaş yavaş açıldığı takdirde sadece içinde sıkışmış olan hava, dışarı ‘kontrollü’ bir şekilde bırakılarak salınım gerçekleşmiş olacaktır, ya da düdüklü bir tencerede pişmekte olan yemeğin su buharı artan basınç sonucunda herhangi bir kaza yaşanmaması için yemek piştikten sonra kontrollü bir şekilde dışarı salınır. Nazarımızı günlük hayata yani topluma çevirdiğimizde ise spordan sanata, cemaatlerden birçok ideolojik alanda oluşan fanatizm, bu gruplara yaşama alanı sağlanması ile toplulukların gazı toplumu dejenere etme bozma riskine karşı alınmış olur.

Meseleye tekrar dönüldüğünde ise açıkça görülecektir ki, davanın gazı iç dinamikler yoluyla alınmaya çalışılmaktadır. Her bir örgüt Omurgasızlaştırılmaya giden yolda köşe taşlarından biri de iç dinamiklerin birbiri ile senkronize hareket etmek yerine tamamen hem fikrî hem de aksiyon-eylem açısından zıt hareket etmeleridir. Filistin örgütlerini de üç başlıkta toplamak mümkündür. İlki mücadelenin öncülü durumundaki örgütler: FKÖ, HAMAS (İslami Direniş Hareketi)… İkincisi İsrail’in bir dönem Filistin mücadelesini zayıflatmak, bölmek için icraatlarına, kurumsallaşmasına göz yumduğu İslami hareketler ve sonuncu olarak da sol hareketler.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ): Filistin Kurtuluş Örgütü, bağımsız Filistin devleti kurmayı amaçlayan şemsiye niteliğinde bir organizasyon olup, birbirinden farklı ideolojilere sahip pek çok organizasyon direniş hareketi, siyasi parti ve bağımsız figürü içinde barındırır. FKÖ şeklinde tanımlanan örgüt, ilk kurulduğu yıllar ve 1970’lerin ilk yarı dönemlerinde uluslararası arenada pek kabul görmedi, ancak 1970’lein ikinci yarısından itibaren temsil gücü önceki yıllara göre artmıştır. Bugün uluslararası arenada Filistin adına temsilci olarak kabul ediliyor. FKÖ’nün örgütsel yapılanmasına bakıldığında çeşitli siyasal yapılanmanın dışında, Filistin Ulusal Ordusu FKÖ’nün silahlı birliklerini oluşturmaktadır.

El-Fetih ( Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi):1957-59 yıllarında mülteci sorununa binaen kurulmuştur. Arap devletlerinin Filistin sorununu kendi amaçları doğrultusunda kullanmasına tepki olarak gelişen örgüt, Filistinlilerin çıkarının ancak Filistinliler tarafından korunabileceği inancı ile yola çıkmış ve ideolojik bağımsızlığı, Filistinlilerin her kesiminden destek almasını kolaylaştırmıştır. FKÖ içinde Arap Birliği gözetiminde en büyük ve en etkin örgüt haline gelmiş olup, asıl amacı Filistin milliyetçiliği ve ‘özgür Filistin’ ve ‘özgürlük için asker’ görüşlerini benimsemiştir. BM’nin 242 sayılı karardaki İsrail’in var olma hakkını reddeder. Kabul etse bile 1967 öncesi sınırı ile tanımış olacaktır.

El-Aksa Şehitleri Tugayı: İsrail’in Batı Şeria ve Gazzede’ki varlığını sona erdirmek üzere El-Fetih’le bağlantılı olarak kurulan El-Aksa Şehitleri Tugayı, 2000 yılında Aksa İntifadası sırasında ortaya çıkan ve İsrail’e karşı silahlı mücadeleyi savunan örgüttür. İslami bir örgüt olmamakla birlikte Filistin’in bağımsızlığı için mücadeleyi motive etmek adına islami söylemi kullandıkları ileri sürülmektedir. Kudüs’deki eylemleri sonucunda ABD tarafından terör listesine alınmakla birlikte bazı taraflarca HAMAS’a rakip olarak silahlı bir güç olarak oluşturulduğu ileri sürülmektedir. Aynı zamanda Aksa şehitleri Tugayı İsrail’in dışında İsrail’le işbirliği yaptığı şüphesi bulunan Filistinlileri de hedef almaktadır.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi: FHKC, Şubat-1969 yılında yaptığı ilk kongresiyle ‘Filistin Kuruluşu Stratejisi’ adını verdiği belgeyle stratejisini belirlemiştir. FKHC siyasi pozisyonu ‘kapitalizm ve Batı karşıtlığı’ üzerine kurulmuştur. Amacı İsrail’i ortadan kaldırmaktır. Savaşla ilgili net bir bakış açısına sahip olmayan ve sadece silahlı mücadeleye dayanan bir ulusal hareketin planlamadan yoksun bir şekilde eninde sonunda hatalar yapan bir kumara dönüşeceği belirtilmektedir.

İkinci düşman Dünya Siyonist Hareketidir. İsrail’i dünya Siyonist hareketinin ayrılmaz bir parçası, hareketin Ortadoğu’daki kolu olarak gören Halk Cephesi, İsrail’le savaşın yalnızca İsrail’le değil alt yapısı dünya Siyonist hareketinin gücüyle oluşturulan bir İsrail’le olduğunu belirtmektedir, Siyonizm ırkçı-dinci bir hareket olarak dünyadaki Yahudileri İsrail’i desteklemek için örgütlemeye çalışmaktadır. Bu destek sadece moral desteğe indirgenemez. Dünya Siyonist Hareketi İsrail için silah, finans kaynağı, kamuoyu ve propaganda anlamı taşımaktadır, aynı zamanda yeryüzündeki siyonistleri İsrail’e destek için örgütleyerek ideolojik destek sunmaktadır. FHKC, üçüncü düşman olarak dünya emperyalizmini ve dördüncü düşman feodalizm ve kapitalizmle temsil edilen Arap gericiliğini belirlemiştir.

Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi: George Habbaş tarafından kurulan FHKC’den ayrılan Ortodoks Hıristiyan asıllı sol görüşlü Nayef Havatme’nin Şubat 1969’da ayrılmasıyla kurulan Laik, Marksist-Leninist, Filistin siyasi ve askeri partisidir. Marxist-Leninist çizgide siyaset yapan silahlı örgüt, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi içerisindeki Marksistlere ulusalcıların arasında yaşanan tartışma sonrası 1969 yılında kurulmuştur. Filistin halklarını tanımayan Çin ve SSCB’yi kınamıştır. 1991 yılında SSCB’nin dağılması ile güç kaybetmiştir.

HAMAS: Şeyh Ahmed Yasin ‘Hamas’ kısa adıyla bilinen İslami Direniş Hareketi’ni Müslüman Kardeşler Cemaati’nin Filistin sahasında faaliyet gösteren Dr. Abdülaziz Er Rantisi, Dr. Mahmud Ez Zehhar ve diğer üyeleriyle birlikte kurdu. Filistin İslami Direniş Hareketi (Hareketü’l Mukavemetü’l İslamiyye). Arap Savaşları’nda Arap milliyetçiliğinin önem kaybetmesi ve İslami hareketin güç kazanması ile etkinliğini artırmıştır. Cami cemaatinin yoğun bir şekilde intifada sürecine katılmasını sağlayan HAMAS, birinci intifada sırasında seslendirilen sol sloganlara, İslami sloganları da ekleyerek intifadaya dini bir nitelik kazandırmıştır.

Filistin İslami Cihad Hareketi: Mısır’da eğitim gören bir grup genç tarafından kurulmuştur. İslami Cihad hareketi, silahlı direnişi Filistin kurtuluşu için yegane yöntem olarak görmektedir.

Anlaşılacağı üzere her hareket beslendiği kaynaktan çıkan ve soluduğu ideolojik havanın izlerini genlerine taşımış ve ona göre hareket etmektedir. Siyaset havasını soluyanlar ve aynı gelenekten gelen direniş örgütü temsilcileri davanın çözüm aşamasında politik manevraların önemine dikkat çekerken yukarıda zikredilen Filistin İslami Cihad Hareketi’nin temel ideolojisi ise mutlak zafer için sadece silahlı mücadelenin yeterli olacağını ileri sürmekteler.

Madolyonun diğer yüzünde ise

Filistin direnişi için birlikte hareket edilmesi ihtimaline karşı İsrail’in ve diğer dış aktörlerin potansiyel gücü kırıp bölmek amacıyla bazı direniş örgütlerine destek verme ihtimalleri de göz önünde tutulmalıdır.

Aslında çok uzaklarda değil Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin feci bir şekilde tasfiye olduğu ve bugünün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu döneme projektörler çevrildiğinde iddia edilen savın emsalinde birkaç örnek karşımıza çıkacaktır. Musul’un ilk olarak işgali ve Yunan’ın İzmir’e ayak basması ile Anadolu Halkı bağımsızlığı uğruna topyekûn savaş haline girdi. Aynı zamanda isyanlara tepki olarak Kuvayi Milliye birliklerini kurdu. Yurdun dört bir yanında işgale karşı çeşitli cemiyetler gerek halk gerek subaylar gerekse eli kalem tutan vatan evlâtları tarafından kuruldu. Bu cemiyetleri ise üç grup altında toplamak mümkündür: Millî cemiyetler, milli varlığa düşman cemiyetler ve azınlıkların kurduğu cemiyetler. Bu dönemde topyekün savaş halinde olan halkın direniş gücünü kırmak için özellikle İngilizler ve savaşın galibi diğer İtilaf Devletleri tarafından bazı cemiyetleri açık ya da gizli destek verildiği aşikardır ve unutulmamalıdır…

Asıl meseleye tekrar dönüldüğünde görüleceği üzere harekette bir birlik olmadığı gibi davada tali düşünceler-Marxism&Leninizm-de kendi içinde en az iki parçaya bölünmüştür. Halbuki, Muhammed İkbal’in de ifade ettiği gibi ‘harekette birlik olmazsa, fikirde birlik faydasızdır.’ Fakat davanın öncülüğünü yapan bazı kesimin sloganik ifadelerle gazının alındığı apaçık görülmektedir. Elde kalan ise direniş ruhundan azade hem fikirsel hem de eylemsel açıdan içi boşaltılmış Filistin meselesi ve bu davayı kanıksanmış bir seviyede bırakmak…

İlim, irfan, hikmet, bilgelik ve ahlâka uymayan insan hakları ihlâlleri, uluslararası hukukla bağdaşmayan çifte standart uygulamaları da cabası…

MÜCAHİT BAYRAM IŞIK

OMURGASIZLAŞTIRILMIŞ BİR DAVA: FİLİSTİN

http://www.ilimvemedeniyet.com/omurgasizlastirilmis-bir-dava-filistin.html

Yazar Hakkında

Mücahit Bayram IŞIK

mubayi624@gmail.com @Mubayi_ @mubayi

Yorum Yaz