KURBAN VE MYANMAR KRİZİ

0

İslam dünyasının kutsal olarak kabul ettiği bayram günlerinin yaklaşmasıyla dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşayan Müslümanların çatışma ve kriz sarmalına girmeleri manidardır.

Yıllardır özellikle her Kurban Bayramı yaklaştıkça İslam dünyasında şiddet olaylarının artması, sürekli Müslüman kanı akıtılması olağan hale getirildi. Bu bağlamda Kurban Bayramı’nın evrensel mesajı olan Allah adına kesilen hayvanların etlerinin ihtiyaç sahiplerine, komşulara ve akrabalara dağıtılması ile toplumsal dayanışma ve kardeşlik ruhunun pekiştirilmesi gölgelenmek isteniyor. Geride bıraktığımız Kurban Bayramı sonrası İslam dünyasının geneline sirayet eden karmaşa, bölünmüşlük ve kaosa -aslında yeni olmayan ancak şiddeti daha fazla artan- Myanmar’daki Arakanlı Müslümanlara karşı uygulanan sistematik katliam politikası eklendi. Myanmar ordusu startını Kurban Bayramı arifesinde verdiği silahlı militanları bölgeden temizleme bahanesiyle haftalardır Arakan’da operasyon düzenliyor. Tüm bunlar karşısında Arakanlı Müslümanlar köylerini, yurtlarını terk ediyor, sistematik soykırım endişesiyle Bangladeş sınırına koşuyor. Böylesi bir insanlık trajedisine dönüşen işkence, katliam ve yok etme girişimleri Arakan’a olan duyarlılığın sorgulanmasına yol açarken Müslüman dünya bir kez daha bayramını buruk ve tatsız geçirmek zorunda bırakıldı.

Ne var ki Katar’a ambargo noktasında bir çırpıda bir araya gelen Körfez ülkeleri Myanmar Krizi karşısında net ve açık bir tepki ortaya koymaktan aciz kaldılar. Müslüman toplulukların maruz bırakıldığı bu durum, ne ilk ne de son olacağa benziyor. Zira İslam dünyası içerisindeki çekişme ve zıt kutupların oluşturduğu parçalanmışlık azınlık durumundaki Müslümanları korumasız bırakmaktadır. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Müslüman dünyanın sesi olmaktan uzaklığı, Şii-Sünni rekabetinin İran-Suudi Arabistan arasındaki sürekliliği, terör yuvalarının Müslüman ülkelerde yıllardır süren varlığı ile zayıf ve güçsüz bir İslam dünyası tablosu ortaya çıkmaktadır. Ancak her şeye rağmen Müslüman dünyanın moral gücünü oluşturan dini bayramlar, kaynaşmanın ve birbirine yakınlaşmanın bir vesilesi olarak düşünülebilir. Tüm Müslümanların aynı anda saf tutması, Arafat’a çıkması, hac yapması, kurban kesmesi ve paylaşması, birbirini hatırlaması, ihtiram göstermesi bayram günlerinde daha yoğun hissedilmektedir. Dolayısıyla İslam dünyasını oluşturan farklı unsurların birbiriyle kenetlenip yakınlaşmaları bayram aracılığıyla ön plana çıkmaktadır. Ne yazık ki bu fırsat, her seferinde çıkan çatışma, gerilim, terör ve benzeri şiddet olayları ile akamete uğramakta ve her geçen gün İslam dünyasını ümitsizlik ve karamsarlığa savurmaktadır.

Bir başka açıdan Myanmar Krizi’ne yaklaşıldığında, Kurban Bayramı noktasında İslam dünyasının SSCB sonrası oluşan yeni dünya düzenini tehdit eden halka olarak kabul edildiği bir gerçektir. Kurban Bayramı’nın, kapitalist dünyanın hazcı, bencil ve benmerkezci olan karakteristik özelliklerine karşı doğrudan bir saldırı olarak okunması rastlantısallıktan uzaktır. Hem Ramazan hem de özellikle Kurban Bayramı İslam dininin evrensel mesajının en berrak şekliyle ifade edildiği kutsal zaman dilimleri olarak öne çıkarken dünyanın kokuşmuşluğu altında ezilen, çaresiz bırakılan insanlar paylaşmanın ve dayanışmanın öne çıktığı bu mesajı net bir şekilde alabilmektedirler. Dünyanın uzak diyarlarından kurban yardımlarının dağıtılması, yılda sadece Kurban Bayramı vesilesiyle hanelerine et giren yoksulların mutluluğu ve bunun İslam dininin bir dini vecibesi olarak yapılıyor olması muhtemeldir ki sistemin yerleşik güçlerini rahatsız etmektedir. Sistemin çarklarına doğrudan bir saldırı olarak düşünülen bu bayramlaşma ve kardeşlik selinin yayılması engellenmek istenmektedir. Açıkça ortadadır ki Kurban Bayramı arifesinde başlayan Arakanlı Müslümanlara yönelik katliam planı İslam dünyasının yine omurgasına yapılmış bir saldırıdır. Tepkisizlik ve umursamazlık hareketsizlik ile birleşince Budistlerin Müslümanlar üzerindeki saldırıları jenoside(soykırım) dönüşmüştür. Yurtlarından edilen Arakanlı Müslümanlar hayatta kalma uğraşı verirken insan haklarının çiğnenmesine göz yumuluyor olması ne yazık ki şaşırtıcı değildir. İnsan hakları ihlallerine yönelik cezalandırılmanın Müslümanlar dışında tutuluyor olması bunun en somut göstergesidir.

Düşünülmesi gereken esas nokta şüphesiz yine bir Müslüman topluluğun şiddet ve çatışma içine çekilmiş olmasıdır. Asya’da Budist ve Hinduların arasında yaşamak zorunda kalan Müslümanların özellikle kurban ibadeti bağlamında yaşadıkları sorunlar ortadadır. Bu tahammülsüzlük sendromunun sonuçları çok ağır olabilecek acıları tetiklemesi kuvvetle muhtemeldir. Asya’da azınlık olarak yaşayan Müslümanların(Arakan, Uygur, Keşmir vd.) içine çekilmek istendiği kaostan uzaklaştırmak için uluslararası düzlemde haklarının korunması ve savunulması şarttır. Bu da devletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın gereken sorumluluğu üzerine alarak Birleşmiş Milletler ve uluslararası kamuoyunun gündeminden düşürmemeleriyle mümkün olabilir. Her Kurban Bayramı deyim yerindeyse Müslümanların kurban edilişinin seyredilmesi sona er(diril)melidir.

Abdulkadir AKSÖZ

Yazar Hakkında

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih abdlkdraksz@gmail.com

Yorum Yaz