KUDÜS EKSENLİ MÜCADELE TELKİNİ

0

Sıradanlaşan ve giderek bayağılaşan toplumsal tepkiler, zamanla içselleştirilmiş çürümeye sebebiyet verir. Zamanın ruhuna aykırı her hayali perspektif ise en basit ifadesiyle rasyonaliteden uzaklaşmaya yol açar.

Kudüs’te yaşananlar tüm dünyanın gözleri önünde oluyor ve basiret sahibi herkes İsrail ve ABD’yi suçluyor. Öte yandan yanlışlar ve basiretsizlikler üzerine inşa edilen Kudüs davası bir sendroma dönüşürken, hamasi söylemlerle soruna çare aranıyor. Öyle ki Kudüs söz konusu olduğunda İslam dünyası kaçak güreşçiden farksız hareket etmektedir.

Kudüs söz konusu olduğunda her şey bu denli arkaik bir yöne hapsolurken bir şeylerin değişmesini beklemek inandırıcı gelmiyor. Çünkü günümüz dinamiklerinin seyri, İsrail’in kazıya kazıya ortaya çıkardığı devletin, tüm İslam dünyası karşısında kayıtsız-şartsız üstünlüğü üzerinden şekillenmektedir. Diğer bir deyişle çuvaldızı kendimize batırdığımızda, Müslüman yönetimlerin geçirdiği çalkantılı süreçlerin doğurduğu sürekli yenilmişlik hissi siyasi paranoyayı doğuruyor. Böylesi bir durumda işlevselliğini yitirmiş bir Filistin davasında birleşme sloganı ikna edici olmuyor. Zira Filistin sorununda nihai çözümün jargonu olarak dillendirilen iki devletli çözüm, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti fikri, kabul görmüyor.

Arap devletlerinin Filistin davasında refleksif olarak İsrail’e karşı gösterdiği hamasi söylemin artık ortadan kaybolduğu bir gerçektir. Arap milliyetçiliğinin birleşme potası Filistin artık bütünleştirici bir tutkal olmaktan çıkmıştır. Filistin’de kanın nasıl duracağı sorusu önemini kaybetmiş, hizipler arasında kimin yöneteceği sorusu öne çıkmıştır. Kudüs davasında arkalarını dönmeden yalnız kalan Filistinliler, siyasi bir çözümün tesis edilemeyeceğinin farkındalar. Dolayısıyla Arap devletlerinin yaşanan katliamlar sonrası gösterdiği kınama tepkileri gerçek bir hastalanma durumuna işaret ediyor. Dış dünyanın iki dudağı arasına hapsolmanın paranoyasıyla baş başa kalan İslam dünyası, kendi sorunlarını çözememenin acziyeti içerisinde kıvranmaktadır.

ABD’nin Ortadoğu’daki derdi, bölgenin kendi ideolojik hegemonyası altında uzun yıllar kalması. Bunu sağlayacak iki müttefiki Suudi Arabistan ve İsrail. Birbirlerine taban tabana zıt bu iki devlet, Amerikan gücünü konsolide ediyor. Ne var ki İsrail böylesi bir misyon içerisinde kendi kazancını maksimize edecek adımları baskılamaktadır. Bugün Amerika’da çok ciddi bir nüfusa sahip olan Yahudi Cemaati, kamuoyunu etkileyebilmektedir. Yahudilerin Amerikan kamuoyunda sahip olduğu olumlu imaj, İsrail’in diplomatik ve ekonomik destek almasını kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla bir lobi demokrasisi olan ABD’de, Yahudi Cemaati’nin nasıl İslam dünyasının toplamından daha fazla etki gücüne sahip olduğu anlaşılıyor. Bu bağlamda benzersiz bir nüfuz gücü ile İsrail’in, Holokost’u günümüzde hala sıcak tutması ve her yıl Yahudi soykırımını konu alan en az bir filmin Hollywood’da gösterime girmesi şaşırtıcı değildir.

İsrail’in siyonist politikaları karşısında Kudüs’ü savunmak için karşılıklı telkin gereksinimine ihtiyaç var. Her şeyden önce Siyonizm ile mücadele noktasında dünya kamuoyunu yanınıza çekmeniz gerekiyor. İsrail’in terörist gruplar olarak nitelediği Filistinlilerin uğradığı insan hakları ihlalleri sıklıkla dillendirilmeli, siyasi Siyonizm ile aktif mücadele edilmelidir. Sürekli bir zihni kıskaç altında tutulması gereken siyonizmin her fırsatta Filistin üzerindeki hakimiyet arayışı sekteye uğratılmalıdır. Kamuoyu nüansını elinden bırakmaması gereken İslam dünyası, dikkat çekici medya araçlarına sıkı sıkıya sarılmalıdır. Otorite merkezleri, siyonist ideolojinin marjinalliğini, şiddet ve kaostan beslenen yapısını vurgulamalıdır.

Tüm bu ifade edilenlere rağmen İslam dünyası, üzerindeki ümitsizlik ve ataleti atamamaktadır. Kudüs meselesinde başarısızlığın temelinde beceriksizlik, güçsüzlük veya acziyet değil “niyetsizlik” var. Ne var ki Filistin meselesinde artık bir zihniyet değişimi gerekiyor, çünkü verilen tepkiler Kudüs’ü biraz daha bizden uzaklaştırıyor. Kudüs meselesinde hamasi söylemin ötesine geçemeyen cılız efelenme hali, kişilikli bir çıkışı zorlaştırıyor.  Eldeki imkanlarla karşılaştırıldığında “kınama şamarı” dışında refleks verememek küresel bir talep iddia etmeyi de zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla bir araya gelmekten imtina eden Müslüman devletler, siyonizme karşı harekete geçmek yerine fellik fellik kaçıyor.

Bir kez daha esas mesele bastırıldı. Müslümanlara Kudüs eksenli topyekün mücadele telkin edilemediği gibi İsrail tarafından dökülen Filistinli kanı terörist damgasıyla meşrulaştırıldı. Kudüs meselesi, siyasete yani doğal ve sağlıklı mecrasına taşınamadı. İslam İşbirliği Teşkilatı konuşuyor ama onları pek kimse dinlemek istemiyor; zaten yapılan çıkışlar yeteri kadar haber bile olmuyor. Son olarak, Kudüs eksenli mücadele telkininin devletler nezdinde ortaya konulması gerekiyor. Zira Kudüs elden gittikten sonra, “mezarın başında yapılacak telkinin” gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.

Abdulkadir AKSÖZ

Yazar Hakkında

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih [email protected]

Yorum Yaz