KARADENİZ’İN KİLİDİ: KIRIM’IN İLHAKI SORUNU

0

Giriş

Ukrayna’da yaşanan Kırım Krizi, Soğuk Savaş sonrası dönemin önemli problematiklerinden birini oluşturmaktadır. Genel manada Batı dünyası ile Rusya Federasyonu’nu karşı karşıya getiren Kırım hadisesi, dar manada Ukrayna sınırları içerisinde yaşanan şiddetli etnik bölünmenin ve ekonomik buhranın bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ukrayna’daki iç iktidar mücadelesinin tırmanması ve siyasi bölünmüşlüğün toplumun kılcal damarlarına varıncaya kadar teberrüz etmesi ülke içinde çıkan çatışmanın araçsallaştırılmasında etkin bir rol oynamıştır. Sorunun uluslararası bir boyuta evrilmesinde, Rusya’nın bölgedeki siyasi, askeri, ekonomik ve tarihsel çıkarlarını temel alarak hard power(sert güç) ile müdahili belirleyici olmuştur. ABD ile arasındaki stratejik rekabeti sıcak alana taşıyan Rusya, Ukrayna içindeki çatışmaları Doğu Avrupa politikaları için hayati bir sınır çizgisi olarak kabul etmiş ve çatışmanın içerisine baskın güç olarak doğrudan dahil olmuştur. Bu bağlamda uluslararası kamuoyunda sarsıcı ve beklenmedik bir gelişme olarak ifade edilen Rusya’nın Kırım topraklarını ilhakı, pek çok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Rusya, Karadeniz hakimiyetini ve enerji geçiş hatlarının güvenliğini tekeline alarak, Sovyet Dönemi’nin kontrol altında konsolide edilmiş stratejik uydu topraklar siyasetini yeniden uygulayamaya koymuştur. Kırım’ın ilhakında Avrupa dünyası ve ABD Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü esas alan yaklaşımları ortaya koyarak Karadeniz’in güvenliği konusunda tedirginliğini Rusya’ya karşı gösterdiği ambargo politikalarıyla göstermiştir.

Makalede Kırım’ın ilhakı meselesi, çatışma çözümleri bağlamında sorunun tarihsel arka planı, çatışmayı doğuran nedenler, aktörlerin ve yönlendirici güçlerin analizi ele alınacak, krizin çözümü noktasında taraflar arasında atılan adımlardan ve uygulamalardan bahsedilecektir. Son olarak sorunun gelecekteki seyri ve yönetimi üzerine değerlendirmelerde bulunulacak, bölgesel ve küresel sonuçları ortaya konacaktır.

  1. Tarihsel Arka Plan

  ‘‘Ukrayna’’ kelime manası olarak hudut, sınır bölgesi anlamı taşıyan Okraina’dan gelmektedir. Slav topluluklarının en doğudaki uzantılarının bu bölgeye yerleştiği ve yeni bir millet oluşturduğu kabul edilmektedir. Doğu Avrupa’da stratejik bir konuma sahip Ukrayna’nın tarihi Kiev Knezliği ile başlatılabilir. IX. Yüzyılda kurulan Kiev Knezliği ilk Doğu Slav devletidir. Başarılı bir yönetim sayesinde yaklaşık 300 yıla varan bir egemenlik süren Kiev Knezliği Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yolu üzerinde önemli bir geçiş noktası olmuş ve Avrupa’yı tehdit eden Asyalı kavimlerin istilasına karşı bir sınır karakolu hüviyeti göstermiştir.Döneminin önemli güçleri arasında ticari bir geçiş noktasında bulunması Kiev Knezliği’ninjeostratejik değerini arttırmıştır. Ukrayna bölgesi komşu olduğu Bizans, Turanî kavimler, İran, Moğol, Peçenekler ve Poloveçler’in sürekli ilgisini çekmiş ve Knezlik işgal girişimleriyle karşı karşıya kalmıştır.

Kiev Knezliği’ni Ukrayna tarihi açısından önemli kılan özellik mezhep konusudur. Kiev Knezliği Ortodoks Hıristiyanlığı benimseyerek bölgesinde farklılaşmıştır. Kendisi gibi benzer bir süreç gözlenen Polonya ise Katolik Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Bu durum Lehlerle Ukraynalıları temelde bir ayrışmaya iterken, aynı coğrafyanın kuzeyinde yaşayan ve ileride büyük bir güç olarak ortaya çıkacak olan Doğu Slav kavimlerinden Ruslar ile dinsel bağlamda bir birliğin doğmasına zemin hazırlamıştır. XV. Yüzyıldan itibaren giderek gücünü arttıran Moskova Knezliği’nin bir imparatorluğa dönüşmesiyle bölgedeki hakimiyet dengeleri değişmiştir. Lehlerle Ruslar arasındaki Ukrayna’nın paylaşımı meselesi tarihsel süreç içerisinde bölgenin mezhepsel altyapısında kırılmalara yol açmıştır. Ukrayna’nın batısında genişleme emelleri olan Lehler Batı Ukrayna’nın Katolikleşmesine sebep olmuştur. Doğu ve güney bölgeleri ise Rusya’nın hinterlandında yer almıştır.

Ukrayna’nın tarihsel jeostratejik ve jeopolitik değerini var eden Kırım yarımadası olmuştur. Karadeniz’in kuzeyinde denize bağlanan bir üs olarak değerlendirilebilecek olan Kırım, sıcak denizlerin anahtarı olarak görülmüştür. Çevresindeki yerleşimlere nazaran merkezi konumu, kara ve deniz bağlantıları, uygun ulaşım ve iklim şartları ile Kırım, ilgi çekici bir bölge olagelmiştir. Karadeniz’e dökülen Dinyeper ve Dinyester nehirleri ticari ulaşıma elverişli olmaları hasebiyle Ruslar için daima önemli olmuştur. Bu bağlamda Kırım, Karadeniz’e olan çıkışıyla vazgeçilmez topraklardır. JeffMartin’e göre bu kaleyi kontrol eden Ukrayna’yı kontrol eder.[1]

Kırım’ın Tatar Türkleri ile anılmaya başlaması ise XIII.yüzyıla dayanmaktadır. Dönemin önemli güçlerinden Altın Orda Devleti’nin bizzat iskanlarında yardımcı olduğu Tatarlar Kırım’a güçlü askeri yapılanmalarıyla kısa sürede hakim olmuşlardır. Geleneksel Türk bozkır yaşamı için Kırım’ın sunmuş olduğu fiziki ve coğrafi şartlar kısa sürede Orta Asya’dan yapılan göçlerin artmasını sağlamıştır. Kırım Tatarları, Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla bölgede serbest kalmış ve XIV. yüzyılın ikinci yarısında Kırım Hanlığı’nı kurmuşlardır.

Kırım’ın bölgesel aktörlerin dikkatini üzerine toplamasında derin ve korunaklı limanlarının payı büyüktür. Osmanlı Devleti’nin Yükseliş Dönemi siyasi çizgisinde Kırım’ın başat konulardan biri olmasında bu sahil ve limanlara hakim olma isteği belirleyici bir faktör olmuştur. Kırım’daki Türk varlığının VI.yüzyıla kadar dayanması ve Orta Asya’dan göçle bu topraklara yerleşen Tatar Türklerinin bulunması Osmanlı’nın Kırım’ın fethedilmesi için harekete geçirmiştir. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un Fethi ile egemenlik tesis ettiği İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan sonra bir başka önemli Karadeniz su yolunun ve limanlarının Ceneviz hakimiyetinin kırılması için Kırım’a çıkarma yaptırmıştır. Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1475 yılında Cenevizlilerden Kırım’ı alarak topraklarına katmıştır. Bu zafer sonucunda Kırım Hanlığı Osmanlı Devleti’ne bağlı fakat iç işlerinde özerk bir devlet haline gelmiştir. Kırım’ın Osmanlı topraklarına katılması Cenevizlilerin bölgedeki varlığının sona ermesine sebep olmuş, Karadeniz tamamen Osmanlı denetimi altına girmiş, Rusya’ya karşı tampon bir bölge oluşturulmuş ve Karadeniz ile bağlantısı engellenmiş ve İpek Yolu’nun kuzey kolu kontrol altına alınmıştır. Bundan sonraki mücadele Rusya’nın büyük bir imparatorluğa dönüşme süreci ve sıcak denizlere inme olarak ifade edilen güneye doğru genişleme politikasının Osmanlı çıkarları ile çatışması olarak şekillenmiştir. Kırım ve Karadeniz’i Ruslar için vazgeçilmez kılan etkenlerden biri Rus hakimiyetindeki denizlerin kışın donması ve donanmanın istenilen düzeyde kullanılamamasıdır. Bu bağlamda Karadeniz’e köprü olan Kırım’ın Osmanlılardan alınması gerekiyordu. Kırım’ın, gerek Çin’den gelen büyük Asya ticaret yolunun batıdaki son noktalarından biri olması, gerekse Doğu Avrupa’yı Ön Asya ve Akdeniz’e bağlayan doğal bir iskele görevi görmesi nedeniyle, Rusya için büyük önemi vardı.[2]

XVII. yüzyılda şiddetlenen Osmanlı-Rus savaşları 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım topraklarının bağımsızlığı ve kısa süre sonra da Rusya tarafından ilhakı gerçekleşmiştir. Kırım’ın Rus topraklarına katılmasıyla Karadeniz’deki dengeler Osmanlı aleyhine dönmüş, Ruslar Kırım üzerinden genişleme siyasetini hızlandırmış ve Kırım Tatarları için uzun yıllar sürecek olan sancılı bir süreç başlamıştır.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda sıcak çatışmaların ortasında kalan Ukrayna toprakları 1922 yılında imzalanan Birlik Antlaşması ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin(SSCB) dört kurucu üyesinden biri oldu. 1936 yılında Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını alan Ukrayna, 1991 yılındaki bağımsızlığına kadar bu isimle anılmıştır. Ukrayna’da bugünkü çatışmanın SSCB döneminde yaşanan bir olayla yakından ilişkilidir. Stalin döneminin milliyetçi politikalarının ardından belli bir değişimi getiren Kruşçev yönetimi Kırım’ı Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden alıp Ukrayna’ya bağlanmasıdır. O dönem birlik içerisinde bu değişimin ana nedeni Kırım’ın ulaşım ve ekonomik ilişkiler bağlamında Rusya’dan ziyade Ukrayna ile daha yakın olmasıdır. Bu bağlamda Moskova yerine Kiev’in yönetimine bırakılarak bir kolaylık sağlanmaya çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline uğrayan Ukrayna toprakları Stalin döneminin aşırı tutucu yönetimi altında Kırım Türklerinin bölgeden zorunlu göçe tabi tutulması ve etnik yapının Rus Kazakları lehine yeniden düzenlenmesi ile demografik yapı farklı bir düzleme kaymıştır. Kruşçev döneminde, zorunlu sürgüne gönderilen Tatar Türklerinin geri dönüşüne izin verilse de Kırım’da değişen sosyo-kültürel etnik yapı sorunların çözümüne katkı sağlayamamıştır.

1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Ukrayna suni bir ulus-devlet görüntüsü çizmiş, sık sık halk hareketleri ile karşılaşmış ve topraklarında etnik, dini ve ekonomik farklılıklardan kaynaklanan bunalımlarla yüzleşmek durumunda kalmıştır. İstikrarlı hükümetlerin kurulamaması ve siyaset kurumuna müdahil olan zengin oligark sınıfının faaliyetleri ülkede hassas dengelerin bozulmasına yol açmıştır. Keza Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasında seçim yapma anlayışı ve Ukrayna’nın tarihsel iki zıt kutup arasında kalan bir bölge olması hasebiyle gelgitli yönelişler ve asimetrik politikalar izlenmiştir. Bağımsızlık sonrası Ukrayna’da cumhurbaşkanı olan sırasıyla Kravçuk, Kuçma, Yuşçenko, Yanukoviç ve Poroşenko dönemlerinde Avrupa Birliği, NATO ve Rusya ile ilişkiler bağlamında birbirleriyle taban tabana zıt politik tercihler ortaya çıkmıştır. Bu durum 2014 yılına gelindiğinde Kırım Krizi’nin temel parametresini oluşturmuştur.

  1. Kırım Sorunu’nda Mevcut Durum

Ukrayna’da başlayan iktidar karşıtı halk hareketinin çıkış noktası, Avrupa Birliği(AB) ile olan Doğu Ortaklığı Antlaşması’na Yanukoviç iktidarının onay vermemesidir. AB yanlılarını sokağa döken bu gelişme Rus yanlısı diğer grupların da hareketlenmesine neden olmuştur. Ukrayna’nın AB ile anlaşmaması halkın kitlesel çaplı büyük protesto gösterilerine başlamasına neden olmuş, iktidarın protestolara karşı sert tutumu tepkileri genişletmiş ve bu durum Rusya yanlısı Yanukoviç iktidarının devrilmesine yol açmıştır. Birbiri ardına bağlanan olaylar zinciri Rusya’nın Ukrayna’yı nearabroad(yakın çevre) yaklaşımı çerçevesinde kritik son eşik olarak görmesi, soruna müdahilinde etkili olmuştur.

Rusya’nın doğalgaz kozunu kullanarak büyük bir ekonomik çıkmazın içerisine düşürdüğü Ukrayna, Kırım’daki Rus kökenli vatandaşlarının bağımsızlık ve Rusya’ya bağlanma yönündeki talepleriyle sarsılmıştır. 2014 yılının şubat ayında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü doğrudan bozacak nitelikte Kırım’daki devlet binaları Rus yanlısı sivil halk ve yarı askeri silahlı gruplarca işgal edilmiştir. Merkezi Ukrayna’nın yönetiminden Rus yanlısı silahlı grupların etkisiyle fiilen çıkan Kırım’da, aynı ayın son günlerinde Kırım Parlamentosu tarafından referandum kararı çıkarılmıştır. Çok hızlı bir şekilde işleyen süreçte Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılarak bağımsızlığa yani Rus denetimine girmesi yönünde ciddi bir propaganda yürütülmüş, yazılı ve görsel basın araçları kullanılarak ayrılıkçı hareket yoğun bir biçimde desteklenmiştir. Bu bağlamda Rusya açık ve örtülü kanallardan ayrılma noktasında baskı yapmış ve Kırım Tatarları da etki altına alınmaya çalışılmıştır. Ayrılık karşıtı propaganda ve medya unsurlarına izin verilmemiş yayınları kesintiye uğratılmıştır. 16 Mart 2014 tarihinde yapılan referandum sonucunda oylamaya katılanların %95’i Ukrayna’dan ayrılma yönünde oy kullanmıştır. Demokratik, şeffaf ve özgür bir referandum ortamının olmadığı ve bağımsız gözlemciler tarafından seçimlerin takip edilmediği özellikle belirtilmelidir. Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmasına dönük referandumu Tatar Türkleri boykot ederek oy kullanmayı reddetmiştir. Kırım Tatar Türkleri, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini savunarak bağımsızlığa karşı çıkmıştır. Ancak çıkan sonuçların hemen adından, bir hafta gibi kısa bir süre sonra 21 Mart 2014 tarihinde Kırım’ın Rusya’ya bağlanması yönündeki karar Rus parlamentosu Duma’dan geçmiş ve Kırım resmen Rus toprağı haline gelmiştir.

Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ile başlayan uluslararası tepkiler Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına bir saldırı olduğu hükmünde olmuş, AB ve NATO bu oldubittiyi uluslararası hukuka göre geçersiz olduğunu savunmuş ve yeni statükoyu tanımama kararı almıştır. AB ve ABD Kırım’ın ilhakı sonrası Rusya’ya ekonomik yaptırımları devreye sokmuş, Rusya ise Kırım limanlarındaki donanmasını güçlendirerek arttırmış ve birliklerini yarımadaya sevk ederek bu konudaki kararlı tutumunu ortaya koymuştur. Mevcut durumda Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı devam etmekte olup uluslararası kamuoyunun bu ilhakı tanımadığı belirtilmelidir. Sorunun taraflar arasında çözümü konusunda henüz olumlu bir adımın ortaya atılamadığının ve bu bağlamda Rusya’nın Kırım ve Karadeniz üzerindeki hakimiyetini konsolide ettiği belirtilmelidir.

  1. Kırım Sorunu’nda Yönlendirici Güçlerin Etkisi

Kırım Sorunu’nda yönlendirici güç olarak değerlendirilebilecek iki tarafın bulunduğu söylenebilir. Ukrayna’nın bağımsız bir devlet olmasının akabinde AB-NATO ve Rusya arasındaki hegemonya ve çıkar çatışması belirginleşmiştir. AB’de, Doğu Avrupa ülkeleri ile ekonomik bağlarını güçlendirmek ve kendi değerlerinin esas alındığı bir değişim ve dönüşüm süreci altında Ukrayna’yı bölgesel bir entegrasyona katma düşüncesi hakimdi. AB üyesi olmayan Avrupa devletleri ile kendi politikalarına uyumlu partnerler oluşturma ve onlarla ortaklık anlaşmaları imzalama yoluna gidilerek Rusya’nın etki alanının sınırlandırılması amaçlanmıştır. NATO ve ABD özelinde Ukrayna politikası ise eski Sovyet uydusu devletlerin Rusya’nın hinterlandından çıkarılmasına dönük olmuştur. NATO ortaklığının Doğu Avrupa’da yayılma ve genişleme stratejisi izlemesi Rusya’nın bölgede yalnızlaştırılmasını amaçlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın yeni bir güç olarak filizlenmesi ve Doğu Avrupa devletlerini etkisi altına alarak Batı karşıtı bir oluşuma liderlik etmesi önlenmek istenmiştir.

Rusya ise Ukrayna üzerinde tahakküm kurmaya çalışarak kendisine yakın siyasi oluşumların iktidara gelmesini desteklemiş, siyasi yelpazenin Batı’ya kayması sonucu her türlü diplomatik ve askeri kozlarını sahaya sürmüştür. SSCB döneminde Ukrayna’nın doğu, güney ve Kırım yarımadası dahilindeçoğunluğu oluşturan Rus kökenli azınlıkların hareketlenmesini sağlayarak ayrılıkçı faaliyetleri sonuna kadar desteklemiştir. Yanukoviç iktidarının devrilmeden önce Kırım’daki Sivastopol Limanı’ndaki Rus üssünün kullanım süresini 2017’den 2047’ye uzattırarak etki alanını perçinleştirmiştir. Ukrayna’nın doğalgaz konusundaki bağımlılığına da bir diplomatik baskı aracı olarak kullanan Rusya, doğalgaz fiyatında daha önce yapmış olduğu indirimleri iptal ederek ekonomik manada da ülkeyi kuşatma altına almıştır. Politik ve ekonomik unsurlarıyla kapsamlı bir müdahalede bulunan Rusya, Batı yayılmacılığının eşik noktasını çoktan aştığını vurgulayıcı bir şekilde güvenlik önlemlerini arttırmıştır. Batı ve güney sınırlarının NATO tarafından tehdit edilmesi Rusya’yı askeri operasyonlara varıncaya kadar bir güvenlik stratejisi izlemesine neden olmuştur.

Soğuk Savaş dönemini rakiplerinin küreselleşen dünya şartlarında Kırım Krizi ile karşı karşıya gelmeleri yukarıda ifade edilenler göz önünde bulundurulduğunda tesadüf değildir. İki taraflı yönlendirici güçlerin etkisi bağımsızlığını 1991 yılında kazanmış ve bir ulus-devlet kimliği oluşturamamış bir ülkenin etnik, dini, ekonomik ve siyasi tercih ve farklılıklar bağlamında ayrışmasına ve kutuplaşmasına neden olmuştur. Bu durum Ukrayna’da uluslararası politikanın yönlendirici güçlerinin müdahalesi ile Kırım topraklarının dezentegrasyonu ile sonuçlanmıştır.

  1. Kırım Krizi’nde Aktörler

Kırım meselesinin aktörlerini üç başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar krizden doğrudan etkilenen birincil aktörler, krizden birincil aktörler kadar olmasa da çıkar ve menfaatler doğrultusunda etkilenen ikincil aktörler ve krizin uluslararası bağlamda küresel ve bölgesel olarak dolaylı olarak etkilediği üçüncül aktörler olarak kategorize edilebilir. Bu bölümde aktörlerin kriz genelinde gösterdikleri davranışlardan, tercih ve tutumlarından, güçlü ve zayıf yanlarından karşılaştırmalı analiz çerçevesinde bahsedilecektir.

D.1. Birincil Aktörler

Ukrayna’daki sorunun birinci aktörleri kuşkusuz olayların doğrudan muhatabı olan yerel halktır. Krizin ortaya çıkardığı olgu Ukraynalılar dışındaki enik grupların içinde Rus azınlığın tek başına önemli bir veri olduğudur.

Tablo 1:

2001 Yılı Ukrayna Nüfus Sayımı Sonuçlarına Göre Nüfus Dağılımı[3]

 Etnik Grup Adı Nüfusu Nüfus Oranı
2001 1989
Ukraynalı 37.541.700 77.8 72.7
Rus 8.334.100 17.3 22.1
Belarusyalı 275.800 0.6 0.9
Moldovyalı 258.600 0.5 0.6
Kırım Tatarı 248.200 0.5 0.0
Bulgar 204.600 0.4 0.5
Macar 156.600 0.3 0.4
Romen 151.000 0.3 0.3
Leh 144.100 0.3 0.4
Musevi 103.600 0.2 0.9
Ermeni 99.900 0.2 0.1
Rum 91.500 0.2 0.2
Tatar 73.300 0.2 0.2
Çingene 47.600 0.1 0.1
Azeri 45.200 0.1 0.0
Gürcü 34.200 0.1 0.0
Alman 33.300 0.1 0.1
Gagavuz 31.900 0.1 0.1
Diğer 177.100 0.4 0.4

 

Etnik Ukraynalı kimliğinin milliyetçi bakış açısının ülkenin merkezi ve batı bölgelerine egemen olduğu doğu ve güney bölgelerinde ise parçalı, iç içe geçmiş ve özellikle Rus milliyetçiliğinin hakim olduğu görülmektedir. Ukraynalılık genel itibariyle mikro bir milliyetçilik olup toprağa bağlı milliyet ve vatandaşlık çerçevesinde inşa edilmiştir. Ancak tarihsel arka planda da üzerinde durulduğu gibi SSCB döneminde değiştirilen demografik yapıya bağlı olarak Rus kimliğinin Ukrayna’da ciddi bir yerinin olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bu bağlamda ulusal bir kimliğin ülke geneline yerleştirilmesi noktasında sıkıntıların yaşanmaktadır.  Kravçuk, Kuçma, Yuşçenko ve Yanukoviç dönemlerine baktığımızda Ukrayna milliyetçiliği ile Doğu Slav Milliyetçiliği kavramlarının birer dönem gündeme geldiğini, bu durumda ortaya çıkanın da her cumhurbaşkanının görev süresi içerisinde toplumun bir kısmı ile barışık bir genel milliyet politikası izlenirken diğer toplulukların ya dışlandığı ya da küstürüldüğü görülmektedir.[4]

Kırım’ın birden fazla etnik grubu içinde barındırması dikkat edilmesi gereken bir veri sunmaktadır. Kırım’da Rus Çarlığı döneminden bu yana uygulanan Don Kazakları’nın(Cossacks) yarımadaya iskanı ve Rus göçlerinin teşviki ile önemli bir sayıya ulaşan Rus nüfusuna ek olarak XIII. Yüzyıldan beri bölgede ikamet eden Kırım Tatar Türkleri’nin ve Ukraynalıların varlığı birbirleri ile zıt grupların bir arada yaşamaları sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda Ruslar Kırım’da nüfusun %58,3’ünü, Ukraynalılar %24,3’ünü, Kırım Tatarları ise %12’sini meydana getirmektedir.  Üç etnik grubun da tarihi açılardan Kırım üzerinden aidiyet oluşturdukları ve tarihsel değer atfettikleri de belirtilmelidir. Kırım’ın iklim ve elverişli toprakları ile Karadeniz’e bağlı stratejik limanlara sahip olması problemin birincil aktörler üzerindeki derinliğini ifade etmektedir. Kırım’ın coğrafi olarak Ukrayna’ya dar bir kıstakla bağlı olması da yarımadada ayrıksı dalgalanmaların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Kırım Krizi’nde birincil aktörlerden Rus yanlıları bağımsızlık ve Rusya ile birleşmeyi desteklerken, Kırım Tatarları ve Ukraynalılar ise karşı cephede yer almışlardır. Nihayetinde belirtilmesi gereken nokta ise Ukrayna’nın beşinci en büyük etnik grubunu oluşturan Kırım Tatarları ilhak sonucu Rusya’nın topraklarına katılmıştır. Bu durum krizin birincil aktörleri arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine sebep olmuştur.

D.2. İkincil Aktörler

Kırım Krizi’nin ikincil aktörleri bölgede bir güç mücadelesi veren varlığını ve kendi sistemini kanalize etmeye çalışan Rusya, Avrupa Birliği, ABD ve NATO olarak ifade edilebilir.  SSCB döneminde uluslararası sisteme kapalı toplumlar olarak lanse edilen Doğu Avrupa ülkeleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra siyasi ekonomik ve toplumsal olarak farklılaşmış ve değişime uğramıştır. Uluslararası ve bölgesel örgütlere üyelik ve enerji başta olmak üzere çeşitli ticari ortaklık hareketleri aracılığıyla Doğu Avrupa ülkelerinde ciddi dönüşüm süreçleri yaşanmıştır. İkincil aktörlerin belirlenmesinde esas alınan nokta Ukrayna ve onun özelinde Kırım’ı etki alanına alma siyaseti olmuştur. Krizin analizinde ikincil aktörlerin amaçları, hedefleri ve soruna yaklaşımları belirleyici olacaktır.

Rusya, Soğuk Savaş Dönemi’nde ABD ile ideolojik temelli geniş çaplı bir rekabete girmiş, SSCB’nin dağılmasının ardından da belli bir süre bölgede varlığını unutturmuş ve iç sorunlarla uğraşmıştır. Bu durum Batı dünyasının önünü açmış, Rusya’nın eski nüfuz alanlarının kontrol altına alınması sonucunu doğurmuştur. 2000 yılında iktidara gelen Vladimir Putin önderliğindeki Rusya önce kendi içinde ekonomik bir güç olan oligarkları dize getirmiş, doğalgaz ve petrol kaynaklarını devlet tekeline almış ve radikal muhaliflerini saf dışı bırakarak otoriter bir yapıya bürünmüştür. Batı dünyasının SSCB’nin art bölgesindeki faaliyetlerini stratejik bir tehdit olarak gören Rusya, bu tarz girişimlere izin vermeyeceğini 2008 Gürcistan Savaşı ile radikal bir biçimde göstermiştir. AB’nin Ortaklık Antlaşması çerçevesinde Ukrayna’yı kendisinden koparacağına inanan Rusya ‘‘Avrasya Birliği’’ ve Gümrük Birliği gibi alternatif entegrasyonları ileri sürerek karşı hamlede bulunmuştur. Doğalgaz fiyatlarında indirime giderek ekonomik manada da Ukrayna’yı saflarına çekmeye çalışmış ancak gelişen ters yönlü gelişmeler sonrası bu kararından vazgeçmiştir. Rusya’nın birbirinden farklı hamleleri karşısında zora giren Ukrayna yönetiminin AB ile olan antlaşmayı onaylamaması sonrası patlak veren olaylar zinciri ve sonucunda ortaya çıkan Turuncu Devrim ile işler bir kez daha karışmıştır. Rus yanlısı Yanukoviç iktidarının devrilmesi sonrası Rusya bu meydan okuma karşısında ayrılıkçılığı tetiklemiş ve askeri kanallardan destekli bir müdahalede bulunarak Kırım’ı ilhak etmiştir. Rusya’nın soruna müdahili bölgedeki kendi üstün konumunun ve çıkarlarının korunması ve sürdürülmesi olarak okunabilir. Karadeniz’deki gücünü konsolide eden Rusya, uluslararası kamuoyuna bölgesinin önemli bir karar alıcısı, oyun kurucusu ve uygulayıcı bir aktörü olduğunu göstermiştir. Kırım’ın Rusya topraklarına ilhakının sonrasında ardı ardına gelen bir yaptırım dalgasıyla karşı karşıya kalan Rusya, bir yandan uluslararası politikadan izolasyon tehlikesi ile yüzleşirken bir yandan da yaptırımların yarattığı ekonomik bunalım ile uğraşmak durumunda kaldı.[5]

Avrupa Birliği, eski Doğu Bloğu ülkelerindeki komünist rejimlerinin yıkılmasının ardından özellikle 2000’li yılların başından itibaren genişleme perspektifini bu bölgeye yoğunlaştırmıştır. Doğu Ortaklığı projesi kapsamında eski Sovyet cumhuriyetleri olan Belarus, Gürcistan, Moldova, Azerbaycan, Ermenistan ve Ukrayna’yı içine alan bir genişleme politikası uygulamaya konulmuştur. AB standartlarına ulaştırılması hedeflenen bu ülkelerin ilerleme kaydetmeleri halinde birliğe dahil edilmeleri sağlanacaktı. Keza AB’nin lokomotif ekonomisi olan Almanya’nın ticari ilişkilerin geliştirilmesi noktasında Doğu Avrupa’yı önemli bir pazar olarak tanımlaması da bu perspektifin oluşmasında etkili olmuştur. Ukrayna’daki krizde sokaklara dökülen öfkeli kalabalıkların tepkisi, AB ile olan antlaşmanın yürürlüğe konmamasından kaynaklanan rahatsızlığın dışavurumudur. Rusya’nın askeri müdahalesi sonrası AB Ukrayna hükümetine ekonomik ve askeri yardımlarda bulunmuş ve Rusya’ya ekonomik ambargo uygulanmıştır. Rusya’ya karşı uygulanan kademeli ekonomik yaptırımlar ile Kırım’ın haksız bir şekilde ilhak edilmesi protesto edilmiştir. Bu bağlamda Rusya ile olan mevcut ilişkiler yeniden gözden geçirilmiş ve çoğu alanda yapılan ortaklıklara ya sınırlandırma getirilmiş ya da iptal edilmiştir.

NATO ve özelinde ABD’nin birer aktör olarak Ukrayna ve Kırım siyasetine bakış açısı AB’den farklı değildir. NATO’nun Soğuk Savaş sonrası güçsüz bir Rusya’nın boşlukta bıraktığı bütün alanların çevrelenmesine dönük politikası AB ile paralellik gösterir. ABD’nin Ukrayna politikasının mihenk noktası enerji arz güvenliğidir. Avrupalı müttefiklerinin Rus gazına yüksek oranlarda bağımlı olduğunun farkında olan ABD, Rusya’nın Avrupa üzerindeki tekelinin kırılmasını istemektedir. Bu bağlamda alternatif enerji güzargahlarını desteklemekte ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Azeri gazının kaynak olarak kullanılmasını teşvik etmektedir. ABD enerji arzında çeşitliliğin arttırılmasını sağlayarak Rusya’nın en önemli birincil gelir kaynağı olan doğalgaz ve petrol ihracatına darbe vurmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Kırım’ın ilhakı sonrası uygulanan ekonomik yaptırımların genişletilmesinde ve petrol fiyatlarının aşağıya çekilmesinde ABD’nin büyük payını göz ardı etmemek gerekir. ABD bölgede birden fazla süper gücün varlığının dinamikleri sarsacağının bilincindedir. Karadeniz’deki Rus hakimiyetinin Kırım’ın ilhakı ile genişlemesi NATO’nun birtakım askeri önlemler almasına neden olmuştur. Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasıyla Karadeniz üzerinden yapılması planlanan birtakım askeri faaliyetler Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden kaynaklanan problem nedeniyle gerçekleştirilememektedir. ABD ve NATO, Montrö Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelerin silahlı kuvvetlerinin maksimum 21 gün kalmasına izin vermesinden ötürü etkili bir strateji izleyememektedir. Bu minvalde NATO’nun Karadeniz’de daimi bir askeri filo barındıramaması dengelerin Rusya lehine dönmesine sebep olduğu belirtilmelidir.

D.3. Üçüncül Aktörler

Kırım Krizi’nden dolaylı olarak etkilenen üçüncül aktörlerin Ukrayna’ya komşu ve çevre ülkelerden oluşmaktadır. Bunlar Kafkasya’daki cumhuriyetlerden Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan, Belarus, Moldova, Romanya, Polonya ve Türkiye’dir. Bu bağlamda Kafkasya’daki cumhuriyetler Ukrayna’da yaşanan çatışmadan ve Rusya’nın yayılmacı politikalarından derin rahatsızlık duymuşlardır. Ukrayna gibi bağımsızlıklarının henüz 30 yılını doldurmamış olan bu devletler, ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi çerçevesinde tepkilerini ortaya koymuşlardır. Rusya’nın Kafkasya’daki baskın gücünün özgür dış politika izlemede sıkıntılar yaşattığı Kafkasya cumhuriyetleri, Ukrayna’daki krizin bir an önce sona erdirilmesini istemektedir. Moldova’daki hassasiyetler Kafkas cumhuriyetlerinin tepkileriyle benzerlik arz etse de Kırım’ın ilhakına karşı olan tepkisi kendi içerisindeki Transdinyester meselesi hasebiyle daha sert olmuştur. Rusya’nın emperyalist bir dış politika yürüttüğü ve bölge ülkelerdeki azınlıkları bir istikrarsızlaştırma aracı olarak kullandığına inanan Moldova, Rusların önemli bir çoğunluğu oluşturduğu Transdinyester’in de kaderinin Kırım gibi olacağının endişesini yaşamaktadır. Polonya ve Romanya ise Ukrayna sınırında yaşanan hadiseleri kaygıyla takip etmiştir. Rusya’nın Kırım müdahalesini gayrımeşru bulan bu devletler, verecekleri tepkinin şiddetinde kararsız kalmaktadırlar. Böylesi bir durumun oluşmasında Rusya’ya başta enerji olmak üzere ekonomik bağımlılığın ve pek çok alanda yapılan ortaklıkların etkisi yadsınamaz niteliktedir.

Türkiye’nin Kırım Krizi’ne olan yaklaşımı da Rusya’nın ilhakının uluslararası hukuka göre bağımsız bir devletin egemenlik haklarına müdahale olduğu dolayısıyla da gayrimeşru olarak görülmesi çerçevesinde seyretmektedir. Kırım’daki Tatar Türkleri’nin durumu Türkiye’nin Ukrayna sorunundaki hassasiyetinin kilit noktasını oluşturmaktadır. Türkiye, Kırım’ın asli unsurlarından biri olan Tatar Türkleri’nin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının güvence altına alınmasını krizdeki birincil önceliği olarak görmüştür. Kırım Tatar Türkleri’nin toplumsal yaşamdan ayrılmamaları ve haklarının korunmasında Türkiye destek vermektedir. Kırım Krizi’nde tarafların diyalog ve müzakere yoluyla çözümü aramaları gerektiğine inanan Türkiye, Rusya olan ilişkilerinin bu kriz ile etkilenmesi de istememektedir. Ancak Karadeniz’de dengeleri değiştiren Rus filosunun varlığı ve Türkiye’nin Karadeniz’deki münhasır ekonomik bölgesine yapılan izinsiz geçişler Türkiye’yi rahatsız etmektedir. Bu kapsamda Türkiye Rusya ile olan ilişkilerinde zarar görmeden krizin çözümü için uğraşmaktadır.

Tablo 2:

Kırım Krizi’nde Karşılaştırmalı Aktör Analizi*

 

TARAFLAR Güçlü Yanlar Zayıf Yanlar
Ø  Rusya §  Kırım’ı fiilen denetimi altına alması

§  Karadeniz’deki Rus filosu

§  Enerji ihracatı

§  Askeri birliklerin varlığı

§  Rus kökenli azınlıklar

§  Rusya yanlısı ayrılıkçı güçlerin varlığı

§  Ekonomik sıkıntılar

§  Müttefiklerin azlığı

§  Entegrasyon sorunu

§  Rus olmayan azınlıkların durumu

§  Uluslararası kamuoyu tepkisi

Ø  AB, ABD, NATO §  Ekonomik üstünlük

§  Demokratik kurumların varlığı

§  Kamuoyu desteği

§  Yaptırım gücü

§  Medya gücü

 

§  Kırım’ın fiilen ilhak edilmesi

§  Enerji bağımlılığı(AB)

§  Karadeniz’de askeri varlığın bulunamaması

§  Yardımların sınırlı olması

§  Etkili bir politika oluşturulamaması

 

 

TARAFLAR Fırsatlar Tehditler
Ø  Rusya §  Doğalgaz

§  Kırım’daki Rus ordusu

§  Karadeniz’deki zengin petrol yatakları

§  Çatışmanın devam ediyor olması

§  Ekonomik yaptırımlar

§  Uluslararası izolasyon tehlikesi

Ø  AB, ABD, NATO §  Uluslararası hukuk

§  Entegrasyon projeleri

§  Alternatif enerji güzergahları

§  Diplomasi

§  Enerji arz güvenliği

§  Uluslararası statüko

§  Uluslararası güvenlik sorunu

*Not:Karşılaştırmalı aktör analizi ikincil aktörler esas alınarak hazırlanmıştır.

  1. Kırım Krizi’nin Çözümüne Yönelik Girişimler

Ukrayna’da yaşanan ayrılıkçı hareketin şiddet eylemlerine dönüşmesi ve Kırım’ın ilhak edilmesi ile bölgesel ve küresel aktörler ile uluslararası örgütler sorunun diplomatik yollarla çözümü için harekete geçmişlerdir. Ukrayna’daki kriz Batı ile Rusya arasındaki bir çatışmanın hem sebebi hem de sonucu olarak görüldüğü takdirde, Batı kanadının AB, Ukrayna Hükümeti ve ABD’den oluştuğu; Doğu kanadını ise tek başına Rusya’nın temsil ettiği söylenebilir.[6]Problemin çözümü yolunda Batı kanadı Rusya’ya çok değişik alanlarda ekonomik yaptırımları uygulamaya koyarak, ambargolar üzerinden caydırıcı bir güç oluşturmaya çalışmıştır. Rusya’nın teknoloji, finans, savunma ve enerji gibi yurtdışındaki mevcut şirketlerine ihracat yasağı getirilmiştir. Rusya’nın bu duruma tepkisi ise aynı yönde olmuş ve AB ürünlerinin ithalatı durdurularak boykot edilmiştir. AB ve ABD ekonomik yaptırımlar ile Rusya’nın alacağı kararlarda geri adım atmasını ummuş krizin çözümüne olumlu katkıda bulunacağını düşünmüştür. Ancak Rusya, tüm ekonomik ambargolara rağmen geri adım atmamış, Kırım topraklarındaki ilhakını sürdürmüş ve farklı ekonomik arayışlara giderek Asya-Pasifik’te ticari ortaklıklara yönelmiştir. Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar en az Ruslara verdiği oranda Avrupalı devletlere de zarar vermiştir. Kriz öncesi Rusya ile olan derin ekonomik ilişkilerin bir anda karşılıklı ambargolar ile bozulması AB ekonomisini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bu durum AB içerisinde ekonomik yaptırımların gevşetilmesi yönündeki eleştiri ve tartışmaları arttırmıştır. Netice itibariyle krizin çözümü için öne sürülen bir yol olarak görülen ekonomik yaptırımlar her iki tarafta karşılıklı kaybet-kaybet durumunu ortaya çıkarmış ve başarısız olmuştur.

Sorunun diplomatik kanallardan çözümüne yönelik adımlar özellikle Yanukoviç iktidarının devrilmesinin ardından yapılan seçimlerinde birinci turda %55 oy alarak cumhurbaşkanı seçilen Petro Poroşenko döneminde kendini göstermiştir. İktidarı ele alan Poroşenko, Kırım’ın ilhakı sonrası Ukrayna’nın doğusunda da Rusya ile birleşme yanlısı ayrılıkçı silahlı gruplar ile ateşkes sağlayarak iç huzuru tesis etmeyi amaçlamış ve sorunun çözümü için müzakere masasına dikkat çekmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu problematikten kurtarma yönünde koyduğu irade ile Poroşenko iktidarı 15 maddelik bir çözüm planını ortaya atmıştır. Cumhurbaşkanı Poroşenko’nun önerdiği barış planı, ülke için demokratik ve çoğulcu bir topluma geçişin unsurlarını içermekte; yeni bir anayasa, belirli bölgelerin adem-i merkeziyeti ve ulusal uzlaşının sağlanması gibi önemli adımların atılmasını öngörmektedir.[7]Krizin taraflarının diplomatik müzakereler için bir araya geleceği yer ise Belarus’un başkenti Minsk olarak belirlenmiştir. Böylece Minsk Görüşmeleri adı verilen müzakere masası oluşturulmuştur.

Minsk görüşmelerinin ilki 5 Eylül 2014 tarihinde yapılmıştır(Minsk I).  Ukrayna hükümeti, ayrılıkçı gruplar ve AGİT temsilcilerinin bir masa etrafında toplandığı görüşmelerde barış ve normalizasyon planı sunulmuş ve krizin çözümü için diplomatik kanallı bir koordinasyon grubunun kurulması amaçlanmıştır. Ukrayna hükümeti silahlı çatışmaların durması ve silahlı grupların işgal ettikleri topraklardan çekilmesi ve Rus azınlıklara daha fazla hakların verilmesi konusunda çözüm önerilerini sunmuştur. Tutsakların durumu, ayrılıkçı grupların temsil sorunu gibi faktörler sıkıntılar oluştursa da Minsk I görüşmeleri protokol anlaşması ile sona erdi. Ancak taraflar arasında çatışmaların durması ve ateşkes yönünde karar alınmasına rağmen çatışmaların devam etmesi varılan anlaşmanın zayıflığını ortaya koymaktadır.

2015 yılının şubat ayında taraflar arasında yeniden bir ateşkes ortamının sağlanmasına dönük olarak AGİT’in desteğiyle Minsk II görüşmeleri başladı. Bu sefer Almanya ve Fransa’nın da dahil olduğu görüşmeler ile yeni bir çözüm arayışı gündeme gelmiştir. 11-12 Şubat 2015 tarihinde Almanya, Fransa, Ukrayna ve Rusya dışişleri bakanlarının bir araya gelerek oluşturdukları yeni müzakere masası Minsk I görüşmelerindeki kararların tekrarı niteliğinde olmuştur. Derhal silahların susturulması ve ateşkesin sağlanmasının yanı sıra ayrılıkçı bölgelere otonomi verilmesini öngören kararlar, Minsk I görüşmelerinde olduğu gibi tesirsiz kalmış ve çatışmanın çözümü noktasında nitelikli bir sonuç üretememiştir. Tarafların sorunun çözümü konusunda birbirlerine karşı olan güven eksikliği ve buna bağlı olarak varılan anlaşmalara sadık kalınmaması krizin diplomatik yollarla çözümünü de etkisiz ve kadük bırakmıştır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Ukrayna’da üniter bir devlet yapılanması oluşturmanın farklı etnik grupların ayrılıkçı hareketleri dolayısıyla imkansızlığı görünmektedir. Ukrayna ve Kırım özelinde yaşanan çatışmalarda Ukrayna milliyetçileri ile Rus yanlısı azınlıklar arasındaki bölünme, bir iç sorun olmaktan çıkmış ve uluslararası aktörlerin odağına girerek uluslararası bir sorun haline dönüşmüştür. Çok etnikli bir toplumsal yapı içerisinde merkeziyetçi devlet sisteminin ve yukarıdan aşağıya uygulanan politikaların başarılı olma ihtimalinin zayıflığı aşikardır. Ulus devletlerin belli bir etnik grubu kurucu ve asli unsur olarak kabul etmesi ve toplumdaki farklılıkları homojenize etmesi önemli bir sorundur. Zira bu durum toplumu oluşturan diğer etnik ve kültürel grupların kendi içine çekilmesine ve konsolide olmasına yol açtığı gibi kutuplaşmanın ve daha sonrasında ayrılığın tetikleyici bir unsuru olabilmektedir. Toplumsal uzlaşı kültürünün tabana yayılmaması ve grupların birbirlerine karşı düşman imajıyla yaklaşmaları, esasında devletlerin çeşitliliği teke indirgeyen milliyetçi saiklere dayanan politik tercihlerinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Ukrayna’daki etnik kompozisyon incelendiğinde çok etnikli, çok kültürlü ve çok dinli bir yapının iç içe geçtiği belirtilmelidir. Başarısız devlet vasfına tamamen uyan Ukrayna, kendi halklarını ortak bir düzlemde buluşturmayı başaramamıştır. Dönemsel ve tepkisel politik yaklaşımlar, ekonomik vizyonsuzluk, atılan adımlardaki tutarsızlık ve kararsızlıklar gibi pek çok başlıkta bir araya getirilebilecek sorunlar Ukrayna’nın bölünmesine, daha doğrusu toplumsal dağılmasına yol açmıştır. Bu minvalde Karadeniz gibi önemli bir suyolu üzerinde merkezi bir konuma ve jeostratejik öneme sahip olan Kırım’ın ilhakının bu sebeplerle yakından ilişkili olduğu belirtilmelidir.

Üst düzey limanları ve coğrafi olanaklarla kendisine hâkim olan ülkeye büyük avantajlar sağlayan Kırım, ‘‘Karadeniz’in kilidi’’ olarak nitelendirebileceğimiz bir yarımadadır. Rusya’nın Kırım’ı ilhakında bölgede çoğunluğu oluşturan Rusların etkisi kadar Karadeniz’deki filosunun merkez üssü olması da belirleyici olmuştur. Ancak bu ilhakın uluslararası kamuoyunca tanınmaması ve Kırım’da Rus egemenliği altında azınlık durumuna düşen diğer grupların varlığı çatışmanın tam manasıyla sonuçlandırılamayacağını göstermektedir. Yapılan referandumun da sağlıklı bir ortamda yapılmaması da çıkan sonuca karşı ilerleyen dönemlerde yeni çatışmaların çıkmasına sebep olabilir.

Sorunun çözümü için uzlaşma politikalarının uygulanması gerekmektedir. Etnik, dini, sosyal, ekonomik bölünmenin siyasi tercihlerle tırmandırılması engellenmeli Ukrayna içerisinde toplumu oluşturan tüm grupların asli unsurlar olarak kabul edilmeleri gerekmektedir. Toplumsal eşitsizliğin ve tahammülsüzlüğün giderilmesi için uzlaşma kültürünün yerleştirilmesi ve tüm grupların taleplerinin dinlenmesine önem verilmelidir. Tüm gruplar arasında ayrım gözetilmeksizin etnik, dinsel, dilsel, kültürel ve ekonomik haklarının güvence altına alınması ve özgür hale getirilmesi lazımdır.

Çok kültürlü bir toplumun birbirine karışması(melting pot)  ve ortak yaşamı mümkün olmuyorsa, belli düşünsel, siyasi ve toplumsal farklılıklar baskın halde ise bu noktada merkeziyetçi üniter bir devlet modeli yerine federatif sistem çerçevesinde farklı grupların siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşantılarında belli bir düzeyde temsiliyetlerinin sağlanacağı özyönetimlerin oluşturulması sorunun çözümünde yararlı olabilir. Siyasi manada bir diğer çözüm alternatifi olarak ortaklıkçılık belirtilebilir. Ortaklıkçılıkta toplumu oluşturan tüm grupların oransal dağılımına göre yasamada, kamu kurum ve kuruluşlarında temsilinin belirlenmesi ve bu orana göre hazineden yardım sağlanması durumu vardır. Böylesi bir formül Kırım’ın ilhakı sonrası çıkan ayaklanmaların sağlıklı bir zeminde tartışılmasına zemin hazırlayabilir.

Ukrayna sorununun ve Kırım Krizi’nin çözümü için ifade edilen uygulanabilecek politikaların bir anlam ifade edebilmesi her şeyden önce çatışmanın taraflarının çatışmanın çözümü konusunda irade ortaya koymasıyla sağlanabilir. Taraflar sorunun çözümü konusunda birbirlerine karşı samimi olmalı, sorunun çözümü esnasında çıkar peşinde koşmamalı ve karşısındakilere güven verebilir olmalıdır. Aksi taktirde çatışmanın çözümü için hayata geçirilmesi planlanan düzenlemelerin başarılı olma şansı yoktur. Krizin sonlandırılması için ortak hareket edilmeli, diyalog ve diplomasi kanalları daima açık tutulmalı ve müzakere sürecinden vazgeçilmemelidir. Tarafların birbirlerinden herhangi bir meseleyi saklamaması ve sorunun kapsamı dışındaki çıkarları pazarlık konusu etmemesi gerekmektedir. Üçüncü tarafların arabuluculuk rolünden kaçınmamaları ve sorunun uluslararası barışa zarar vermeden sonlandırılması adına çalışma grupları, koordinasyonluklar ve özel temsilciler vasıtasıyla aracı olmaları gerekmektedir. Son olarak Kırım’ın ilhakının özelde Ukrayna’nın bir iç meselesinin sonucu olarak gözükse de esasında Batı ile Rusya arasındaki hegemonya mücadelesinin doğurduğu bir kriz olduğu, bu durumun uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği ve ilerleyen dönemlerde benzer yeni çatışmaların yaşanmasına da bir örnek ve ortam hazırlayabileceği belirtilmelidir.

Abdulkadir AKSÖZ

 

  Kaynakça

  • Abdi, Zhaleh, Ukrayna Krizine Jeopolitik Kuramlar Çerçevesinde Bakış, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Akman, Halil, Kırım-Sivastopol Üssü ve Karadeniz Rus Filosunun Paylaşım Sorunu, Turkish StudiesInternational Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p. 1-20, Volume 9/1, Winter 2014, Ankara
  • Anlar, Aslıhan, Rusya ve Batı Arasında Ukrayna Krizi, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Apakan, Hande, Ukrayna Krizi’nin Bölgeye Yansımaları ve Türkiye’nin Tutumu, Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı-Avrasya İncelemeleri Merkezi, 15.10.2014, http://www.avim.org.tr/yorumnotlarduyurular/tr/UKRAYNA-KRIZININ-BOLGEYE-YANSIMALARI-VE-TURKIYE%E2%80%99NIN-TUTUMU/3670
  • Aytaç, Gizem Bilgin, Yeni Savaş Çağı’nda Ukrayna Krizi, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Çomak, Hasret, Atilla Sandıklı, Erdem Kaya, Elnur İsmayılov, Karadeniz’de Yeni Gelişmeler, Ukrayna Krizi ve Türkiye, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Demir, Sertif, Ukrayna Krizi: Yeni Küresel Politik Düzenin Başlangıcı, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Gülboy, Pınar Ekrem, Ukrayna’da Çatışmanın Yönetilmesi, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • İmanbeyli, Vügar, Ülke-İçi Krizden Uluslararası Soruna Ukrayna-Kırım Meselesi, SETA-Perspektif, Sayı:36, Mart 2014
  • Karadeli, Cem, Ortaçağ’dan Günümüze Ukrayna’nın Kısa Tarihi, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Karadeli, Cem, Ukrayna’da Milli Aidiyet, Rekabet ve Azınlıklar, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Kelkitli, Fatma Aslı, Kırım: Rusya İçin Vazgeçilmez Yarımada, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Koçak, Muhammet, Bölgesel Çatışmadan Küresel Krize Doğu Ukrayna, SETA-Analiz, Ağustos 2015, Sayı:135
  • Kuşçu, Işık, Kırım’ın Rusya’ya Katılımının Bölgesel ve Küresel Etkileri, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014
  • Martin, Jeff, The Strategic Importance of the Black Sea, What’s Wrong With The World, 29 August 2008, http://www.whatswrongwiththeworld.net/2008/08/the_strategic_importance_of_th.html
  • Özdal, Habibe, Hasan Selim Özertem, Kerim Has, Mehmet Yegin, Ukrayna Siyasi Krizinde Rusya ve Batı’nın Tutumu, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, Analiz No: 28, Aralık 2014
  • Özmen, Alparslan, Enerji Güvenliği Politikaları ve Kırım, BİLGESAM, Uluslararası Enerji ve Güvenlik Kongresi Tebliği, 23-24 Eylül 2014, Kocaeli
  • Şeker, Burak Şakir, Ukrayna Krizinde Tarihsel Doku: Türk Hakimiyeti-Rus Yayılmacılığı, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi, Beta Yayınları, İstanbul, Kasım 2014

 

  • [1]Jeff Martin, The Strategic Importance of the Black Sea, What’sWrongWithThe World,29 August 2008, http://www.whatswrongwiththeworld.net/2008/08/the_strategic_importance_of_th.html
  • [2] Burak Şakir Şeker, Ukrayna Krizinde Tarihsel Doku:Türk Hakimiyeti-Rus Yayılmacılığı, Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi,  İstanbul, Kasım 2014, s. 28.
  • [3] Kaynak: ‘‘Ukrayna Devlet İstatistik Komitesi 2001 Tüm Nüfus Sayımı Sonuçları Milliyetler Dağılımı’’, http://2001.ukrcensus.gov.ua/eng/results/general/nationality/
  • [4] Cem Karadeli, Ukrayna’da Milli Aidiyet, Rekabet ve Azınlıklar,Uluslararası Politikada Ukrayna Krizi,  İstanbul, Kasım 2014, s. 126-127.
  • [5] Muhammet Koçak, Bölgesel Çatışmadan Küresel Krize Doğu Ukrayna,SETA-Analiz, Ağustos 2015, Sayı:135
  • [6] A.g.e
  • [7] Hande Apakan, Ukrayna Krizi’nin Bölgeye Yansımaları ve Türkiye’nin Tutumu,Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı-Avrasya İncelemeleri Merkezi, 15.10.2014, http://www.avim.org.tr/yorumnotlarduyurular/tr/UKRAYNA-KRIZININ-BOLGEYE-YANSIMALARI-VE-TURKIYE%E2%80%99NIN-TUTUMU/3670

Yazar Hakkında

Abdulkadir AKSÖZ

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Siyasi Tarih
abdlkdraksz@gmail.com

Yorum Yaz