İRAN İSLAM DEVRİMİ VE ABD’NİN REAKSİYONLARI

0

İran İslam Devrimi; 1979 yılında İran’ın Muhammed Rıza Pehlevi liderliğindeki monarşik yönetim döneminde, Ayetullah Ruhullah Humeyni yönetiminde gerçekleştirilen, İslam hukuku ve Şiî mezhebi görüşlerini esas alan popüler harekettir. Toplumun muhalif kesimlerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu muhalif kesim içerisinden Ayetullah Humeyni ve destekçileri bir süre sonra dizginleri eline almıştır. Böylece, diğer oluşumları sindirip, baskın ve belirleyici bir konuma erişmiştir. Ayrıca, Şii siyaset felsefesindeki temel kırılım Humeyni ile gerçekleşmiştir.

Şah Rıza Pehlevi

Şah Rıza Pehlevi

Bu büyük devrimin sebebi olarak, temel sebepler arasından bilinenlerin yanında altyapının sorunlarını da irdelenmesi gerekir.

Şah Rıza Pehlevi ve oğlunun (Muhammed Rıza Pehlevi) izlediği Batılılaşma politikalarına ‘’İnkılab-ı Sefit’’ yani Beyaz Devrim denmekteydi. Toplum yapısıyla bağdaşmayan laik yönetim temelli inkılapları uygulamaya koyan baba ve oğul, toplum tarafından gelen büyük bir tepkiyle karşılaşmıştır.

Bu devrim ışığında Şah, İran toplumunu, 1950’li yıllarda başlayan endüstrileşmenin de etkisiyle küreselleşen dünyaya entegre etmek istemiştir. Ancak bu durum, yaygın olarak, temel geçim kaynağı tarım olan İran toplumuyla bağdaşmamaktaydı. Sanayi temelli bir ekonomi/toplum yapısı oluşturma istencinin baskısı; toplum üzerinde göç dalgalarının oluşmasına, işsizliğin baş göstermesine neden olmuştur.

Ülkede yaşanan sosyal, ekonomik sıkıntılara rağmen hükümet, askeri alanda modernizasyonunu gerçekleştirilebilmesi için ABD’den silah alımları gerçekleştirmek istemekteydi. Rantiye devlet (rentier state) olan İran, ülke kaynaklarını diğer ülkelere pazarlayarak milli gelir elde etmekteydi. Dış gelir temelli olan devletin vatandaşlarının, bu gelirden yeterince faydalanamaması, gelirin dağıtımında gerçekleşen adaletsizlikler halk tarafından büyük bir tepkinin oluşmasına neden olmuştur. Saydığımız tepkilerle karşılaşan Şah yönetimi, toplumdan gelen tepkileri bastırmaya yönelik politikalarını giderek artırmaya başlamıştır. Devrimi temel dinamiklerinden olan ekonomik geri kalmışlığın dışında, uygulanan Batılı reformlara karşı, halkın itibarını kazanmış ulemalar tarafından gelen tepkilerin ehemmiyeti büyüktür. Monarşik yönetimin bastırıcı politikalarına karşı medreseler, Şia geleneğinden ötürü kendisini muhafaza edebilmiştir. Molla gruplarının ticari alanda hakimiyet sahibi olması, Şia inancının temel gereklerinden olan ve halktan temin edilen ‘’hums vergisi’’ yoluyla sağlanan gelirlerden ötürü medreseler ekonomik alanda özgürdür.

Ayetullah Humeyni

Ayetullah Humeyni

1928’de gerçekleşen bu halk gösterileri grevler, protesto yürüyüşleri şeklinde gerçekleşmiş olup, merkez tarafından yönlendirilmiştir. Devrimin komuta merkezi, Ayetullah Humeyni’nin sürgünde bulunduğu Paris’dedir. Humeyni, halkı harekete geçirecek türdeki konuşmalarının kaset kayıtları vasıtasıyla, ülke ülke dağıtılmasını sağlamış, farklı coğrafyalarda devrim girişimlerine meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Bu anlamda, halkların bilhassa yeryüzündeki Müslüman vatandaşların desteğini almak yolunda ve halkların mobilizasyonunu kuvvetlendirmek maksadıyla medya araçlarını etkin bir şekilde kullandığını söyleyebiliriz.

Artan tepkilere dayanamayan Şah, 1979 yılının Ocak ayında ülkeyi terketmiştir. 1 Şubat 1979 tarihinde, sürgünde bulunan Humeyni, sürgün dönemini geçirdiği Paris’ten Tahran’a gelmiştir. Humeyni, sadece siyasi bir lider olarak değil, aynı zamanda dini bir lider (İmam) olarak karşılandı. 1 Nisan 1979 tarihinde, devrim amacına ulaştı ve İran İslam Cumhuriyeti resmen ilan edildi. Böylece Pehlevi Hanedanlığı son monarşik yönetim olarak tarihe karışmış oldu. Humeyni, muhalefet kanadının ittihakını hedeflemişti. Bu süreçte eleştirileri ustalıkla Şah’a yönlendirip, hedefi doğrultusunda başarıya ulaşmıştır. Girişte kısaca bahsettiğimiz gibi Humeyni, diğer muhalefet grupları arasında baskın çıkmıştır. Bu üstünlük neticesini, toplumu yönetme yetkisini ‘’Velayet-i Fakih’’ adında ileri sürdüğü Şii siyasal teorisiyle sağlamıştır. Bu büyük siyasi düşünce, Şia inancında, kayıp İmam’ın (12. İmam) gelip, düzeni tashih etmesine kadarki süreçte belli kişi/grupların toplumu yönetmesi fikrini taşır. Bu bağlamda Velayet-i Fakih fikri ilk defa Humeyni tarafından uygulanmıştır. Bu teorinin uygulanmasına kadarki dönemde yaygın olan görüş, kargaşa durumunun artmasıyla Mehdi’nin gelişinin hızlanacağı yönündeydi. Humeyni, bu inancın kaos ortamına zemin hazırlayacağını ve bu etkisizlik durumunun halkları pasifize edeceğini düşünmüştü.

Ayrıca İran Devrimi’ni, tarafları masaya çekebilmesinden ötürü entelektüel bir devrim olarak nitelendirebiliriz. Çözümün kendisinde olduğuna inanmayan kişilerle masaya oturulamayacağı eklemek gerekir.

Geniş bir perspektifle bakarsak; Soğuk Savaş (Cold War) döneminde gerçekleşen İran Devrimi, ABD’nin küresel çıkarları için engel teşkil etmiştir. 1979’dan günümüze İran-ABD arasındaki anlaşmazlığın temelinde, başta Devrim olmak üzere, birçok neden yatmaktadır. Şah hükümeti döneminde, yönetimin baskıcı tavırları karşısında, halkın ABD’ye olan beklentilerinin karşılanmaması en önemli sebeplerdendir. Ayrıca Şah, ABD’den silah siparişinde bulunmuştur. Ürünler teslim edilmeden Devrim’in gerçekleşmesiyle, silahların teslimatını gerçekleşmemiştir. Karşılığını almasına rağmen ABD’nin bu hareketi, İranlıların büyük tepkisini çekmiştir. Açık hedef haline geldiğini anlayan ABD, silahların ve mühimmatların sevkiyatını yapmamayı kendilerince meşru bulmuşlardır. Şah Rıza Pehlevi’nin ülkeyi terk ettikten sonra ABD tarafından kabul edilmesi ve geri iade edilmesi yönündeki taleplerinin reddedilmesi gerilimi artırmıştır. Hatta, Musaddık Devrimi planlarının ABD Büyükelçiliği’nde, İngiltere ve ABD ortaklığıyla planlanması bilgisinin yayılması tansiyonu iyice artırmıştır. Bu etkiler sonucunda, İran’da ABD karşıtlığının en ağır tezahürü Rehine Krizi (Hostage Crisis) ile gerçekleşmiştir. İran’ın yeni yönetiminin aleyhine yönelik yapılması düşünülen Musaddık Devrimi’nin planlarının ABD Büyükeçiliği’nde  yapılmasına karşı misilleme olarak gerçekleştirilmiştir.

Rehine Krizi

Rehine Krizi

4 Kasım 1979- 20 Ocak 1981 tarihleri arasında, 52 rehine, 444 gün boyunca büyükelçilik binasında tutulmuştur. ABD, tüm çabalarına rağmen, rehinelerin kutarılmasında somut bir başarı sergileyememiştir. Krizin çözümü aracılar yardımıyla gerçekleşmiştir. Başta İslam İşbirliği Teşkilatı ve Cezayir Başbakanlığı’nın arabuluculuğu ile rehineler serbest bırakılıyorlar. Bu durum, ABD için yerel ve uluslararası arenada büyük bir itibar kaybına neden olmuştur. Humeyni, bu durumu Büyük Şeytan’a karşı kazanılmış büyük bir zafer olarak değerlendirmiştir.

Bu gelişmelerle beraber ABD, çifte çevreleme politikasını (Dual Containment Policy) 1993 yılında hayata geçirerek Sovyet komünizmi tehdidi ile birlikte İran İslam Devrimi’nin etkilerinin yayılmasını da engellemek istemiştir.

 

Irak-İran Savaşı

Irak- İran Savaşı

ABD, 1988 yılları arasında gerçekleşen Irak-İran Savaşı’nda, İran’a karşı Saddam Hüseyin’e destek vermiştir. ABD, strateji ve biyolojik silah paylaşımında bulunmuştur. Bu sebepten ötürü, savaş sonucunda 1 milyona yakın insan hayatını kaybetmiştir. İran’ın zengin altyapı değerleri zarar görmüş olup, savaşın diğer tarafında bulunan Irak ise ekonomik anlamda Batı’ya gebe kalmıştır. 

 

Irak-İran Savaşı döneminin detayları/birincil kaynaktan izlenimleri, The Independent’ta yazan gazeteci Robert Fisk’in ‘’The Great War for Civilization’’ kitabından detaylıca öğrenilebilir.

*Kendilerinin bilgi ve birikimlerinden istifade ederek oluşturduğum bu yazı için Yrd.Doç.Dr. Süleyman Güder ve Dr. Hüseyin Mercan hocalarıma teşekkürü borç bilirim.

Furkan EMİROĞLU


IRANIAN ISLAMIC REVOLUTION

 

İRAN TEOKRASİSİ; KİM DAHA GÜÇLÜ? İRAN ULEMASI VE KURUMLARDAKİ ETKİNLİĞİ (1979-2017)

Yazar Hakkında

Furkan EMİROĞLU

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences [email protected]

Yorum Yaz