İNSANİ MÜDAHALE VE SOMALİ ÖRNEĞİ

0

GİRİŞ

İnsani Müdahale, Sovyetlerin dağılmasıyla karşımıza daha çok çıkan bir kavram olarak uluslararası ilişkilerde ve uluslararası hukukta önemli bir konudur.

Birleşmiş Milletler Kurucu Anlaşmasında yer almayan ve Güvenlik Konseyi’nin inisiyatifine bırakılan insani müdahale ile herhangi bir devlette meydana gelen; ciddi boyutlardaki insan hakları ihlallerinin veya insani felaketlerin ortaya çıkması durumunda Güvenlik Konseyi çözüm sağlamak için askeri müdahale kararı alabilecektir.

Soğuk savaştan sonra insani müdahale ilk defa ABD’nin öncülüğünde Irak’a karşı başlatılan Huzur Operasyonu’nda karşımıza çıkmaktadır. Soğuk Savaştan önce de insani müdahale durumu yaşanmış ancak bu mesele uluslararası sistemin gündemine 1990’lardan sonra gelmiştir. İki kutuplu sistemin sona ermesiyle, dünya genelinde çatışmaların sayısında artış olmuş ve bu durum daha fazla insani krizlerin yaşanmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla insani krizlerin önlenmesi gerekçesiyle başka devletlere müdahale sayısında artış meydana gelmiştir. İnsani gerekçelerle başka bir devlete müdahale etmek, insani müdahale kavramını uluslararası hukukta tartışılır hale getirmiştir. Bu bağlamda Irak’a karşı yapılan Huzur operasyonu başta olmak üzere 1990’lı yıllarda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla gerçekleştirilen Somali, Bosna Hersek ve Ruanda müdahaleleri çok tartışılmıştır.

 

  1. İNSANİ MÜDAHALE KAVRAMI

Çok tartışılan insani müdahale kavramı üzerinde bir tanım yapmak zor hale gelmiştir. Ancak genel hatlarıyla insani müdahale, Bir veya birkaç devletin ya da bir uluslararası örgütün, bir başka devletin vatandaşlarını bu devlette yer alan yaygın insan hakları ihlallerine karşı korumak amacıyla kuvvet kullanma tehdidinde bulunması veya kuvvet kullanması” [1] olarak kullanılmaktadır.

İnsani müdahale kavramının 1990’lardan sonra uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler gündemine gelmesinin temel sebebi ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yeni dünya düzeninde uluslararası sistemin yeniden şekillenmesi ve 1990’lardan sonra artan insan hakları vurgusunun uluslararası hukukta ön plana çıkmasıdır.

1991’de ABD’nin desteğiyle Irak’ın kuzeyindeki Peşmergeler ile güneydeki Şiiler’in Irak yönetimine karşı silahlı direnişi bölgede insani kriz yaşanmasına sebep olmuştur. [2] Ortaya çıkan bu insani felaket karşısında BM Güvenlik Konseyi’nin 688 sayılı kararı doğrultusunda ABD’nin liderliğinde uluslararası koalisyonun Irak’a müdahalesi Soğuk Savaştan sonra ilk ‘insani müdahale’ örneği olmuştur.

Uluslararası ilişkiler pratiğine bakıldığında literatürde siyasi bir karar ve askeri bir eylem olarak gerçekleşen insani müdahale uluslararası hukukta henüz ahlaki açıdan gerekçelendirilememiştir. [3]

Irak, Somali, Bosna Hersek ve Ruanda örneklerinde görüleceği üzere, insani müdahale beraberinde askeri güç kullanımını da getirmiştir. Askeri müdahale ve insani müdahale kavramları birbirinden farklı olmakla birlikte; askeri müdahale kavramı insani müdahaleyi de kapsamaktadır. Steven Haines’e göre, “Askerî müdahale; tek bir devlet, iki devlet veya bir koalisyon tarafından kara, deniz veya havada, müdahale edilen devletin rızası alınarak veya alınmadan, yetkili bir bölgesel otoritenin veya BM Güvenlik Konseyi’nin onayı alınarak veya alınmadan gerçekleştirilen askerî operasyonları kapsar.”[4]

İnsani müdahale kavramı, söz konusu genel tanımı ile anlaşılsa da hangi durumlarda insani müdahalenin yapılacağı ve hangi müdahalelerin insani müdahale kapsamına gireceği de tartışmalıdır.

İnsani müdahale konusunda tartışılan iki temel sorun söz konusudur. Öncelikle insani müdahalenin hangi durumda gerçekleşeceğinin tespiti sorunu ve insani müdahalenin gerçekten insani (iyi niyet) gerekçelerle yapılıp yapılmadığı sorunudur. Bu konuda insani müdahaleye karşı çıkan ve insani müdahaleyi destekleyen yaygın iki görüş bulunmaktadır.

 

  1. İNSANİ MÜDAHALE HAKKINDA GÖRÜŞLER

İnsani müdahale konusunda tartışılan iki temel sorun söz konusudur. Öncelikle insani müdahalenin hangi durumda gerçekleşeceğinin tespiti sorunu ve insani müdahalenin gerçekten insani (iyi niyet) gerekçelerle yapılıp yapılmadığı sorunudur. Bu konuda insani müdahaleye karşı çıkan ve insani müdahaleyi destekleyen yaygın iki görüş bulunmaktadır.

a. İnsani Müdahale Aleyhinde Görüş

İnsani müdahaleye karşı çıkan birinci görüş; insani müdahalenin manipüle edildiğini, egemen güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda başka bir devlete müdahalede bulunduklarını öne sürmektedir. Bu bağlamda insani müdahale sadece insani gerekçelerle değil çoğu zaman siyasi nedenlerle yapılmaktadır. Yine bu görüşe göre; insani müdahale, bir devletin egemenliğini ihlal etmek ve iç işlerine karışmak anlamına gelmektedir. Ancak bir devletin iç işlerine karışmak ve devlet egemenliğini ihlal etmek BM Kurucu Anlaşmasında yasaklanmıştır (Madde 2/4).

Aslında ‘müdahale’ (kuvvet kullanımı) kendi başına uluslararası sistemin iyi bakmadığı bir kavram olarak Birleşmiş Milletler Kurucu Anlaşmasında 2. maddenin 4. fıkrasında kesin olarak yasaklanmıştır: “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”[5]

Birleşmiş Milletler Kurucu Anlaşmasının söz konusu kısmında kuvvet kullanma ile birlikte kuvvet kullanma tehdidinin de yasaklanması egemen devletlerin özellikle üçüncü dünya ülkeleri üzerinde sergilemiş olduğu saldırgan tavırların da engellenmesini amaçlamaktadır. Nitekim sadece kuvvet kullanmanın kendisi değil, kuvvet kullanma tehdidi de bir devletin toprak bütünlüğünü ve siyasi bağımsızlığını zedeleyecek; devletin egemenliğine halel getirecek bir tavırdır.

BM Kurucu Anlaşmasında yer alan 2. maddenin 4. ve 7. fıkralarından hareketle, insani müdahaleye karşı çıkan görüş, BM Güvenlik Konseyi’nin insani müdahale gerekçesiyle almış olduğu kararların Birleşmiş Milletler’in kendi değerlerine ters düştüğünü savunmaktadır. Bu bağlamda insani müdahale kavramı uluslararası sistemde bir hukuk doktrini olarak değil, politik bir eylem olarak görülmektedir.[6]

b. İnsani Müdahale Lehinde Görüş

İnsani müdahalenin yapılabileceğini savunan ikinci görüş ise BM Kurucu Anlaşmasının 2/4 maddesinde yer alan durumun iki istisnası olduğunu ve bu durumda insani müdahalenin yapılabileceğini iddia etmektedirler.

Madde 2/4’te yasaklanan kuvvet kullanma ve kuvvet kullanma tehdidinin dışında kalan ve yine Birleşmiş Milletler Kurucu Anlaşmasının 51. maddesinde belirtilen iki istisnai durum söz konusudur. Birinci istisna Birleşmiş Milletler üyesi bir devletin hedef olduğu bir silahlı saldırı karşısında yapacağı meşru müdafaadır. BM kuvvet kullanımında meşru müdafaa hakkını kuvvet kullanmanın bir istisnası olarak görürken bunu da sınırlandırmıştır. Saldırıya uğrayan ülke Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alıncaya kadar meşru müdafaa hakkını kullanabilir. BM Güvenlik Konseyi uluslararası barışın sağlanması ve korunması için gerekli önlemleri aldığında saldırıya uğrayan ülke için kuvvet kullanma yasağının istisnası ortadan kalkar. Diğer istisna ise, uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin almış olduğu askeri müdahale kararlarıdır.

Uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler Kurucu Anlaşması ile yasaklanan kuvvet kullanmanın istisnasından hareketle ‘insani müdahale’, yaşanan insani krizlerin sonlandırılması ve ortaya çıkması muhtemel çatışmaların önlenmesi için gerçekleştirilebilir. Bu bağlamda Irak, Somali, Ruanda ve Bosna Hersek müdahalelerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi insani gerekçeler ile yetki vermiştir.[7]

Yine bu görüşe göre, bir devlet vatandaşlarını soykırım, etnik temizlik, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan dolayı koruyamıyor veya korumada isteksiz davranıyorsa, yapılacak ‘insani müdahale’ devlet egemenliğini ihlal ve devletin iç işlerine karışmak anlamına gelmemektedir. Nitekim böyle bir durumda ortaya çıkan insani krize müdahale edilmediği sürece yaşanan insan hakları ihlalleri daha da derinleşebilir ve çözümü imkânsız hale gelebilir. Egemenliğini kullanamayan ve ülke içinde işlevsiz hale gelen bir rejimin bulunduğu bir devlete müdahale etmek bu anlamda devlet egemenliğini ihlal etmekten uzaktır.

Yukarıda bahsedilen iki farklı görüş, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ‘insani müdahale’ altında gerçekleştirmiş olduğu operasyonlara da farklı yorumlar getirmiştir. Örneğin 1992’de Somali’ye gerçekleştirilen insani müdahale günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.

İnsani müdahale altında bir ülkeye askeri güç kullanılmasını eleştiren görüş, ülkenin iç işlerine müdahale edildiğini ve devam eden iç savaşın daha da tırmandığını iddia etmektedir. Ayrıca Somali’ye gerçekleştirilen müdahalenin amaçlarını yerine getirmekten çok uzak olduğu ve halkın da bu müdahaleyi işgal olarak gördüğünü öne sürmektedir. Diğer taraftan müdahalenin yapılmasını destekleyen görüş ise müdahalenin yapılmaması durumunda ülkedeki açlık krizinin daha büyük facialara sebep olacağını ve ülkedeki ölüm sayılarının daha da artacağını ifade ederek müdahaleyi savunmaktadır.

 

  1. SOMALİ’YE İNSANİ MÜDAHALE

İtalya’nın sömürüsünde bulunan Somali 1960 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur. 1969’da General Muhammed Siyâd Berrî’nin liderliğinde gerçekleşen askeri darbe ile Somali’de Sovyetler Birliği destekli sosyalist bir rejim uygulamaya konmuştur. 1969 darbesinden 1977 – 1978 yıllarında Ogaden bölgesini ele geçirmek için Etiyopya ile yapılan savaşa kadar Sovyetler Birliği çizgisinde bir politika izlenmiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin bu savaşta Somali’yi desteklememesi ve Somali’ye karşı çıkması sebebiyle Somali yönetimi Sovyetler Birliği ile ilişkilerini koparmış ve 1978’den 1991 yılında patlak veren iç savaşa kadar ABD merkezli bir politika takip etmiştir. [8]

22 yıl iktidarda kalan Muhammed Siyâd Berrî’ye karşı muhalefet 1980’li yıllarda başlamıştı. Özellikle 1989 yılında kurulan Birleşik Somali Kongresi (USC) Başbakan Siyâd Berrî’ye karşı ciddi bir muhalefet ve propaganda yürütmüştür.

1990 yılının sonuna doğru başkent Mogadişu olmak üzere ülkede şiddet olaylarının yayılması ve engellenememesi üzerine olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler’in Somali’deki bürosu kapatılmış ve kıtlık sebebiyle ülkede insani yardımda bulunan Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütlerin çalışan personelleri Mogadişu’dan tahliye edilmiştir. [9]

Ocak 1991 yılında devam eden şiddet olayları önü alınamayacak şekilde artınca Başbakan Siyâd Berrî ülkeyi terketmek zorunda kalmıştır. Berrî iktidarı bıraktıktan sonra Birleşik Somali Kongresi(USC) geçici bir hükümetin kurulacağını ilan etmiş ancak USC’nin başka bir koluyla yaşanan güç rekabetinden dolayı kurulan geçici hükümet başarılı olamamıştır. USC’nin kollarından biri olan Ali Mehdi Muhammed başkanlığında geçici bir hükümet ilan edilmiş ve bu hareket liderliğini General Muhammed Farah Aidid’in yaptığı USC’nin başka bir kolu ile çatışmaya başlamıştır. [10]

Yaşanan iç savaşta başkent Mogadişu şiddet ve terörün merkezi olsa da iç savaşın etkisi bütün ülkede kendisini göstermiştir. Özellikle şiddetli çatışmalar sırasında ülkedeki tahıl stokları ve ana çiftlik bölgesindeki tarımsal alanlar büyük zarar görmüştür. 1992 yılında yaşanan ve ciddi boyutlara ulaşan kıtlığın ana nedenlerinden biri de yaşanan bu tahribattır. [11] Yine Somali’ye müdahaleyi gerektiren esas sebep de ülkede büyük bir kesimin hayatını tehdit eden kıtlık olmuştur.

Çatışmalar sırasında iç savaşın yıkıcı etkisi bütün ülkeye yayılmış ve açlık bütün ülkede etkili olmaya başlamıştır. Bir taraftan iç savaşın yıkıcı etkisi diğer bir taraf ise kıtlığın halkı maruz bıraktığı açlık ülkedeki insani krizi ciddi boyutlara getirmiştir. Bu kapsamda Nisan 1992’de devam eden baskılar üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 50 gözlemciyi başkent Mogadişu’daki durumu incelemek için görevlendirilmiştir. Çatışan taraflar (Aidid ve Ali Mehdi) arasında insani yardım operasyonlarının gerçekleştirilmesi için BM gözlemcileri anlaşmış ve 21 Nisan’da Genel Sekreter Güvenlik Konseyi’ne UNOSOM(United Nations Operations in Somalia)’un kurulmasını tavsiye etmiştir. Bu kapsamda UNOSOM’un kurulması kararlaştırılmış ve Somali’ye gönderilen insani yardımların güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiştir. Daha sonra oluşturulan bu güce 500 Pakistanlı barış koruma gücü eklenerek yetkileri artırılmıştır. [12]

Diğer taraftan Somali için Güvenlik Konseyi’nin seçtiği özel temsilci Cezayirli diplomat Muhammad Sahoun, 1992 Ağustos ayında 1,5 milyon insanın yiyecekten yoksun olduğunu ve gıda yardımları için silahlı korumaya ihtiyaç duyulduğunu raporlanmıştır. [13]

Somali’ye asıl müdahale 3 Aralık 1992’de BM Güvenlik Konseyi’nin oybirliği ile almış olduğu 794 no’lu karar ile başlatılmıştır. Taraflar arasında ateşkes sağlanamamasından dolayı gıda yardımının daha güvenli bir ortamda yapılması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla Somali’ye ABD liderliğinde Birleşik Görev Gücü (Unified Task Force) gönderilmiştir. [14]

Birleşik Görev Gücü daha sonra yerini BM Barış Gücüne bırakmış ve yetkileri artırılmıştır. Somali müdahalesinin amaçları; ülkenin anayasal kurumlarını yeniden tesis etmek, asayişi temin etmek, ülkede milli mutabakat sağlamak ve demokratik yönetimin temelinde Somali devletini yeniden tesis etmek olarak açıklanmıştır. [15]

1995 Mart’ına kadar Somali’de görev yapan Birleşik Barış Gücü, amaçlarını gerçekleştirmekte yetersiz kalmıştır. ABD liderliğinde gerçekleşen müdahale ve operasyonlar uygulamada teoriden sapmıştır. Somali’de çatışan taraflar arasında, BM güçleri taraf olmayı seçmiş ve bu durum BM Barış Gücünün kendisini belirsiz bir savaşın içinde bulmasına sebep olmuştur. BM Barış Gücü’ne bağlı 21 Pakistanlı askerin öldürülmesinden sonra BM Barış Gücü Farrah Aidid’in başında olduğu hareketi düşman ilan etmiştir. [16]

BM Güvenlik Konseyi’nin 794 no’lu kararı ile yetki verilen müdahalenin amaçlarına ulaşamamasında önemli bir diğer etkin de Somalili halkın BM güçlerine işgalci gözüyle bakması olmuştur. Yine müdahaleyi gerçekleştiren ülkeler arasında görüş ayrılıkları ve müdahaleci güçlerin ulusal çıkarlarını gözetmesi müdahaleyi çıkmaza sokmuştur. Nitekim 3 Mart 1995’ten sonra BM Barış Gücü’nün Somali’den çekilme kararı alınmıştır.

UNOSOM ile Somali’ye başlatılan ‘insani müdahale’ye Türkiye’nin de aralarında bulunduğu toplam 34 ülkeden askeri birlikler katılmıştır. 31 Mayıs 1995 tarihinde BM Barış Gücü Somali’den tamamen çekilmiş ve operasyon sonunda; BM Barış Gücü birliklerinden 149 asker, 3 uluslararası memur, 2 yerel memur olmak üzere 154 kişi hayatını kaybetmiştir. Diğer taraftan BM Barış Gücü askerlerinin yaptığı operasyonlarda 10.000’e yakın Somalilinin hayatını kaybettiği ifade edilmektedir.[17]

BM Barış Gücü Somali’yi terk ettiğinde ülkedeki düzen hala sağlanamamış ve takip eden yıllarda Somali’deki şiddet ortamı ve açlık krizi giderek artmıştır.

 

GENEL DEĞERLENDİRME

‘İnsani müdahale’ şiddet ve çatışmaların arttığı bölgelerde yaşanan insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve yaşanan insani krizlerin sonlanması amacıyla ortaya çıkmıştır. Ancak idealist temelli ortaya çıkan bu konu realizmin kurbanı olmuştur. Bugün gerçekten ‘insani müdahale’nin yapılması gereken durumlar söz konusudur. Ancak müdahaleyi gerçekleştiren güçlerin(devlet) çıkar ve güç dengesi meseleyi ‘insani’ olmaktan çıkartıp politik bir eylem haline getirmiştir. Mazlum Boşnak halkının maruz kaldığı soykırımın en temel sebebi, gerçekleştirilmeyen bir ‘insani’ müdahaledir. Ancak diğer taraftan, 2011’den beri Libya’da devam eden iç karışıklık ve şiddetin en temel müsebbibi de güç ve çıkar dengesi gözetilerek gerçekleştirilen ‘insani müdahale’dir. Yine şiddet ve insani krizlerin her gün artarak devam ettiği Suriye’deki durumun henüz bir çözüme kavuşamaması, Güvelik Konseyi daimi üyeleri başta olmak üzere, söz sahibi devletlerin güç ve çıkar çatışmalarından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Arap Baharı süreci bize insani gerekçelerle gerçekleştirilmeyen ‘insani müdahale’nin kötü sonuçlarını göstermiştir.

Uygulamada keyfiliğin yaşandığı ve insani müdahalenin suistimal edildiği durumlarda sağlanması gereken küresel güvenlik yerine “küresel tahakküm” sağlanmaktadır. Bu bağlamda, 1990’lı yıllarda gerçekleşen Irak, Somali, Ruanda ve Bosna-Hersek müdahalelerinin uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve tesis etmek amacından saptığı iddia edilmiş ve çok tartışılmıştır.

Yukarıda incelenen Somali müdahalesinde görüldüğü üzere; BM Barış Gücü’nün Somali’ye müdahalesi amaçlarına ulaşmakta yetersiz kalmış ve BM Barış Gücü Somali’yi terk ettiğinde ülkedeki düzen hala sağlanamamıştır. Nitekim BM Barış Gücü’nün ülkedeki taraflı pratiği şiddet ortamını ve siyasi istikrarsızlığı tırmandırmış ve Somalili halkın çözüme olan inancını da zayıflatmıştır. BM Barış Gücü’nün Somali’ye müdahalesi başta ABD olmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin “uluslararası barışı koruma ve sağlama” misyonuna olumsuz olarak yansımıştır.

İnsani müdahaleye getirilen iki farklı yaklaşımın da haklı oldukları noktalar söz konusudur. Bir meseleyi kökten reddetmek veya tamamen kabul etmek; bir taraftan bazı doğruları da reddetmeye, diğer bir taraftan da bazı yanlışları da kabul etmeye sebep olmaktadır. Dolayısıyla insani müdahalenin tamamen kabul edilmesi veya reddedilmesi de doğru değildir. İnsani müdahale gelişim sürecinde olan bir konudur ve önemli olan bu gelişimin doğru tamamlanmasıdır.

Müdahale gerçekleştirilecek ülkedeki halkın desteğini alma, askeri güç kullanımının son çare olarak görme, müdahalenin amacının şeffaf olarak uluslararası kamuoyuna açıklama, bölgesel devletlerin desteği alma, çatışma sonrası barışın inşası için strateji ve hedefleri belirleme ve en önemlisi de durumu iyileştirmek için yüksek başarı ihtimalinin olması ‘insani müdahale’nin amacına ulaşmasında ve gerçekten ‘insani’ olmasında etkilidir. Bu kapsamda Somali’ye gerçekleştirilen müdahalede; bir taraftan durumu iyileştirmek için yüksek başarı ihtimalinin göz önünde bulundurulmaması diğer taraftan da hem insani yardımın gerçekleştirilmesinde güvenli bir ortamın sağlanamaması hem de barışın tesisi için strateji ve hedeflerin müşterek olmaması müdahaleyi amaçlarından uzaklaştırmıştır. Bu bağlamda Somali’ye karşı gerçekleştirilen ‘insani müdahale’den çıkartılacak birçok tecrübe bulunmaktadır.

Çatışma ve şiddet insanın (devletin) doğasında olduğu sürece iç savaşlar ve çıkar çatışmaları yaşanacaktır. Bu sebeple insanlık tarihi boyunca bir ülke veya bölgede ‘insani’ bir müdahaleye, uzlaşmacı bir tarafa ihtiyaç olacaktır. Soykırım, etnik temizlik, iç savaş, insanlığa karşı suç, savaş suçu gibi yoğun insan hakları ihlallerinin yanı sıra; kuraklık, kıtlık, açlık gibi krizlerle birlikte ciddi boyutlarda doğal afetlerin de sebep olabileceği insani dramların önlenmesi ve böyle bir ortamda toplumun yeniden inşası için, mevcut devlet(hükümet) işlevsiz hale geldiğinde bir dış müdahaleye (insani müdahale) kötü niyetli bakmak mevcut insani kriz ve dramı daha da tırmandırabilir. Ancak önemli olan, ‘insani müdahale’ gerçekleştirilirken; uluslararası barış ve güvenliği sağlama ve tesis etmeye yönelik inanç ve bilinç geliştirilmelidir. Müdahaleyi gerçekleştiren devlet, ulusal düzeyde karar veriyor ve güç ve çıkar dengesini gözetiyorsa ‘müdahale’, ‘insani’ olmaktan uzak olacaktır.

Nasrettin GÜNEŞ

KAYNAKÇA

  • AKSOY ERCÜMEN Merve, “‘İnsani Müdahale’den ‘Koruma Sorumluluğu’na”, İHH İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (İNSAMER), Eylül 2015
  • ARAL Berdal, “Küresel Güvenlikten Küresel Tahakküme” BM Güvenlik Sistemi ve İslam Dünyası, Küre Yayınları, Birinci Basım, Kasım 2016
  • ARAL Berdal, “Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Eşitsizlik”, SETA Analiz, Sayı 72, Eylül 2013
  • AYTOĞU Çağatay Oğuzhan, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararları Doğrultusunda İnsani Müdahale”, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Şubat 2016
  • KAVAS Ahmet, “Tarihten Bugüne Somali”, AFAM, Afrika Araştırmacıları Derneği, Rapor 5, 2017
  • MERAL Orhan, “Somali, Türk Askeri Somali’de”, Erişim: http://tarihinizinde.com/somali-turk-askeri-somalide/, Erişim Tarihi: 24.11.2017
  • MÜDÜROĞLU Nazlı, “Birleşmiş Milletler ve İnsani Müdahale”, Ankara Üniversitesi, Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme Projesi, 2007
  • TEKİN Segah, “İnsani Müdahale Kavramı ve Libya’nın Geleceği”, Ankara: Stratejik Düşünce Enstitüsü, 2011

[1] Merve Aksoy Ercümen, “‘İnsani Müdahale’den ‘Koruma Sorumluluğu’na”, İNSAMER, Eylül 2015, Erişim: http://insamer.com/tr/insani-mudahaleden-koruma-sorumluluguna_224.html, Erişim Tarihi: 17.11.2017

[2] Berdal Aral, “Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Eşitsizlik”, SETA Analiz, Sayı 72, Eylül 2013, s. 13

[3] Çağatay Oğuzhan Aytoğu, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararları Doğrultusunda İnsani Müdahale”, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Şubat 2016, s. 8

[4] Segah Tekin, “İnsani Müdahale Kavramı ve Libya’nın Geleceği”, Ankara: Stratejik Düşünce Enstitüsü, 2011, s. 7

[5] Birleşmiş Milletler Anlaşması, Madde 2/4, http://www.uhdigm.adalet.gov.tr/sozlesmeler/coktaraflisoz/bm/bm_01.pdf, s. 5

[6] Aytoğu, a.g.e. s. 13

[7] Aytoğu, a.g.e. s. 11

[8] Ahmet Kavas, “Tarihten Bugüne Somali”, AFAM, Afrika Araştırmacıları Derneği, Rapor 5, 2017, s. 17-18

[9] Nazlı Müdüroğlu, “Birleşmiş Milletler ve İnsani Müdahale”, Ankara Üniversitesi, Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme Projesi, 2007, s. 10

[10] Aytoğu, a.g.e. s. 64-65

[11] Müdüroğlu, a.g.e. s. 11

[12] Müdüroğlu, a.g.e. s. 11

[13] Aytoğu, a.g.e. s. 65

[14] Berdal Aral “Küresel Güvenlikten Küresel Tahakküme” BM Güvenlik Sistemi ve İslam Dünyası, Küre Yayınları, Birinci Basım, Kasım 2016, s. 147

[15] A.g.e. s. 148

[16] A.g.e. s. 148

[17] Orhan Meral, “Somali, Türk Askeri Somali’de”, Erişim: http://tarihinizinde.com/somali-turk-askeri-somalide/, Erişim Tarihi: 24.11.2017

Yazar Hakkında

Nasrettin GÜNEŞ

"... çünkü insana en çok okumak yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!" nasrettingunes[at]gmail.com

Yorum Yaz