HUKUK DEVLETİ NEDİR? TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİ MİDİR?

1

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Hukuk Devleti Nedir?

1961 Anayasası ile anayasamızda yer edinmiş olan hukuk devleti kavramı, gündelik tartışmalarda da sıkça yer bulmaktadır. Alelade bir kavramdan öte olan bu kavram devlet-vatandaş ilişkilerini düzenleyen önemli bir kavram olmasına rağmen kavram ve bağlam dışında da kullanıldığı olmuştur. Bir tanımlama getirmeden önce hukuk devleti kavramının tarihine bakmak icab eder.

Hukuk devleti kavramı, ‘polis devleti’ kavramının karşıtı olan bir düzeni gerektirir. Polis devleti 17. ve 18. yüzyıllarda hüküm sürmüş bir yönetim anlayışıdır. Bu yönetim anlayışı monarka ve idarecilere devletin refahı ve ayakta kalması için her türlü tedbiri alma, kişilerin hak ve hürriyetlerini kısıtlama ve müdahale hakkı verirken idarenin yaptığı işlem ve eylemlerin hukuka bağlı olmadığını ifade eder. Bu tanımda dikkati çeken üç temel nokta vardır;

  1. İdarenin devletin selameti gerekçesi ile her türlü eylem ve işlemi gerçekleştirebilmesi
  2. Kişilerin hak ve hürriyetlerinin önemsenmemesi
  3. İdare makamının bir yargı mekanizmasının denetimi altında bulunmaması.

Bu yönetim anlayışı zaman içerisinde ‘hazine teorisi’ anlayışına geçmiş ve idare mali açıdan kısmi olarak yargı denetimine girmeye başlamıştır. Hazine teorisi anlayışı ile birlikte artık idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı hakları ihlal edilen kişiler tarafından bu zararlarının tazmini için dava açma yolu açılmıştır. Bunun temel sebebi ise hazinenin monarkın alanından çıkarılarak özel hukuka tabi bir yapı anlayışına sahip olmasıdır.

Hazine devletinden zaman içerisinde hukuk devleti anlayışına geçilmiştir. Buraya kadar yazılanlar ile hukuk devleti konusunda bilgi sahibi olduk. Bir tanım yapmadan önce temel bir çerçeve çizmek gerekirse basitçe şunları dile getirebiliriz;

-Hukuk devleti idarenin yargı denetimi altına girmesini öngörür,
-Hukuk devleti yasamanın yani yasa yapanların da yaptıkları yasalara tabi olmalarını ve denetim altında bulunmalarını öngörür,
-Hukuk devleti kişilerin hak ve özgürlüklerini belirler ve bunları korur,
-Hukuk devleti, devletin işlemlerine karşı vatandaşı koruma altına alır.

Bu maddeleri gözden geçirerek şu tanımlamayı rahatlıkla yapabiliriz; “Hukuk devleti, devletin çeşitli organlarının faaliyetlerine karşı, vatandaşlarına hukuki güvence sağlayan ve bu organları denetleyen devlettir”.

 

Türkiye Bir Hukuk Devleti Midir?

Bir devletin hukuk devleti olup olmaması, net bir konu değildir. Bu kavramın belirli kriterleri olmadığı gibi bir devletin hukuk devleti olup olmadığını değerlendiren bir yapı da bulunmamaktadır. Bu durumda hukuk devleti olma durumu siyah ve beyaz alanların arasındaki gri alanlar gibidir. Yani bir devlet hukuk devleti ilkesine yaklaşır yahut uzaklaşır lakin tam anlamı ile hukuk devleti olan yahut olmayan devlet yoktur. Peki, Türkiye’nin konumu nerede?

Türkiye 1961 Anayasası ile hukuk devleti ilkesini beyan etmiş ve bu noktada adımlar atmıştır. Yazının başında alıntıladığım pasaj da anayasamızın 2. maddesidir. Türkiye en başta yöneticilerini seçmek noktasında millete bir irade vermiştir. Demokrasi, hukuk devletinin olmazsa olmaz şartlarındandır. Ayrıca kuvvetler ayrılığı ilkesi ile devlet iktidarının kısıtlanması da hukuk devleti olması açısından önemlidir.

Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması yine hukuk devleti açısından önemlidir. Anayasamız temel hak ve hürriyetler konusuna önem vermiş ve bu hak ve hürriyetleri belirlemiş ve de güvence altına almıştır.

Hukuk devletinin olmaz ise olmazlarından olan yargısal denetim Türk hukukunda hem yasama tarafında hem de idare tarafında karşılık bulmuştur. Yasama bağlamında yargı denetimi için Anayasa Mahkemesi kurulmuş ve denetim yetkisi verilmiştir. İdarenin denetimi ise 125. madde ile belirlenmiş ve idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Fakat anayasa ile bazı işlemlerin yargı denetimi kısıtlanmıştır. Örneğin 2010 yılına kadar HSYK kararlarına yargı yolu kapalı iken 2010 anayasa değişikliği ile bu kural değişerek kararlara meslekten ihraç kararları bağlamında yargı denetimi getirilmiştir. Yine yasa ile getirilen bazı durumlarda idari noktada yargı denetimi bulunmamaktadır. Örnek verecek olursak Sıkıyönetim Kanunu’nda, sıkıyönetim halinde, sıkıyönetim komutanının yetkileri dahilinde yaptığı idari işlemlere iptal davası açılamayacağı kararlaştırılmıştır.

Yine Türk hukuku hukuk devleti ilkesine uygun olarak kanuni idare (yasal yönetim) ilkesini benimsemiştir. Bu ilkeye göre idarenin kuruluş, görev ve yetki alanı, çalışma usul ve esasları kanunlara uygun olmalıdır.

Hukuk devletinin olmazsa olmazlarından biri yasama ve yargı denetimi demiştik yukarıda. Buna uygun olarak Türk hukukunda yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkeleri benimsenmiştir. Bu sayede yargı birimlerinin bağımsızlığı ve siyasallaşmaması sağlanırken aynı zamanda yargılama yapan yargıçlara da güvenceler verilmiştir. Bu bağlamda hiçbir organ, makam, mevkii ya da kişi, yargı birimlerine emir, talimat ya da genelge veremez. Görüşülmekte olan dava hakkında mecliste görüşülemez ve herhangi bir beyanda bulunulamaz. Diğer organlar, mahkemelerin kararlarına uymak durumundadır ve kat’i suretle değiştiremezler.

Hukukun genel ilkelerinden sayılan, ahde vefa, iyi niyet, masumiyet karinesi, kazanılmış haklara saygı gibi ilkeler hukuk devletinin hukukunda yer edinmelidir. Türk hukukunda, hukuk devleti ilkesi bağlamında değerlendirdiğimizde, hukukun genel ilkelerinin yer edinmesi Türkiye’nin bu ilkesine yaklaşmasını sağlamıştır.

Hukuk devleti açısından önemli olan konulardan biri de eşitlik ilkesidir. Anayasamızın 10. Maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebepler ile ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.”  İfadesi ile herkesin kanunlar karşısında eşit olduğu belirtilmiştir. Bu eşitlik yalnızca yargıda değil devletin tüm organları ve idare makamlarında geçerlidir. Şunu da ayrıca belirtmek gerekirse, bu eşitlikten kasıt her zaman mutlak eşitlik olmayabilir. Bu bağlamda 2010 yılındaki değişiklik ile hayatımıza giren “pozitif ayrımcılık” kavramı aslında eşitlik ilkesini kuvvetlendirmektedir.

İdarenin hukuki, idari, siyasi sorumlulukları olduğu gibi yaptığı eylem ve işlemlerde mali sorumluluğu da olması gereklidir. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke idarenin mali sorumluluğu olarak adlandırılmaktadır. İdare, yaptığı işlem ve eylemlerde kusuru bulunmasa da bu eylem ve işlemlerden zarar gören birileri olur ise zararını tazmin etmesi gerekmektedir. Kusursuz sorumluluk da denilen bu ilke hukuk devletinin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır.

Türkiye hukuk sisteminde bu adımları atmış ve hukuk devleti olma yolunda önemli bir ilerleme katetmiştir. Lakin zaman zaman bürokraside zaman zaman siyasi alanda görülen bazı sorunlar hukuk devleti ilkesine zarar vermektedir. Kimi zaman iktidar tarafından kimi zaman muhalefet tarafından kimi zaman da medya tarafından yargı ve mahkemelerin kararları noktasında bağımsızlık ilkesine aykırı tutumlar sergilenmektedir. Lakin dediğimiz gibi hukuk devleti olmanın kesin katı şartları olmadığı için Türkiye bir hukuk devletidir ya da değildirden ziyade Türkiye hukuk devleti ilkesine yakın olan bir devlettir tanımı yapmak daha doğru olacaktır.

Ertuğrul YEŞİLKAYA

Yazar Hakkında

Ertuğrul YEŞİLKAYA

Uluslararası İlişkiler mezunu, Kamu Yönetimi Yüksek Lisans öğrencisi ertyesilkaya@gmail.com

1 Yorum

  1. HÜSEYIN SASMAZ (UZUN) on

    HELAK GELİYORUM DİYOR.
    GELMİŞ ! KAPIDA…
    İslam, bir anlamıyla haddini bilmenin, yani Allah’ın insan için koyduğu sınırları çiğnememenin adıdır. Fert ya da toplum bu sınırları çiğnediği oranda haddini aşmış demektir. Haddini aşanlara, ilahi sınırları ihlal edenlere bu sınırları hatırlatmak mümin olmanın bir gereğidir. Bu yazının sonuna gelindiğinde sadece ve sadece haddi aşanların rahatsız olacağını bilmekteyiz. Ama yine de düşünmeye vesile olur umuduyla, o da olmadı Allah katında bir delilimiz olsun diye söylüyor, yazıyoruz.
    İçinde bulunduğumuz toplum hem İslam’a ait bir takım düşünce ve davranışları, hem de İslam dışı düşünce ve davranışları aynı anda üzerinde taşıyarak bir kişilik bozukluğu örneği sergilemektedir.
    ***
    Bu gün 2000’li yıllardayız ama dünyanın her yerinde toplumlar, kendilerinden binlerce yıl önce gelip geçmiş olanların izinden gitmeye devam ediyor. Oysa şeytan o günkü insanları nasıl ayarttıysa bugünün insanlarını da aynı oyuna getirmiştir. Allah da o günün insanını nasıl uyarmışsa, onlardan misaller verdiği kitabıyla bu günün insanını da uyarmaktadır.
    Gel gelelim uyarandan ve uyarılmaktan hoşlanmayan büyük kitleler kendilerini uyutanların sözlerini dikkate alıp onları baş tacı etmektedir. Akıl tutulması dedikleri böyle bir şey olsa gerek…
    ***
    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2017/01/insanligin-menfaatina-gerekli.html
    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2017/03/bu-gun-2017-bilim-ve-teknolojinin-acga.html
    http://namenstr8.blogspot.nl/2015/03/gercekte-kurmak-istedigimiz-ve-arzu.html
    http://www.iktibasdergisi.com/dikkat-turkiye-bir-hukuk-devletidir/
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=337685756682832&id=100013242319421&pnref=story
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=337693533348721&id=100013242319421&pnref=story

Yorum Yaz