HİTLER OLMASAYDI NE OLURDU?

0

20 Nisan 1889’da Avusturya’nın kasabası olan Braunau’da dünyaya gelen Hitler ailesinin 5 çocuğundan üçüncüsüdür. İlk tahsilini doğduğu kasabada yapan Hitler, orta öğrenimini de Linz şehrinde tamamlamıştır. İlerde memur olması için baskı yapan babasına, sürekli ressam olacağını söylüyordu. Hatta bu yüzden okuldaki derslerini asan Hitler, ilerde tarih öğretmeni (herşeyi ondan öğrendiğini ve ona borçlu olduğunu) hariç bütün öğretmenlerini sert bir dille eleştirmiştir. 13 yaşına gelince babasını tiberkülozdan kaybeden Hitler, artık ailesinin sorumluluğunun kendisinde olduğunu biliyordu. Daha sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirmiş ve bir ay kadar okulundan geri kalmış ve geri kalan hayatında ise maddi sorunlar nedeniyle okula gidememiştir. Annesi ile ayrı bir bağı olduğunu her zaman söyler ve ona bakmak için ilk başta inşaat işçisi olarak çalışmaya başlamıştır.

Gençliğinde çoğu işte çalışan Adolf, kazandığı paranın önemli bir kısmını kitaplara ayırıyordu. Hatta anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) bu dönemlerde başlamıştır. İlk başta bu düşüncesine karşı da olsa daha sonra yaşadığı ayrımcılıklar nedeniyle Yahudileri sevmemeye başlamıştır. 19 yaşına gelince ise annesini kaybeden Hitler, ressam olma ümidiyle Viyana Güzel Sanatlar Akademisine başvurmuş fakat kazanamamıştır. Bir süre amatör olarak yaptığı resimler ile geçinmiş ve sefalet içinde yaşamıştır. Umduğunu bulamadığı için 1912’de Viyana’dan Münih’e geçmiştir.

1914’de Kurtuluşum diye adlandırdığı 1. Dünya savaşı çıktığında Hitler Bavyera ordusuna girmiştir. Hayatını büyük ölçüde değiştiren bu savaş Hitler’in ilerde iktidara gelmesinde de önemli bir yere sahiptir. Almanya’nın mağlup olmasından sonra Hitler, 6 arkadaşı ile birlikte Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katılmışlardır. Ve kısa bir süre sonra Hitler bu partinin başkanı olmuş ve partinin ismini Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP-Nazi) olarak değiştirmiştir.

Bu parti, ülke genelinde büyük yankılar uyandırmıştı ve artık yönetimi ele geçirerek; Almanya’nın, 1.Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Versay zincirlerinden kurtulmasını istiyordu. Ve büyük baskılar sonucu 1932’de yeni bir seçim yapılması ön görüldü. İlk seçimleri kaybeden Hitler, yönetime büyük tehditlerde bulunarak var olan hükümetin askeri kanadını ele geçirmiştir ve kısa bir süre sonra da yaptığı propagandalarla yeni bir seçime giderek kendini Almanya’nın başkanı yaptırmıştır. Partisi;  Almanya’da iktidara geldikten sonra, parti içindeki çatışmalara çatışmayı çıkaranları tasfiye ederek başlamıştır. Bu tasfiye işlemiyle daha da güçlenen Hitler, Versay zincirlerinden kopmak için ilk halka olan ve eski zamanlarda da Alman toprakları içinde bulunan Avusturya’nın ilhakını gerçekleştirmiştir. Almanya’nın sınırları dışında bulunan Almanları tek bir çatı altında toplamayı amaç edinen Hitler’in sıradaki ilhakı Çekoslovakya üzerinde olmuştur. Südetler bölgesinde bulunan Alman nüfusunu bahane ederek bu bölgeyi işgal eden Adolf’un amacı, artık tüm Avrupa’yı içine alan bir Almanya devleti kurmak olduğu diğer devletler tarafından anlaşılıyordu. Hitler’in bitmek bilmeyen bir fetih aşkı vardı ve sahip olduğu anti-semitizm düşüncesi ile işgal ettiği bölgelerde Yahudi halkına zulümlerde bulunmuştur. Yayılmacı bir politika izleyen Almanya, Balkanlarda Bulgaristan’a kadar varmıştı ve artık Türkiye için tehlike çanları çalıyordu. O dönemde İsmet İnönü’nün izlediği aktif tarafsızlık politikası belki de Türkiye’yi büyük bir tehlikenin eşiğinden almıştı.

1 Eylül 1939 tarihinde Almanya, Polonya’yı işgal etti ve resmen 2.Dünya savaşı başlamış oldu. Hitler tüm Avrupa’yı ele geçirmek istiyordu; bu yüzden de Türkiye’nin jeopolitik konumundan faydalanmak istiyordu. Batıda İtalya’yı yanına alan Almanya, doğuda da Türkiye’yi yanına çekerek hem Ortadoğu’ya ulaşmak hem de Rusya’yı çembere alacak bir konuma sahip olmak istiyordu. Fakat Türkiye’nin izlediği politika Almanya’nın tüm hayallerini yıkmıştı.

25 Mayıs 1940 tarihine gelindiğinde ise Hitler, artık amacına ulaşmak için istediği zaferi elde etmişti ve artık Fransa, Almanya’nın istilasına uğramıştı. Peki Sovyet Rusya ne mi yapıyordu? Sovyet Rusya tabiki Almanya’nın bu yayılmacı politikasından rahatsız olmuştu ve sıradaki işgalin kendisi olmaması için Almanya ile Saldırmazlık Paktı(1939) imzalayarak için kendini garantiye almaya çalışıyordu. Ama Hitler, İngilizleri Avrupa’dan sürdükten sonra yaptığı ilk icraat, –1942’de Karadeniz ve Hazar Denizi arasında bulunan Kafkasya petrollerini ele geçirmek için– Saldırmazlık Paktını bozarak Rusya’ya saldırmak olmuştur. Bir Alman ordusu Maykop’taki petrol merkezine ulaşmıştır fakat Hitler’in fetih aşkı bununla da yetinmek bilmemiş ve Stalingrad’a saldırmaya karar vermiştir. İlk saldırı başarısız olmuş fakat bu başarısızlık Hitler’i fetih için daha da alevlendirmiştir.

Almanya’nın sonunu getirecek bu karar, bir nevi Hitler’i de tarihten silecektir. Doğu cephesinin kırılma noktası olarak adlandırılan bu Alman yenilgisi; batıda da Amerika’nın savaşa girmesiyle oluşturduğu İngiliz ve Fransa’nın da başını çektiği Normandiya Çıkarması Almanya’nın batıda da savaşı kaybettiği anlamına geliyordu.

1945 yılına gelindiğinde savaş tamamen sonuçlanmıştı ve SSCB ile ABD iki süper güç haline gelmiştir. NATO ve Varşova Paktı kurulmuş ve iki kutuplu güç dengesi oluşmuştur, bu da ilerde olacak Soğuş Savaşa zemin hazırlamıştır. Almanya’da nasyonal sosyalist, İtalya’da da faşist rejim lağvedilmiştir. Doğu Avrupa ülkelerinde SSCB denetimiyle sosyalist rejimler kurulmuş ve Avrupa ve Asya’da ülke sınırları değişmiştir.

Peki Hitler olmasaydı ne mi olurdu? Belki de haritadaki ülke sınırları böyle olmazdı. Hitler’in fetih aşkı hem kendi hem de Almanya’nın sonunu getirdi. Versay zincirlerinden kurtulmak isterken geride daha kötü bir Almanya bıraktı. Kısa kesmek gerekirse, Hitler, emperyalizme bütün dünyayı sömürmek için fırsat yarattı. Düşünsenize, hem de ilk kurşunu o atmış. Daha sağlam fırsat mı olur? Tabiiki, Hitler biraz daha ölçülü olsaydı belki de tüm dünya Almanca konuşacak, hepimiz Alman kültürü temelli batı kültürüyle yetişecektik ve belki de emperyalizm çok daha zalim olacaktı.

Ama tarihin şu gerçeği de var: TARİH KAZANANLARI YAZAR, KAYBEDENLERİ DEĞİL !

YUSUF TANER KILAVUZ

Yazar Hakkında

Yusuf Taner KILAVUZ

Istanbul Medeniyet University, Faculty of Political Science, Department of International Relations. tanerkilavuz@gmail.com