ERDOĞAN SUDAN’A NEDEN GİTTİ?

0

1956 yılında bağımsızlığına kavuşan Sudan‘a Türkiye tarafından cumhurbaşkanlığı düzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyaret geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Peki, bu ziyareti önemli yapan şey nedir? Evvela Sudan’la ilgili bir kaç bilgilendirme ile başlayalım.

Sudan’ı jeopolitik konumu sebebiyle “Afrika’nın Kapısı” olarak adlandırabiliriz (Büyükelçilik ve TİKA ziyaretlerimizde bizzat duyduklarımız da bu minvaldeydi). Haliyle büyük kavgaların yaşandığı yer burası. Hain FETÖ’nün dahi Afrika’daki ilk yapılanması burada başlıyor. Osmanlı zamanında umre seyahati için alternatif yol olarak kullanılan Savakin Adası da burada.

2011 yılında ise Sudan ve Güney Sudan olmak üzere ikiye ayrıldı. Bölünmeden evvel toprak büyüklüğü olarak dünyanın 3. büyük Afrika’nın ise en büyük ülkesiydi. Bu bölünme Amerika’nın etkisiyle oldu, oy sandıkları dahi Amerika’dan getirildi. Öyle ki ülkenin hâlihazırdaki başkanı Ömer el-Beşir bu bölünmeden ve yaşanan ölümlerden sorumlu tutularak Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarıldı. Ekim ayında kaldırılan Amerikan ambargosuna kadar yurt dışına çıkmakta dahi ciddi zorluklar yaşıyordu. Nitekim Ömer el-Beşir 13 Aralık Çarşamba günü İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi’ne de katıldı.

Şu an ekonomik olarak nerdeyse tamamen Çin ve Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinin hegemonyası (etkisi demiyorum) altında. Trump başkan olmadan 3 ay önce Obama’nın “Obama Care” politikası kapsamında Sudan’a uygulanan ambargo kaldırıldı ancak Trump başa gelir gelmez Amerika tarafından tekrar ambargo uygulandı. Geçtiğimiz ekim ayında Suudi Arabistan’ın da aracılığıyla ambargo tekrar kaldırıldı. Şimdilerde Çin ve Amerika Afrika’da yaşayacakları büyük kavgaya hazırlanıyor.

Gelgelelim Sudan’ın Türkiye ile ilişkisine.

Sudan halkının büyük çoğunluğu Müslüman ve çok sıcakkanlı insanlar. Türkleri çok seviyorlar. Başkent Hartum’da diğer Afrika şehirlerine oranla ciddi bir Türk nüfusu var. Polat Alemdar’ın resmini veya bir Hatay Berbercisini köşe başlarında rahatlıkla görebilirsiniz. Erdoğan‘ın ziyaretiyle de hem devletin hem de halkın ilgisini ve sevgisini bir kez daha müşahede etmiş olduk. Erdoğan ülkede tabiri caizse bir kurtarıcı gibi karşılandı birçok noktada karşılama programları hazırlandı. Hartum Üniversitesinde kendisine verilen Fahri doktora öncesinde kendisinden; “İslam hilafetinin şerefini tekrar geri getirecek olan müfekkir, müceddid Erdoğan” diye bahsedildi. Bununla ilgili sosyal medyada da çokça paylaşım yapıldı. Erdoğan’ın Kudüs konusundaki tavrının bölgede 2. Davos etkisi yapması da bu ilginin sebeplerinden.

Ekonomik olarak ise halihazırda Türkiye ile Sudan’ın yıllık ticari hacmi 700 milyon dolar civarında. Bu ziyaret ile birlikte ticaret hacmi kısa vadede 1 milyar dolara uzun vadede ise 10 milyar dolar çıkarılması hedefleniyor.

Sonuç:

Sudan’da hem devlet hem de halk nezdinde Erdoğan’a gösterilen bu sevgi ve coşku sadece Sudan’a mahsus olmayıp Afrika’daki diğer Müslüman devlet ve milletlerin ortak paydası ve duygusudur. Yeraltı kaynakları bakımından dünyanın en zengin kıtası olduğu halde emperyalist devletler tarafından yüzyıllardır sömürülen Afrika kıtası halklarının da ortak paydasıdır bu.

Şöyle bir tahlil yaparsak Avrupa, Amerika ve Ortadoğu halklarının olanca fiziki ve ruhi yorgunluğuna rağmen karşımızda henüz yorulmamış, dinamik, diri, büyük bir heyecana meyyal bir Afrika insanı var. Bu minvalde gelecek yüzyılın bir “Afrika Yüzyılı ” olacağını söylemek zor değil. Ancak bunu bugün görmemiz biraz zor. Çünkü emperyalistlerin ve kuklalarının elini artık Afrika’dan çekmesi gerekiyor. Çekmiyor, çünkü elini çektiği takdirde kendi elinin yanacağını biliyor. Bu konuda Afrika uzmanı eski Çad Büyükelçisi Ahmet Kavas Hocamın bir yazısından güzel bir örnek vermek istiyorum. Afrika’nın kendi limanlarını Avrupa’ya sadece 1 ay kapatması halinde Avrupa’nın aç kalacağını söylüyor. Varın gerisini siz düşünün…

Velhasıl bu bağlamda bakarsak Erdoğan‘ın bu ziyaretiyle Türkiye’nin Afrika’daki rolünü çok daha iyi kavrayacağız. Sömürmek için değil mamur etmek için, inşa etmek için Afrika’ya giden, “Türkiye’nin Afrika’ya bakışı insani ve karşılıklı yarar ilkesi doğrultusundadır. Birlikte gelişmeyi, birlikte üretmeyi, birlikte zenginleşmeyi arzu eden bir anlayışla, Afrika ile ilişkilerimizi geliştirmenin çabası içindeyiz.” diyen bir Türkiye asla ve asla Avrupa, Amerika ve Çin’in istediği bir Türkiye değildir.

Bu süreçte yapılan siyasi ve ekonomik işbirliği anlaşmaları da sadece bir başlangıç.

Ubeydullah GÜNEŞ

Yazar Hakkında

Ubeydullah GÜNEŞ

Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji [email protected]

Yorum Yaz