DOĞU VE BATI TOPLUMLARINDA DİPLOMASİ KÜLTÜRÜ

0

GİRİŞ

Diplomasi kavramı uzun yıllar boyunca uluslararası ilişkilerin bir alt dalı olarak görülmüş ve diplomasi ile dış politika bir birine yakın iki kavram olarak durmuştur.

Bir bilim dalı olarak diplomasi alanındaki çalışmalar ve incelemeler uluslararası ilişkiler bilimine göre daha yenidir. İlk incelemeler daha çok Fransız ve İngiliz diplomatların kendi tecrübelerini inceleme ve hatıra karşımı olarak kaleme almaları şeklinde olmuştur. 20. Yüzyılda Henry Kissinger gibi önemli bir temsilcileri başta olmak üzere Amerikan yazar, araştırmacı ve diplomatlar da bu alana ilgi göstermişlerdir.

Diplomasi kavramının mefhumu da kişilere ve toplumlara göre değişkenlik göstermektedir. Diplomasi kavramı çoğu zaman dış politika ile eş anlamlı olarak kullanılagelmiştir. İngiliz diplomatı olan Sir Victor Wellesley diplomasi ve dış politika kavramları arasındaki farkı iyi bir şekilde özetlemiştir: “Diplomasi politika değil, politikayı uygulayan bir vasıtadır. Bu iki unsur birbirini tamamlar zira biri diğerinin işbirliği olmadan harekete geçemez. Diplomasi dış politikadan bağımsız bir mevcudiyete sahip değildir, fakat her ikisi birlikte tek bir icra politikası oluşturur; politika stratejiyi yapar, diplomasi ise taktikleri.

Türkçede diplomasi kavramı anlaşılması için Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünün diplomasi tanımı iyi bir referanstır. TDK’ya göre diplomasi: “isim Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü; yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı; bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği; bu görevlilerin oluşturduğu topluluk; güç bir görüşme sırasında gösterilen ustalık ve beceriklilik” olarak tanımlanmıştır.

Bu çalışmada Doğu ve Batı toplumları arasında diplomasi kültürünün nasıl ortaya çıktığı ve nasıl uygulandığı konusu incelenecektir. Diplomasinin doğuşu, diplomasinin gelişmesi, bir diplomatın sahip olması gereken özellikler ve diplomasi için önemli kaynak eserler ele alınacaktır.

A. DİPLOMASİNİN DOĞUŞU

Devletlerarasında barışçıl yöntemler ve müzakereler yoluyla iletişim kurulması olarak tanımlandırılan Diplomasinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır.

Tarihte bilinen ilk yazılı diplomasi belgesi, Hitilerin Mısırlılar ile yaptığı Kadeş Anlaşması olarak kabul edilir. Doğu Medeniyeti’nin iki kadim uygarlığı olan Hitit ve Mısır arasında yapılan bu anlaşma ile Kadeş Savaşı sona ermiş ve iki uygarlık arasında kalıcı bir barış ortamı tesis edilmiştir. Diğer taraftan Antik Yunan Medeniyeti içerisinde de diplomasinin ilk örneklerini görmek mümkündür. Uluslararası ilişkiler ve diplomasi tarihinin ilk örnekleri site devletleri arasındaki barış anlaşmaları ve ittifaklar şeklinde görülmektedir.

Helenizm Medeniyeti‘nin kurulmasında diplomasinin büyük bir önemi vardır. Makedonya krallığı, Yunan şehir devletleri arasında müzakere ve ittifaklar ile siyasal bir birlik sağlayarak Helen Medeniyeti’nin kurulmasındaki ilk önemli adımları attı.

Uluslararası ilişkiler ve diplomasi tarihini incelediğimizde 15. yüzyıla kadar diplomasinin tek yanlı ve süreklilik göstermeyen bir şekilde geliştiğini söyleyebiliriz. Bu süreç içerisinde diplomasinin temel görevi, devletlerarasında barışçıl yöntemler ile anlaşmalar ve müzakereler sağlamak ve güvenlik tehditlerine karşı ittifaklar kurmak üzerinde şekillenmiştir.

Batı’da Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesi ve Doğu’da İslam dinin yayılmasının diplomasi tarihi üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bizzat Peygamberler yeryüzünde Allah’ın elçisi sıfatına sahip olmuşlardır. Bu açıdan bakıldığında dinler ve diplomasi arasında önemli bir etkileşim söz konusudur. Yusuf Has Hacip bu konuyla ilgili “Kutadgu Bilig” isimli eserinin 33. bölümünde elçinin herkesten üstün olması gerektiğini vurgulayarak, sebebini de şöyle açıklamıştır:Tanrı kullarının en seçkinleri ve en iyileri onun elçileriydi.

İslam dinin kurumsal bir yapıya büründüğü Medine Şehir Devleti’nin komşu devletlere tebliğ amaçlı elçiler göndermesi ve yine elçilerin kabul edilmesi Doğu toplumlarında diplomasi geleneğinin gelişmesine katkıda bulunan önemli bir husustur.

 

B. DİPLOMASİNİN GELİŞMESİ

Modern diplomasinin doğuşu Batıda Roma diplomasisi ve Doğuda Osmanlı diplomasisi ile temelini atmıştır.

Antik Yunan Medeniyeti’nin varisi durumundaki Roma İmparatorluğu’nun güçlü bir diplomatik yapısı bulunmaktaydı. Roma’da elçilikler ‘legasyon’ adı altında belirtilmekte ve elçiler de ‘Iega’ veya ‘hatip’ unvanları altında anılmaktaydı. Eski Roma döneminde krallar başka devletlere elçi yollayabiliyorlardı ve sadece krallar elçi gönderebiliyordu. Daha sonra cumhuriyetlerin kurulmasıyla, elçi gönderme hakkı senatoya verilmişti.

Diplomasi, Roma döneminde feodalizm, monarşi ve cumhuriyet rejimlerinin gelişmesine paralel olarak Batı ve Doğu toplumlarında aşamalardan geçmiş ve giderek belirli kurallara bağlanmıştır. Ancak diplomasinin kurumsallaşma süreci esas olarak Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede, Antik Yunan Medeniyeti’nin ardından Roma İmparatorluğu ve Doğu’da mirasçısı Bizans, diplomasinin gelişmesine ayrı ayrı katkıda bulunmuşlardır. Orta Çağ’da Katolik Kilisesi’nin bu süreçte büyük rolü olmuştur; fakat diplomasi asıl Rönesans döneminde İtalya’da şehir devletlerinin kendi aralarında sürekli elçilikler kurmasıyla düzenli ve kurumsal bir hale gelmiştir. Diplomasinin 18. ve 19. yüzyıllarda gelişmesinde de Avrupa devletleri arasındaki ilişkiler merkezi rol oynamıştır.

Osmanlı Devleti diplomasisine baktığımızda ise, Osmanlı’da diplomasinin zorunluluk olduğunu söyleyebiliriz. Bir uç beyliği olan Osmanoğulları beyliğinin sürekli yabancı unsurlar ile irtibat halinde olması ve bir devlet olarak dış ilişkilerinde gelişmesi bir Osmanlı için bir mecburiyet olmuştur. Osmanlı devletinde ilk diplomasi örnekleri ‘askeri ittifak’lar şeklinde olmuştur.

15. yüzyılda İstanbul’un fethi ile imparatorluk haline gelen Osmanlı Devleti’nde diplomatik kurumların artması ve gelişmesi de paralellik göstermektedir. 15. yüzyıla kadar Osmanlı’da dış ilişkilerde “nişancı” görevliyken, bu tarihten itibaren “reisülküttap” dış ilişkiler ve diplomasiyi yürütmeye başlamıştır.

Reisülküttap’ın diplomasinin yürütülmesiyle ilgili bazı önemli görevleri şunlardır:

  • Diğer ülkelere gönderilecek namelerin hazırlanması,
  • Alınan namelerin tercüme ettirilmesi,
  • Osmanlı ülkesine gelen yabancı elçilerle ilgili izin belgelerinin hazırlanması,
  • Elçilerin yol ve konaklamalarıyla ilgili düzenlemeler yapılması,
  • Ahidnamelerin saklanması,
  • Gerekli durumlarda ahitnamelerle ilgili bilgi verilmesi.

Osmanlı Devleti’nde modern diplomasinin gelişmesi tek yanlı ve süreklilik göstermeyen diplomasinin bırakılmasıyla başlamıştır. Avrupa’da ilk örneklerini İtalya’da şehir devletlerinin kendi aralarında mukim elçilikler kurarak başlattıkları sürekli diplomasi yöntemi Osmanlı’da da bir gereksinim haline geldi. Osmanlı’da artık sürekli diplomasi yönteminin gereksinimini ilk hisseden ve uygulamasını başlatan padişah Sultan III. Selim (1789-1807) olmuştur. III. Selim yabancı devletler hakkında ve bu devletlerde yer alan olaylar ve gelişmelere ilişkin daha doğrudan ve güvenilir bilgi sahibi olmak ve aynı zamanda Osmanlı Devleti’ni Batılı devletler topluluğunun dışında bırakmamak gerekçeleriyle Avrupa başkentlerinde sürekli elçilikler kurma kararını almıştı.

İlk Osmanlı elçiliği 1793 yılında İngiltere devleti nezdinde kurulmuştu. Londra’ya atanan ilk sürekli Osmanlı elçisi ise Yusuf Agah Efendi’dir. Ardından 2 yıl sonra da Afif Efendi Viyana’ya, Giritli Ali Efendi de Berlin’e gönderildiler. İlk Paris Büyükelçisi Moralı Esseyit Ali Efendi ise 1796 yılında görev yerine gönderilmiştir. Böylece İngiltere, Avusturya, Prusya ve Fransa’da ilk daimi elçilikler kurulmuştu.

 

C. İYİ BİR DİPLOMATIN SAHİP OLMASI GEREKEN ÖZELLİKLER

Yukarıda açıkladığımız diplomasiyi uygulayan ve devletler tarafından görevlendirilen kişilere diplomat denir. Diplomatlar başka bir ülkeye kendi ülkesini politik, askeri, sanat, iş ve ticaret gibi alanlarda temsil etmek ve diplomasiyi uygulamak için o ülkede görevlendirilir. Devletler bir ülkeye diplomat gönderirken diplomatların sahip olması gereken bazı özellikleri göz önünde bulundururlar.

İyi bir diplomatın sahip olması gereken özellikler toplumlara göre farklılık göstermektedir. Özellikle Doğu ve Batı toplumları arasında önemli farklılıklar/benzerlikler bulunmaktadır.

Geçmişten günümüze, diplomatlar için geçerli olan temel özellik diplomatın ülkesi adına taşıdığı mesajları, görev yaptığı veya gönderildiği ülkenin yöneticilerine net ve etkileyici bir şekilde sunabilme yeteneğine sahip olmasıdır. Antik Yunan Medeniyetinde site devletleri kendilerine elçi olarak, toplumun çıkarabileceği en iyi hatipleri, en beğenilen münazaracı avukatlarını seçerlerdi. Bu elçilerin görevi, kendi sitelerini yabancı sitelerin ya da ittifakların toplantılarında en iyi şekilde savunmaktı.

Doğu toplumlarında, özellikle Müslüman Türk devletlerinde, elçilik görevini ünlü vezir Nizâmülmülk, Siyâsetnâme’sinde veciz bir şekilde ifade etmiştir. Ona göre elçiler hükümdarlara hizmet âdabını bilen, az konuşan fakat sözlerini cesaretle söyleyen, çok seyahat etmiş, Kur’an’ı ezbere bilen, akıllı, ileri görüşlü ve fizikî güzelliğe sahip, tercihen olgunluk çağına gelmiş âlim kişiler arasından seçilmelidir. Nizâmülmülk hükümdar nediminin bir süvari veya Hz. Peygamber’in soyundan gelen bir şerifin elçi olarak gönderilebileceğini söyleyerek bu görevin bir zümreye tahsis edilmemesi gerektiğini anlatmış, ayrıca Selçuklu ülkesine gelen elçilerin karşılanma ve misafir edilmeleri konularında da bilgiler vermiştir. Onun elçiler için açıkladığı bu özellikler Alparslan ve Melikşah zamanlarında titizlikle uygulanmıştır.

Nizâmülmülk’e göre elçilerin sahip olması gereken asıl özellik, diğer devletlerin tarihi, coğrafi, askeri, siyasi, dini durumları, halklarının refah seviyesi ve devletlerine olan bağlılıklarının derecesi hakkında bilgiler toplamaktır. Bu açıdan günümüz tabiriyle elçinin sahip olması gereken önemli bir özellik de kendi ülkesi lehine “casusluk” yapmaktır.

Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde ifade ettiği özellikler, – Kuran’ı ezbere bilmesi ve Peygamber’in soyundan gelmesi özellikleri- bir elçinin hikmet sahibi, adil ve dürüst olmasına işaret etmektedir.  Nizamülmülk’ün bu görüşüne karşılık, Batılı düşünürlerin çoğunda kabul gören genel özellik elçilerin pragmatist ve faydacı olmasıdır.

Batılı diplomatlarda öne çıkan özellik güç ve yetki edinmek ve bunu korumak için diplomasiyi bir araç olarak kullanmaktır. Gerekirse diplomasi bir aldatma aracı olarak da kullanılabilir. Diplomasiyi bir devletin karşı tarafı aldatmak için her yolu meşru sayan Niccolo Machiavelli’nin temel düşüncesine göre, devlet için savaş sanatındaki ustalık, diplomaside ustalık dahil, her şeyin önünde gelir, diplomasi en fazla devletin özellikle karşı tarafı aldatmak için kullanıla önemli bir araçtır. Machiavelli siyasi güç sağlama ve bunu muhafaza etme yöntemlerini “Hükümdar” adlı eserinde ortaya koymaya çalışmaktadır. Kitabın teması, otoritenin elde edilmesi için her yola başvurulabileceği üzerinedir. “Hükümdarın en kötü ve zalimce davranışlarına dahil tebaasının kötülüğü ve hainliği gerekçe gösterilebilir” diyen Machiavelli’ye göre diplomatların önemli görevlerinden biri de hükümdarları(prensleri) güçlendirmek ve özellikle onların şöhretlerini arttırmaktır.

Yabancı dil bilgisi iyi bir diplomat için aranan başka bir özelliktir. Örneğin Osmanlı diplomatlarında aranan birinci özellik iyi bir yabancı dil bilgisine sahip olmalarıydı. Bu nedenle, diplomatik temsilcilik konusunda Osmanlı İmparatorluğu azınlıklardan ve onların yabancı dil bilgilerinden oldukça faydalanmıştır.

Yabancı dil bilgisi konusunda en iyi örnek diplomatlardan biri Ernest Satow’dur. 1843’te doğan Satow, ülkesinin diplomatik hizmetinde her türlü standarda göre olağan üstü bir kariyer yapmıştır. Satow kariyerinin çeşitli aşamalarında Latince, Yunanca, Almanca, Flamanca, Fransızca, Japonca, Mandarin Çincesi, İspanyolca, Korece, İtalyanca, Portekizce, Mançu Çincesi, Siamca ve Rusça öğrenmişti. Ayrıca müzik ve sanat konularında derin bilgiye sahip olan Satow diplomatik zeka için beş niteliğin gerektiğinden bahsetmektedir: “ihtiyat, öngörü, zekâ, sorunların esasını görebilmek ve akıl”.

Yusuf Has Hacip‘e göre her diplomatta bulunması gereken iki özellik var. Eğer bu özellikler iyi ise o kişinin diplomatlığı ve siyaseti de iyi oluyor. Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserinde diplomatların önemli bir özelliği de şiir bilmeleridir. Ona göre, iyi bir diplomat, hesap bilecek, şiir bilecek. İyi şiir bilen, şair elçiler kendilerini daha güçlü şekilde ifade edebilirler. Yine şair diplomatlar sorunlara çözüm bulma konusunda daha mahirdirler.

Yusuf Has Hacip’e göre bir elçi: “İyi tavla ve satranç oynamalı ve rakiplerini iyice sıkıştırmalıdır. Çok kitap okumalı, söz söylemesini bilmeli; şiirden anlamalı ve kendisi de şiir yazmalıdır. Cirit oyununda mahir olmalı ve ok atmasını iyi bilmeli; kuşçuluk ve avcılıkta da başkalarına üstün gelmelidir. Elçi kötü, kof ve boş olursa, onun gittiği yerde, şüphesiz, beylerin itibarı kaybolur. İçki içme, içki içen insanın saadeti elden gider, içki içenin adı deli ve budalaya çıkar.”

Tek taraflı, eski diplomasi yönteminde diplomatların sahip olması gereken özellikler diplomatlar için hayati bir önem taşımaktaydı. Zira elçi bir ülkeye belli bir görev için gönderilir ve o görevi başarıyla gerçekleştirmesi beklenirdi. Elçinin başarılı olması da yukarıda belirttiğimiz birçok özelliğe sahip olmasıyla ilgiliydi. Ancak günümüzde sürekli elçiliklerin yaygınlaşması ile yabancı bir ülkede elçilik görevi sadece bir kişiye değil bir kuruma verilmiş bulunmaktadır. Bu durumda iyi bir diplomatın sahip olması gereken özellik bürokrasiyi iyi bilmeli ve devletinin dış politikasını görevlendirildiği ülkede iyi temsil etmelidir.

 

D. DİPLOMASİ İÇİN ÖNEMLİ KAYNAK ESERLER

Siyaset, devlet işlerini yürütme ve düzenleme sanatı olarak bilinmektedir. Bu sanatın oluşmasında da nice taktikler ve oyunlar vardır. Bazen ikna sanatı bazen de keskin bir kılıç olabilen siyaset bir taraftan savaşlara ve insan kanının dökmesine sebep olurken bir taraftan da birlikler kurmaya, devletleri ve insanları ferahlatmaya sebep olmaktadır.

Nizamülmülk’ün ‘Siyasetname’si de işte bu sanatı devlet adamları ve diplomatlara kazandırmak, onlara devleti yönetme becerisini kazandırmak amacıyla yazılmıştır. Bir Selçuklu Devleti veziri olan Nizamülmülk bu eserinde kendi tecrübe ve bilgilerini anlatmıştır. Eser vezirin fikirleri, nasihatleri, tarihsel örnekleri ve hikâyeler içermektedir. Siyasetname’de, genel olarak devlet adamlarının sahip olması gereken nitelikler, saltanatın koşulları ve kuralları anlatılır. Eserde, ideal bir devlet örgütünün nasıl olması gerektiği detaylandırılmış, kötü yönetimlerin zararlı sonuçları açıklanmış ve bu konularda yöneticilere uyarı ve nasihatler yapılmıştır. Eserde yine günümüz tabiriyle ‘diplomat’ görevi gören elçilerin seçilmesi, elçinin sahip olması gereken özellikler, elçilerin durumu davranışları ve işlerinin düzenlenmesi için gereken konular detaylı bir şekilde yazılmıştır. Selçuklu Sultanları Alparslan ve Melikşah döneminde 29 yıl vezirlik yapmış olan Nizamülmülk, bu eserini Sultan Melikşah’ın isteği üzerine Farsça olarak yazmıştır ve yazdığı tecrübe ve nasihatleri Alparslan ve Melikşah dönemlerinde titizlikle uygulanmıştır. Bu eserin en önemli özelliği ise, eserin bin yıla yaklaşan ömrüne rağmen kendisinden sonra farklı coğrafyalarda etkiler bırakması ve günümüzde hala güncelliğini korumasıdır. Özellikle Batı toplumlarında modern diplomasinin doğuşunda bu eserin önemli izlerine rastlanabilmektedir.

Diğer bir önemli eser de Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig” isimli eseridir. Kutlu bilgi anlamına gelen “Kutadgu Bilig” İslami öğretilerle yazılmış bir siyasetname örneğidir. Yusuf Has Hacib yaşadığı dönemde birçok sosyal ve siyasi problemi teşhis etmiş ve kitabında bunların çözümü adına reçeteler sunmuştur. Yine devlet yönetimi, hâkimiyet, hükümdar, töre, meşruiyet, hanedanlık gibi konular siyaset ve diplomasi özellikleri içinde öne çıkan hususlardır. Eserde, bahsi geçen konuların kaleme alınmasında hikmet, adalet ve dürüstlük gibi kavramlar önemli bir yere sahiptir. Eserde devlet adamları ve devleti temsil eden elçilerin sahip olması gereken özellikler de detaylandırılmış ve kişilerin bunlara uyması istenmiştir. Yusuf Has Hacip yazdığı bu eseri dönemin Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Han’a sunmuş ve onun huzurunda kitap okunmuştur. Taygaç Buğra Han, buna mukabil, o dönemin en yüksek devlet kademelerinden biri olan “Has Hacib”lik görevini eserin yazarına ödül olarak vermiştir.

Diplomasi için diğer önemli bir eser de İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli’nin “Hükümdar” isimli eseridir. Bu eseri önemli kılan özellik, Machiavelli’nin daha çok kendi tecrübelerini edebi bir dille yazmış olmasıdır. Eserin büyük bir bölümünde, hükümdarlık çeşitleri, hükümdarlık ve şehir devletlerinin nasıl yönetileceği, asker ve beceriyle yeni hükümranlıkların nasıl kurulabileceği, gayrimeşru yollarla hükümdarlığa ulaşma, hükümdarlıkların güçleri nasıl olmalıdır, hükümdarın ordusu, hükümdar – toplum ilişkisi gibi konular ele alınmaktadır. Eserin diğer bölümünde ise, hükümdar ve devlet görevlilerinin özellikleri anlatılmaktadır. Kitapta özellikle Hükümdarların Bakanlarını seçmesi ile ilgili önemli bilgiler yer almaktadır. İlk sürekli temsilciliklerin 18. yüzyılda İtalya şehir devletlerinde başlaması ile Machiavelli’nin 16. yüzyılda yazmış olduğu bu eser arasında bir ilişki söz konusudur.

 

SONUÇ

Diplomasi kültürünün geçmişi hem Doğu hem de Batı toplumlarında çok eskilere dayanmaktadır. İlk insan topluluklarının oluşması ve bu topluluklar arasında “temsil” sorunun ortaya çıkmasıyla diplomasi de ortaya çıkmıştır.

Dünya tarihi içerisinde ilk şehir devletleri, büyük imparatorluklar ve ulus-devletlerin oluşmasıyla diplomasi kültürü de tarih içerisinde gelişmiştir. Devletlerarasında barış anlaşmaları ve müzakereler yapmanın yanı sıra, ittifaklar ve savaşların yaşanmasında da diplomasi tarih boyunca kendisini göstermiştir. Tarihe baktığımızda güçlü bir diplomasiye sahip devletler uluslararasında ilişkilerinde de güçlü bir yapıya sahip olmuşlardır.

Nasrettin GÜNEŞ

KAYNAKÇA

  1. DİPLOMASİ TARİHİ, TEORİSİ, KURUMLARI VE UYGULAMASI – TEMEL İSKİT
  2. SİYASETNAME – NİZAMÜLMÜLK
  3. KUTADGU BİLİG – YUSUF HAS HACİP
  4. HÜKÜMDAR – NICCOLO MACHIAVELLI

Yazar Hakkında

Nasrettin GÜNEŞ

"... çünkü insana en çok okumak yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!" nasrettingunes[at]gmail.com

Yorum Yaz