DAĞ-2

0

Bugün günlerden DAĞ-2 idi. Elimden gelirse bu filmi satırlara sığdırmaya çalışacağım. İlk filmi izleyenler genelde ikiye ayrılırdı: İzleyip ağlayanlar ile ağlamayanlar. Bu film de bu anlamda bize sürpriz yapmadı. Erkek adam her yerde ağlamazdı ve bizim ağlamaya ihtiyacımız vardı. Bu filmde bizim imdadımıza yetişti. Vatan nedir, neresidir? sorusunu zihinlerimizde tazeledi. Her milleti ve devleti var eden tarihtir. Bizler ise kendi tarihimizi karalamaktan, kendimizi yenik görmekten ya da birbirimizi eleştirmekten başka bir şey yapmıyoruz. Oysaki bizi yenilmez kılan şey birbirimize olan bağlılığımızdır. Filmde bunu en iyi gösteren cümle şu oldu: “Eskiden Irak Türkleri derdik. Şimdi ise Türkmen diyoruz.” Orta Asya’dan gelerek bugüne değin varlığını sürdüren bir milleti yenebilmek için, tarihlerini ve benliklerini ellerinden almak gerekir.

Bu zamana kadar bize hep bunu yaptılar. Gençlerimize tarih diye geçmiş diye hep yenilgileri aşıladılar. Çünkü düşmanlarımız şunu çok iyi biliyorlar ki; Geçmişine bağlanan bir nesil, geleceğe her daim umutla bakar. Ama geçmişi karanlıkmış gibi anlatılan ve böyle yetiştirilen bir nesil, ancak düşmanlarının istedikleri ölçüde vardır. Bu filmde vurgulanan ana unsur “TÜRK” olmaktı. Bizler haberdar olmasak da bu kavramı koruyan nice yiğitlerin olduğu anlatılmaya çalışılıyordu. Askerlerimizi yani bizim yiğitlerimizi, 15 Temmuz’dan sonra en güzel özetleyen bir cümle kulağıma çalındı: “Her asker şerefli değildir.” Çünkü her asker milleti ve namusu için savaşmıyormuş bunu yaşadık ve gördük biz. Ama her zaman olduğu gibi bu ülkenin milleti ve askerleri olarak muzaffer ayrıldık. Belki düşmanlarımızın gözünde verdiğimiz canlar birer kayıp gibidir. Onlar bunlara sevinmiştir. Ama “Şehitler Ölmez” sözü bizde saklıdır. Her gidiş binlerce yiğidin doğuşunu müjdeler bizde.

Filmi izleyenler ya da izleyecek olanlar, bir Türk askerinin şehit oluşu ile diğer düşman askerinin ölmesini dikkatlice izlesin. Bir tarafta tebessümü diğer tarafta korkuyu göreceklerdir. Bir yüreği ölüme doğru koşturan anlayışa; “Vatan Sevgisi” deriz. O yüzden genci, yaşlısı, çoluğu çocuğu, kadını erkeği hep beraber savunmaya geçeriz. Beden yaşlanabilir ama yürek daima gençtir ve yiğit her zaman savaşta belli olur. Dikkat edersek yiğit kelimesinin cinsiyeti yoktur bizde. Yalnızca erkeği değil herkesi kapsar bu yiğitlik.

Bazı şeylerin düşüncesi bile ağlatır insanı. Mesela ben “Al Bayrağı” kurşunlanmış görünce ağladım. Bir bez parçasından ibaret değildir çünkü. Onurundur, tarihindir, namusundur, şerefindir ve senindir. Bana sinema salonunda tebessüm ettiren bir arkadaş vardı. Kendisini tanımıyorum. Ben kardeşimle filmi izlerken, zaten yeterince dolmuşuz, kafalar yerde daha fazla ağlamayalım diye birbirimize bakmıyorken, solumdaki arkadaşın iç çekişi adeta her şeyi bitirdi. Kendi kendime: “ulan zaten zor duruyorduk, eyvallah valla!” diye içimden konuşmaya başladım. Orada bizi ağlatan şey yalnızca günümüz, geçmişimiz değildi. Geçmişin şanını bugüne taşıyamamaktı.

Filmin keskin nişancı rolündeki Astsubay Kıdemli Üstçavuş Arif Sayar söylediği şiirle, filmdeki bana göre en canlı karakterdi. Bizi ve tarihimizi özetleyen şu sözleri en can alıcı yerde söyledi: “Kahramanlar can verir, Yurdu yaşatmak için…”

Filmle ilgili kısa ve öz tavsiyem; gidin ve izleyin. Geride bizleri koruyan kimler var, kimler bizim için can veriyor ve en önemlisi “Biz kimiz?” sorusunun cevabını bulabilirsiniz. Tabi ön yargılarımızı bir kenara bırakırsak. Ben filmin devamı gelecek diye umuyorum.

Hadi bakalım, merakla bekliyoruz…

Yazar Hakkında

Mustafa ÇAĞLAR

Kabil yüreğini Habilleştirme gayretinde biri. İletişim: [email protected]

Yorum Yaz