ÇİN EKONOMİSİ

0

ÇİN EKONOMİSİ*

Yusuf Taner KILAVUZ

Önemli ve ilginç gelişmelerin birçoğu Çin’de bulunmaktadır. Ama biz çok az şey duymaktayız veya Çin’e olan düşmanlık yüzünden bunu tahrip etmekteyiz. Çin’in ekonomik yönden en önemli olayı herkesi iş başına çağırmak ve herkesin çalışabileceği koşullar yapmaktı. Bu dönemde modern sermaye mallarına büyük önem verilirdi. Sadece istihdam seviyesi değil, verimlilik seviyesini yükseltmek de önemliydi.

Siyasayı hizmete koyma; bizim ülkemizde kötü bir anlama gelse de Çin’de ekonomiyi düzeltmek ve ortak çalışmak anlamına geliyordu. Sadece uzman işçiler değil, niteliksiz işçilere de nitelik kazandırarak çalışmaya teşvik ediliyordu. Tarım temel, endüstri iki öncü etkendi. 1968’de endüstride olan artış, tarımda makineleşmeyi de geliştirmiştir. Kültür devriminden bu yana niteliksiz işçilerle yakınlık kurulması verimliliği de yükseltmiştir. Böylece Çin teknolojisi dünyada bir-iki üretim dalında en ileri seviyeye ulaşmıştır. Yaşlıların evde kooperatif başlığı altında bir şeyler yapması, sağır ve dilsizlerin ise yeteneklerine uygun işlerde çalışması gayri safi milli hasılaya katkı sağlamıştır.

Çin ekonomisinin gelişmesinin iki nedeni; ilki, insanoğlunun bir çeyreğinin Çin’de yaşaması ve ikinci ise Çinlilerin iyi bir hayat elde etme yolunda karşılaştığı problemler Afrika, Asya ve Latin Amerika’dakilerine çok benzemektedir. Çin ekonomisini ele alırken endüstri, tarım ve bir bütün olarak ekonominin de beraber ele alınması gerekir. 1949’dan sonra refah seviyesinin yükseldiği açıkça görülüyordu. Ama 1949’dan beri bütün malların çıktılarında aynı oranda artışlar olması, yeni mamuller çıkartılmamış olması ve malların nispi fiyatları aynı kalmış olsa böyle problemler ortaya çıkmamış olacaktı. Endüstrinin ve tarımın gelişmesiyle yeni istihdam alanları kurulmuş ve yeni ürünler ortaya çıkınca bunlarla benzerlikte olan diğer mallara kıyasla daha yüksek fiyatlara satılmaya başlanmıştır. Bunlarda ekonomide ister istemez sorunlar ortaya çıkarmaya başlamıştır.

Çin’de çok eski zamanlardan beri 20. yüzyılda yıkılana kadar toplumda bir biçim olarak feodal yapı geçerliydi. Çin feodalizmi birçok yönden Avrupa’dakilerinden ayrılmaktaydı. Nüfus 17. yüzyıldan sonra durmadan artmıştır. Kuzeyden gelen göçebe işgalciler ele geçirilmiş ya da püskürtülmüştür. Ancak Çin’in asıl başarısı köylerde uyguladığı kuvvet dengesiydi. Köylülerden faiz ve vergileri az sayıda alıp onlara destek veriyorlardı. Kıtlığın olduğu dönemlerde faizi düşürüp; erzaklardaki hububatlardan köylülere vermek zorundaydılar. Yoksa böyle bir düzenleme olmazsa köylünün ayaklanma çıkaracağı belliydi ve Çin’de böyle bir sürü ayaklanma görülmüştür. 19. ve 20. yüzyılda emperyalist ve kapitalist endüstrinin etkisiyle yeni bir ekonomik düzen gelmiş oldu. Çin devrimi en büyük köylü hareketi olmakla beraber, öncekilerden farkı bir devrim olarak adlandırılabilir.

Modern dönemde her ülkede olduğu gibi Çin’de de ekonomi de en büyük kaynak tarımdı. Ülke dağlık ve çöl arazisine sahip olmasına karşılık %10’luk bir tarım arazisine hâkimdi ve Çin Miras Hukuk’una göre toprak babanın oğulları arasında paylaştırılıyordu ve böylece geniş tarım arazilerinin olması engelleniyordu. Çin komünistleri köylüleri üç gruba ayırmıştır. Bunlar yoksul, orta halli ve varlıklı köylülerdir. Bu ülkenin tarımcılarının çoğunun fakir olması ekilecek malı yüksek fiyata satın alıp, ekildikten sonra ürüne dönüştürülen malı alçak fiyata satmasıydı. Bu da sermaye yoksunluğundan kaynaklanmaktaydı. Çin işte modern dönemde böyle yoksul bir ülkeydi ve kaldı ki on yıllarca süren savaşlar ekonomisini de çökertmişti.

Çinli Komünist liderler başa geldikten sonra 1949’da ilk işleri ekonomiyi kalkındırarak Çin’i modern bir devlet haline getirmekti. Bunun da tek çıkar yolu endüstrileşmekti. Endüstrileşme içinde tarımda dış kaymayı gerektiriyordu. Nüfusun artan bir bölümünü tarım dışı işlerde çalıştırıyorlardı. Çin’in ithal etme imkânını kazanması için ilk başta ihracatını arttırması gerekiyordu. Tarımın genişletilmesiyle buna imkân sağlanabilirdi. Endüstrileşme yalnızca yeni fabrikalar kurmak değildir, tarımda endüstrileştirilmektedir. Endüstri ile tarım doğru orantılıdır. Çin’in ekonomisini aksatan iki neden vardır: ilki, doğal kaynaklar yönünden fakir olması, ikincisi ise nüfusundaki fazlalıktır. İlk sorun kolayca aşılabilirdi. Buna örnek olarak İngiltere verilebilirdi. Artan geniş nüfus asıl sorunun başlıca kaynağıdır ki bu da kıtlığı beraberinde getirmiştir. 19. yüzyılla birlikte nüfus artışında bir patlama olmuştur. Bu artış doğum oranlarındaki artıştan değil, ölüm oranının düşüklüğündendi. Tarım arazilerinin durumu iyi olmazsa bu nüfusla ilerde zorluk yaşayabilirlerdi.

 

ÇİN EKONOMİSİNİN SİYASASI

  1. Tarım: Bu dönemdeki en önemli olay toprak sosyalizasyonudur. Bunun ilk adımı olarak da feodalizmin yıkılması gösterilir. Devletin özel ve bölgedeki ağaların topraklarına el koyması, toprak kirası ve vergileri asgariye indirgemesi devletin yaptırımlarıydı. Toprak reformu, başta karşı konulamaz bir siyasal talebe cevaben yapılmıştır. Fakir köylüleri iyileştirme amaçlı yapılmış ama orta hallileri de devletten soğutmaya başlamıştır. Bu soğuma ise üretimde aksamaya sebebiyet verebilirdi. Toprak reformu sırasında ilk adım yardım takımlarının oluşturulması, sonraki adım ise alt-kooperatif denilen kuruluşlardı. Alt kooperatiflerin birleşiminden ise üst kooperatifler meydana gelirdi. (100 ila 300 aile) kooperatif faaliyeti Mao’dan sonra hız kazanmaya başlamıştır. Bu dönemde nüfusun büyük çoğunluğunu orta halli köylüler oluşturuyordu. Yoksul köylü ise hala yoksuldu. Çoğu köylü toprağını Kızıl Ordu ve Komünist Parti zamanında almıştır. Bu yüzden bu dönemlerde köylüler, partinin sözünü dinlerlerdi. Kooperatiflerin birçok konuda yararı olduğu gibi potansiyel sakıncaları da vardı. 1958’den sonra kooperatifler bütünleşme yoluyla ‘komün’lere dönüştüler. Bunlar basit üretim birimleri değil, aynı zamanda yönetim birimleridirler. Yalnız tarımdan değil, eğitim, sağlık ve savunmadan da sorumludurlar.

  2. Endüstri: Özel endüstrinin gelişmesi için milli kapitalistlerle bürokrat kapitalistlerin anlaşma yapması gerekiyordu. Milli kapitalistlerin mallarına el konulmayacak bunlar zamanla sosyalist sektöre çekilecekti. Yeni rejimin ilk yıllarında sektörün %35’i sosyalist sektördü. Özel sektörün sosyalist sektöre dönüşümü üst ve alt kooperatiflerin gelişmesine paralel olarak gerçekleşmiştir. Hükümet aynı zamanda özel sektörle karma teşebbüsler kurmaktaydı. Bunların denetimi ise devletin elindeydi. Özel endüstrinin sosyalizasyonu pürüzsüz ve büyük güçlüklerle karşılaşmaksızın başarılı görülüyordu. Bunlar her ne kadar ateşli bir sosyalist olmasalar da, yeterli düzeye gelecek seviyeye ulaşmışlardır.

Sonuç olarak, söz konusu başarı kısmen bir adil gelir dağılımı ve kısmen de tüketim mallarının arzının arttırılmasıyla elde edilmiştir. Eşitsizliği asgari düzeye indirgemeye çalıştılar. Bu çaba gerçekçi bulunmamıştır. Çünkü bazılarına göre eşitsizlik sayesinde ülke daha hızlı kalkınabilirdi. Ama toptan fedakârlıkla bu eşitsizlik katlanılabilir hale gelebilirdi. İnsanlar yiyecek, içecek ve barınak gibi hayatın temel ihtiyaçlarını yalnızca şehirlerde değil, komünler aracılığıyla kırsal kesimlerde de sağlamıştır. Yine de Çin ekonomisinin diğer ülkeler gibi gelişmesi için çok zaman gereklidir. Mesela endüstriyel üretim hacmi yönünden farazi İngiltere’den geridir. Ama her şeye rağmen, refaha giden yolda uzun yürüyüşün ilk adımları atılmıştır.

Nicholas BRUNNER, “ÇİN EKONOMİSİ”, makalesinin özetidir.

 

Yazar Hakkında

Yusuf Taner KILAVUZ

Istanbul Medeniyet University, Faculty of Political Science, Department of International Relations. [email protected]

Yorum Yaz