BÜYÜK İRAN TARİHİ 6

0

(s. 90) Birinci Sultan Mahmud’un cülûsunda fitnenin ele başıları olan ve biri kahveci ve biri ser-i novbet bulunan Musulu ile Patrona umur-ı devlete müessir olup Kırım Hanlığı ile memleketeyn ve voyvodalığı kendi adamlarına tevcîh ettirmişler ve kendilerini de kul kethüdâlığı ve Rumeli valiliği gibi menâsıb-ı aliyye ye el atmışlardı. Bu nâbkârlar İran harbinin müzâkeresi bahabesiyle Revan köşkünde imâa edilmiş bunların intikâmı kasdıyla parlayan ateş-i fitne de kâmilen söndürülmüştü. Nadir Şah Efşarın İran’daki vekâyi-i tarihiyyesi metin tarihinde yazılmış olup burada ancak Osmanlı tarihinin hem-zaman olan vekâyi hülâsaten zikir edilmiş olacaktır.

Nadir Şah Kandhar’ın zaptını müteâkip Afganları tamamıyla kahr ve tenkîl içün daha ileri de atılmıştı. Pek gölgede kalmış olan Şah Tahmasb bir ordu başında taarruza başlamış ise mağlûp olduğundan Revan ve Şirvan’ı yeniden Osmanlı’ya terk ederek sulh yapmıştı. Fakat Nadir Şah bu muâhedeyi kabul etmemiş vatanda düşman bulunurken akd-i sulhu tan ve teşnî’ ederek bunu kendi lehinde ve Tahmasb aleyhinde efkâr-ı umumiye tahsiline vasıta kılındı ve İran efkârının kendi lehinde tecellisini his eder etmezde metn-i tarihde de görüldüğü vechle ordusunda tertîp eylediği ve memleket-i rüesâ ve ekâbirininde bulunduğu bir işret meclisinde bed-mest Şah’ın hazirûna verdiği nefretden bi’l-istifade onu hal’ ile yerine Sûd Emin çocuğu Abbas Mirza’yı geçirmiş ve kendisi de Naibü’s-saltana unvanıyla müstakilen icrâ-yı harekâta başlamıştı.

Ve derhal büyük bir ordu cem’ ve tahşîd ederek Irak’a taarruz ve Bağdatı muhâsara eyledi. Bizim tarafda sâbık sadrazamlardan Topal Osman Paşa kumandasında büyük bir ordu cem’ ve tahrîk edilerek Samira civarında verilen müdhiş bir muhârebe de bu büyük adamın sevk ve idaresi ile İranîler kırk bin telefâtla mağlûp ve Nadir mecrûhen firâr eylemiş ise de gerek muhâsirîn ordusunun sarf ve telef etmesi ve gerekse çıkılırken yakup yıkmaları yüzünden Osman Paşanın büyük ordusunu Bağdat havâlisinde barındırmak mümkün olamayarak askerin kısm-ı küllîsi dağılmış idi.

Bağdat’ı ve orduyu en mâhir casuslarla akip ettiren ve mağlâbiyetden düçâr-ı fütûr olmayarak ve onlu inhidâmı ordudaki Araplar’ın hıyanetine atıfla ordusunun maneviyâtını yükselten Nadir yetmiş bin kişilik ordu başında ve seri bir hareketle Osman Paşa kuvvetlerini toplamadan

 

(s. 91) Gelmiş bastırmış ve vukuu bulan muhârebe de galebe bazen bir tarafa bazen diğerine yüz göstermekte idi. Ve en son u mütecellid kahraman İstanbul’un ve sarayın duygusuzluğu yüzünden Acemlere nisbetle pek az mevcudlu ve hırpalanmış küçük ordusunu tekrar tekrar toplayarak saldırmış ve bizzat hücüm ile zaferi Acemlerden koparmağa ramak kalmışken alnından vurularak şehid düşmüş ve maiyyeti dövüşerek mütebâkisi kaçarak meydan-ı muhârebe Acemlere kalmış oldu ve ilk zaferinde nedense Osman Paşa’nın ne dense yapmadığı takibi Acemler pek şiddetle tatbîk ederek bütün yolları ecsâd ve ganâim ile doldurmuşlardı. Revan’da Abdullah Paşa’nın ve burada Topal Osman Paşa ordularının mağlûbiyetleri ve serdârların şehit düşmesi Osmanlıların İran’da zapt eylemiş olduğu bütün eyalât ve şehirlerin iadesini temin etmiş ve memleketi baştan başa tanındar eden şan ve şehâmet ise Tahmasb Kali Han’ın istihdâf eylediği an Mesud ve Muhayyilin geldiği kanaatini vermiş ve hatta bu sıralarda Horasan’da Şah Tahmasb ve sarayda küçük Abbas Mirzade olmuş bulunduğundan Nadir pek sevdiği İrana bir Şah intihâp ettirmek emeliyle topladığı ekâbirin Mogan ovasındaki fevkalade içtimâında nâil-i saltanat olmuştu.

Nadir; bütün millete karşı bunca emek ve fedâkarlık mukâbili istihsâl eylediği tac ve tahtını tehlikeye koyarak Şii mezhebini terk ile Caferi mezhebini iltizâm ve kabul ettirmiş ve bu suretle Sünni olan akvâm-ı İslamiye üzerinde bir nüfuz-ı manevi iktisâp ederek fütuhâtını Asya ortalarına Hint’e götürmek istemişti. Bu fütuhâtında serbest kalmak içün Safevi şahları zamanındaki hudud üzerinde tâlib-i sulh olmuş fakat mezheb-i caferinin tasdîkiyle Mekke’de bir rükn tahsisine ve Emirü’l-hac tayini gibi tekliflerde bulunmuş ise şer’i ve mesleki mahzûr-ı azîmi dolayısıyla kabul edilememiş uzun müzakirât neticesiz kalmıştı. Nadir Şah da Hint’e sefer etmiş olduğundan dört sene hep mütâreke halinde devam etti.

1148’de ilan-ı harp eden Ruslar bu harbin siyaseten ihzârında evvelce İrandan zapt eylemiş oldukları Derbend kalesi ve havâlisini iade ve ticareten de bazı mevâd ve menâfi göstererek İran ile aleyhimize ittifâk etmiş idi. Her ne kadar İranîler Hint seferiyle meşgûl olduklarından Ruslarla birlikte hareket edemedilerse de yine Ruslar Kırım Azak Özi istikâmetinde üç büyük ordu ile hududu tecâvüz etmiş ve Silahdar Mehmet Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu da Baba dağı sahrasında sevk ve ikâmet etmekte bulunmuştu.

(s. 92) Bu muhârebenin ihzârât-ı siyasiyyesinde devlet on milyon düka mesârıf-i harbiye vermek ve Galiçya’da kendilerine âid bulunmak üzere Avusturalya ile ittifâk edilmiş ise de Ruslar’ın ilerlemesi Avusturya’nın bî-taraf kalmasını intâç ertmiş ve Lehistan taksîmi emelleri ise gittikçe bize aleyhdâr bir zihniyet almasına sebep olmuştu. İngiltere, Flemenk, Rusya donanmasının nevâkısını vermekte idi. Bize taraftâr olan yalnız Lehistan olup onlarda ilân-ı husumete cesaret edemiyorlardı.

Nemçe’nin tavassutu iğfâlâtına kapılarak Özi, bender, Vidin ser-askerlerinin mevsûk haberlerini ve muhakkak istimdâdlarını takdir edemeyen teçhizât ve mühimmâtı noksân bulunduran Kethüda Osman Hâlis Efendi maktûl ve kethüdası üzerinde sâhib-i nüfuz olamayan ve kifâyetsizliği anlaşılan Sadrazam da mazûl olarak yerine Bender seraskeri Muhsinzade Abdullah paşa sadrazam oldu.

Kırım’a girmiş olan Rus askerinin kesret-i fevkaladesine karşı az olan fakat sayısız harplerde pişmiş ve yetişmiş olan Kırım ordu ve ahalisi zâd ve zahireyi yakarak dağlara çekilmiş ve muhârip kısmı Rus ordusuna yapışarak bitmez pusu ve baskınlarla hırpalamak ve yirmi binden ziyâde telefât verdirmişti. Kefe’ye de Osmanlı ordusunun ihrâca başlaması üzerine Ruslar istila eylediği havaliyi yakarak çekilmeğe mecbûr kalmışlar fakat akını müdhiş olan Tatar atlılarının şiddetli takibi ile de perişan olmuşlardı.

Evvelce müttefik sonra bî-taraf ve ordumuzun ilk mağlûbiyeti üzerine de defaten husumete başlayan Avusturalyalılar da Vidin, Niş, Bosna istikâmetinde olmak üzere üç koldan harekete ibtidâr eylediler. Bunlardan Bosna’ya taarruz eden ve Avusturya ordusunun kısm-ı küllîsini teşkîl eden kolu Bosna valisi Hekim oğlu Ali Paşa kendi daire-i halkı ve vilayet-i erbâb zeâmet ve tımarıyla karşılayarak münhezim ve perişan etmiş ve Vidin’e teveccüh eden kuvvetlerde serasker İvez Mehmet Paşa tarafından kahr ve tedmîr edilmiş olduğundan Rumeli valiliği unvanıyla Köprülü Ahmed Paşa tayin ve Niş’i istirdâda memur edilmiş ve müşarünileyh de şiddetli bir muhârebe ile Avusturya ordusunu ezerek Niş’i istirdâd eylemiş bulunduğundan Avusturya ordusu her tarafta mağlûp olmuş ve hıyanetinin cezâsını bulmuştu. Kışın hulûlünde ordu İstanbul’a dönmüş sadaretde iken Mehmed paşaya tefvîz olunmuştu.

 

(s. 93) İlk baharda Kırım’a girmek isteyen Rus ordusu ….Giray Hana ihrâç kuvevtleri kumandanı Mehmed Paşa tarafından mağlûp ve takiple de perişan edilmiş ve Özi’ye teveccüh eden  Rus ordusuna karşı da Numan Paşa ibtidâ turla ….. müdâfaa ve Ruslar’ın tezelzülünü müteâkip mukâbil taarruzuyla ricate icbâr ve takip edilmişti.

Sofya istikâmetinde hareket ettirilen asıl ordu Vidin cihetinden karşıya geçerek bu havalide ki Avusturya ordusunu mağlûp ve perişan etmiş ve Belgrad’ı nehir cihetinden kapayan ve Avusturya ordusunun ana vatana muvâselesini temin eylediği cihetle fevkalade tahkîm edilmiş bulunan ada kale de zapt edilmişti. Fakat yine kış hulûl eylemiş ordu İstanbul’a dönmeğe mecbûr kalmıştı.

Evvelce işi müzakereye düşürerek istihdâf eyledikelrini siyaseten istihsâl etmek isteyen devletler, İngiltere ve Flemenk tavassuttan bahs ederken Rusya ittifâkını temin eylediği Nemçe’nin tavassutunu arzu etmiş ve bu sefer Nemçe’nin girmiş olduğu muhârebe de taraf taraf hem Rus ve hem Avusturya ordularının perişan ve mağlûp edilişi Fransa elçisini harekete getirerek artık sulhun yapılması aksi halde Fransa’nın da harbe gireceğini söyleyerek tehdît eylemesi üzerine vükelâ ve bütün heyât-ı devlet sulhe taraftar olmuşsa da fevkalade gayûr ve hamiyyetli olan sadrazam Yeğen Mehmed Paşa Belgrad zapt olunarak Nemçe Tunanın Şomaline atılmadıkça akd-ı sulhun fevt-i fırsat olduğunu bu hususta bütün ta’n ve teşia’ göğüs gererek ordunun teçhizât ve mühimmâtının ikmâline ikdâm ve itinâ eylemekte idi. Fransa elçisi oldu olacakla avutuluyordu.

Bu sırada Sadrazam mazûl ve yerine bender seraskeri Mehmed Paşa memur olduysa da müşarünileyh de aynı fikre taraftar olduğundan ordunun başlanmış olan harekâtına devam edilmiş ve   Ahmed Paşa orduyu sevk ederek sadrazamın emir ve kumandasına tevdî’ eylemişti.

Geçen senelerde muhtelif kollarla hareketlerinde mağlûp olmuş olan Avusturalyalılar bundan ders alarak seksen bin kişilik bir kuvvetle Belgrad Cenubunda toplanmış ve Osmanlı sevk ve idaresinin yüksekliğinden ürkerek de tahkîm edilen bir mevzide intizâr etmekte bulunmuş idiler. Osmanlı ordusunun beş saatlik mesafeye takarrubunda bir gece taarruzu yapmak içün mevâziden ilerlemiş ve bunu haber alan sadrazam ise ibtidâ Rumeli valisi Ali Paşa ile ve bilahare yeniçeriler vesâir kıtâtla pazarcık boğazını tutdurmuş ve kendisi de geceleyin (10 rebiülevvel

 

(s. 94) 1153) beşte hareket etmişti. Daha fecr ağarmadan tarafeyn kuvvetleri çatışmış meydan-ı muhârebeye peyder-pey gelen kıtâtla muhârebeyi şedîd ve kanlı cereyân etmekte bulunmuştu. Geceleyin muhârebe neticelenmemiş vükelâ ve ümerâ yerli yerinde kalarak mevâziin muhâfazasına ikdâm edilmiş idi. Ertesi gün muhârebe aynı şiddetle devam eylemiş Avusturya ordusu kumandanı prens Vals mecrûh ve ordusunun sülüsü maktûl düşerek artık galebe Osmanlı tarafına tahakkuk edeceği sırada yirmi bin kişilik bir takviye ordusuyla bir general gelmiş muhârebenin sevk ve idaresine yeniden bir ruh-ı faaliyet verilmiş ise de bu da akşama kadar devam ederek geceleyin teçhizât ve mühimmâtlarını yollarda dökerek ric’at etmiş artık ne Belgrad Cenubundaki müstahkem mevâzide ve ne de Belgrat’ta tutunamayarak Tuna Şomaline can atmışlardı. Derhal Belgrad muhâsara edilmişse de ordularının galebesinden emin olan Avusturyalılar tahkîmât yapmamış iselerde bi’l-müzakere Belgrad’ın teslimi gibi beş altı günlük bir mühlet iğfâl içinde yapabildikleri bir hazırlıkla müdafaaya başladılar. Bu sırada Fransa elçisini ordugâha davetle sutvet-i Osmanîye gösterilmiş ve kendisine saltanat-ı seniyyenin şanına muvafık bir sulha mümânaat etmeyeceği bildirilmiş olduğundan Belgrad Sırbistan ve Avusturalyalılar tarafından tahliye ve teslîm edilmek şartıyla müsâlehe yapılmış ve Fransa elçisi nezdinde ki Moskof kuriyesinde akd-i sulha salâhiyetdâr olmasına binaen Azak kalesi hedem olunmak, ….. başlı başına bulunmak, Azak denizinde Ruslar cenk gemisi Cyapamamak şartlarıyla onlarla da akd-i sulh edildi. 1153 cemaziyelevveli nihayeti.

Dört senedir Hint seferinde bulunmasından İran hududlarında sukûnet hüküm-fermâ olmuşsa da bu defa galebe ve kesret-i servetle Hindistandan avdet etmiş olan Nadir Şah birdenbire Irak’a tecâvüz ederek Kerkük’ü zapt ve Bağdat’ı muhâsara eyledi. Devlet Şark ser-askeri tayin eylediği …. Ahmed Paşa kumandasında Şark’da büyük bir ordu cem’ ve tahşîd eylediği âgibi sadrazam Ağa Hasan Paşa emrinde bir ordunun da ihzarıyla Irak’a teveccühü hazırlığında idi. Yine bu sırada bizzat Musul’u muhâsara eden Nadir Şah’ın muhâfiz Abdulcelilzâde Hüseyin Paşanın tedâbir ve kahramanlığı karşısında altı bin maktûl vererek mağlûben ric’at etmesi haber alınmış idi. Fakat bu mağlûbiyetine ve orduların hazırlanmasına rağmen Nadir Şah Bağdat’tan ref’i muhâsareyı evvelce Şah Tahmasb’dan zapt edilmiş yirmi ağır topun kendisine teslim edilmesi şartıyla kabul ettirerek çekilmişti.

 

(s. 95) 1157 senesinde Ahmed Paşa ordusu Kars’a vâsıl ve hemen yakında bir mevzi tahkîm ederek Nadir Şah’ın gelmesine intizârda bulundu. Nadir Şah muhârebe meydanına gelmiş ve iki ay uğraşmış ise de hiçbir tarafta netice tahakkuk ettirilememiş ve hulûl eden Ramazan’ı bahane eden Şah’ da ordusuyla çekilmiş gitmişti. Ne evvelce taarruz ne de sonra mukâbil-i taarruz ve takip edememiş olan Ahmed Paşa azl ve seraskerlik Yeğen Mehmed Paşa’ya tevcîh edildi. Yeni serasker bir aralık Kars ile Revan arasında Nadir Şah ve ordusunu üç dört gün sıkıştırmış hiçbir şeyden yılmayan ve bir …. Harp olan Nadir artık edbar’ın başladığını söyleyecek kadar meyûs ve izhâr-ı teessürde muztarr kalmış ise de seraskerin himâye tutulması isyân ve yağmalarına vesile ittihâz edilen Levend’ler(düşman iğfâl ve casusları karışması pek muhtemel) Acem bastı galgalasıyla da intizâmsızlığı artırarak ordunun dağılmasına sebep olmuştur ve bu manzara-ı inhizâmın keder-bahş tesirâtı da inzimâm ederek bu kahraman ve liyâkatli vezirde terk-i hayat eylemişti.

Her ne kadar Nadir Şah harikülade bir tecelli ve tesadüfle mahf-ı mahkum olduğu bu ızdırâp ve darlıktan kurtulmuş ise de İvez Mehmed Paşanın seraskerliğe tayini ve yeniden büyük bir ordunun cem’ ve tahşîdine emir verildiğinin haber alınması ve sulh içün der-meyân eylediği tekliflerden bir kısmının kabulüne imkan bulunmadığını kestirmesi ve en esaslı sebep olarak da Acem millet ve ordusunda kendisine karşı olan eski samimi merbûtiyet ve dolayısıyla âmil-i mufavvakiyet olan nüfuzunun kalmamış olduğuna kân’i bulunması tesiriyle murâd-ı râbi hududu üzerinde tâlib-i sulh olmuş ve bizim tarafça da kabul edilerek 1159 senesinde de sulh akd edilmişti ve çok geçmeksizin Nadir Şah da kendi erkân ve ümerâsının hıyanetiyle bir gece öldürülmüş ve İran yeni baştan isyân ve ihtilâl içinde müteferrik ve perişan olmuşsa da Şarkta ve Garpta senelerce devam eden muhârebelerden yorgun olan ve evvelki müdâhale ve istilânın neticesizliğini görmüş ve acısını tatmış bulunan devlet-i aliyye artık bî-taraf kalmış müdâhale etmemişti.

Maksat her ne kadar Nadir Şah zamanına müsâdif-i vukuât-ı tarihiyyemizin bir hülasasını yazmak isede en inhitât devrinde yorgun ve düşkün zamanımızda bile başta hamiyetli ve liyâkatli

 

(s. 96) Birkaç ricâl ve serdâr bulunuşunda dört beş devletin husumetine üç büyük devletin tecâvüzüne karşı nasıl muvaffakiyetle, hemde senelerce gittikçe daha parlak harekâta mazhar ve muvaffak olarak harp edilebildiğini göstermek içün Rus ve Nemçe muhârebeleri de nisbeten uzunca yazılmış oldu.

Yazar Hakkında

Ozan DUR

Medeniyet Yüksek Lisans Tarih Bölümündeyim. durozan@gmail.com

Yorum Yaz