BÜYÜK İRAN TARİHİ 3

0

Üçüncü Fasıl

Kaçarlar Silsilesi :

(s. 36) Kaçarlar Türk tâifelerindendir. Moğol sultanları ümerâsından Kaçar Noyan’a nisbetlerinden dolayı kendilerine bu isim verilmiştir. Bu tâife Türkmenlerden Akkoyunlu hanedanında hasm olup Safeviler devleti zamanında bu devlete de hizmet etmişlerdi. Birkaç şube olup birisi Astrabad’da ikâmet etmekte bulunmuştur.

Şah ikinci Tahmasb Afgan fitnesinde Kaçarların sahib-i şöhret beylerinden Fetih Ali hana mürâcat etti. Evvelce söylediğim vechle bu büyük emir Nadir Şah tesiriyle maktûl oldu. Oğlu Tevab Muhammed han Nadir Şah’ın vefatından sonra İran tac ve tahtını elde etmek içün ileri atılmış ve Kerim Han Zend ile muhârebeler ederek bu aralıkda maktûl düşmüştü. Kendisinin dokuz namdâr evladı var idi ki Ağa Mehmed Han, Hüseyin Kali han en âkil ve tedbirlileri idi. Kerim Han Kervi unvanıyla bunları Şiraz’a getirmiş ve kendisine müsâhip edinmişti. Onlara muhabbet ve hürmette hiçbir şey geri bırakılmadı. Hatta Hüseyin Kali Hana damgan hükümeti verilmiş fakat isyân ederek cihan-sûz lakabını almıştı. Padişah onun def’ine Zeki hanı gönderdi ve Türkmenler içine savuşan Cihân-sûz da mezkûr taife tarafından katl edildi.

Daima Şiraz da bulunan Ağa Mehmed Han Kerim Hanın vefatında Mazenderan’a koştu ve kendi biraderleri, Zendler ve sairleriyle bazı keşmekeşden sonra Astrabad, Mazenderan ve Gilanı teshîr etti. Bundan sonra İsfahan’a koşmuş ve Cafer han Zend’i de kaçırarak Zendlerin zaafına ve kendi kuvvetine yakîn hâsıl etmiş ve kendi saltanatına mutmain olmuştu ve Kaçar taifesinin makarrı olan Astrabad’a yakınlığı mülâhazasıyla Tahran’ı pâyitaht ittihâz etti ve bir unvan-ı mahsûs almaksızın merâsim-i padişahîyi ihtiyâr buyurdular. 1200

Bundan sonra Zendi’ye işlerinin itmâmını nazar-ı dikkate aldı. Evvelce hülasaten Hazret Ağa Mehmed Han ile Lutüf Ali Han Zendin muhârebeler ettiğini ve nihâyet onu ele geçirdiği ve katl eylediğini ve binaen aleyh 1209 da Afşar bakiyesinin hükümrân olduğu Horasan müstesna

(s. 37) Olmak üzere tekmîl-i İran eyaletlerinin sahib-i müstakili olduğunu söylemiştim. Yine Şirazlı Hacı İbrahim Hanın Şirazı, Lütuf Ali Han ve Ali Kali Handan nez’ ederek hazret Ağa Muhammed hana tefvîz eylediğini de işaret eylemiştim.

Burada da Hacı İbrahim hanın büyük hizmetini ve kemâl kabiliyetini nazar-ı takdire alan a’li hazret Ağa Muhammed hanın ona mansıb-ı vezaret ve itimadü’d-devle unvanını verdiğini söylüyorum. Nadir Şahın katledilmesinden sonra İran’da zuhur eden karışıklık esnasında Gürcistan valisi Erikli Herakliyus da Hristıyanlık tesiriyle İran tâbiiyetinden çıkmış ve Rus imparatoriçesi Katrin tarafını tutmuştu. O devletin ribka-i tâbiiyetine de girdi ve komşu vilayetlerin hanlarını da bu hususa ve kendisiyle beraber olmağa teşvik ediyordu. Hazret Ağa Muhammed han, Zendiye işlerinden feragati müteakip Erikli’yi itaate getirmeğe azm etti. 1209.

Kendi ordusunu üç kısma taksîm ederek bir kolu Mogan, Şirvan, Dağıstan’a gönderdi. Bunlar bu havaliyi tasfiye eylediler. Diğer bir kolu Ermenistan’ın merkezi olan Revan’a tevcîh etti ve üçüncü kolu kendisi Karabağ’ın en esaslı bir kalesi olan Şuşa getirdi ve bu mahalin teshîri müşkil olduğundan hükümdârlarının izhâr-ı itâat eylemesine kâni olarak Gürcistan’ın pâyitahtı Tiflis’e teveccüh etti. Erikli muhârebe ederek mağlup oldu ve kaçtı. Ağa Muhammed Han Tiflis’e dâhil ve ahaliyi katliâm ve kiliseleri tahrîp ile meşgul oldu ve birçok esir aldı. Aras ardındaki vilayetlerde tasfiye edilmiş olup yalnız Şuş hakimi İbrahim Halil han Cevanşîr’in inkıyâda getirilmesi lazımdı.

Bu mehâm-ı umuru müteâkip hazret Ağa Muhammed han Tahran’a avdet etti ve Kaçar erkânının ısrarı ile başına padişahlık tacı giyerek unvan-ı saltanatı da ilave eyledi. 1210

İbtidâ yanlış harekâtta bulunan Astrabat Türkmenlerinin kulağını çekti ve Meşhed-i Mukaddes tarafına giderek Şahruh Mirza Efşarı itaate idhâl eyledi. A’la hazret Ağa Muhammed han saltanatına has olan cevâhir-i nadiriyi[1] ondan zapt etti.

A’la hazret Ağa Muhammed Şah Afganistan, Türkistan hanlarına kudretini göstermek fikrinde idi. Fakat Şomâlden Rusların Dağıstan’a tecavüzü o tarafa harekete mecbûr etti. Rus imparatoriçesi Katrin İran padişahının harekâtından ve Gürcistan’dan haber alır almaz telâfi-i

 

(s. 38) Mâfat içün Soyf nam serdar emrinde bir orduyu İran serhadâtına sevk eyledi.( Bu soyfun bir ayağı celâli olduğundan memlekette kızıl ayak diye şöhret almıştı.)

Rus ordusu Derbend, Bakü, Gence’yi zapt etti. Aras’dan geçerek Mogan’a geldi. Reşt ve Enzele’yi tehdide koyuldular. Fakat bu esnada Katrin vefat eylediğinden Ruslar fütûhâttan vazgeçmiş ve geri dönmüşlerdi. Ve A’la hazret Ağa Muhammed Şah 1211 senesi baharında Aras ardına hareket eyledi ve Şuş kalesini taht-ı tasarrufuna aldı. Fakat burada kendi maiyyetinden üç adamın öldürülmesini söyledi. Bu adamlar daha çabuk davranarak şehriyâr-ı kahhârı katleylediler.

Ağa Muhammed Şah kaçar silsilesi saltanatının müessisi olup evâil-i ömründe memleketler zaptı ve cihangîrlik ve kendi kabilesini İran tahtına sâhip eylemek azminde idi. Bu maksad uğrunda fevkalade sebât, cehd ve ibrâm göstermiş, kifâyette, iş bilmekde, esbâbın izhârında, tedbîr ittihâzında, birinci derecede sayılabilirdi.

Onun hüsn-ı tedbîri Kerim hanın müsâhabetiyle geçen eyyâm da dahi zâhir olmuş ve o padişah çok defa umur-ı mühimme-i memleketi onunla müşâvere eylemişti.

Muhtelif kaçar taifeleri arasındaki nifâk ve kedûretin ref’inde zahmet çekmişti. Fakat bilmek icâp eder ki bu silsile-i saltanatın esbâb-ı kuvvetinden en esaslısı da Kaçar taifelerinin birleştirilmiş olmasıdır.

Bir kere âli hazret Ağa Muhammed Şah bir müddet zarfında memâlik-i İran’ı herümerç ve iğtişâş halinden bir hükümet taht-ı idaresine topladı ve emniyet ve âsâyiş verdi.

İntikâm ve siyâsette yani ehl-i cinâyet ve hiyânete ceza verilmesinde pek şiddetli, harç ve sarf-ı malda pek mülâhazalı ve muktesid idi. Fakat mevki’i zarurette her nev’ faide ve hevây-ı nefsden geçmiş ve nefse hâkim ve gâlip kalmıştı ki hakiki büyüklük de zaten budur.

Hazret Ağa Muhammed Şah, Adilşah Efşar zamanında maktûu’l-nesl olduğundan birader zâdesi, Cihansuz Şah Hüseyin Kali han oğlu Fetih Ali hanı veliahtlığa intihâp etti ve ona baba han tesmîye ederler. Derhal Cihan-bâli lakabını aldı ve Muhammed Şahın vefatında Şiraz da bulunan veliahd, amm’-ı muazzamanın vefatından haberdâr olur olmaz Tahran’a geldi ve 1212’de taht-ı saltanata cülûs eyledi.

 

(s. 39) Âli hazret Fetih Ali şahın ibtidâ-ı saltanatının beş altı senesinde ki mühim vakıa müfsidlerin fitnesini ref’ ve ser-keşleri def’ etmek idi ki bunların sâhib-i itibâr olanları Ağa Muhammed Şahın serdârlarından Sadık han Şakkaki, padişahın kendi biraderi Hüseyin Kali han, Muhammed han Zend ve sairleri idi ki oldukça zahmet verdilerse de kolaylıkla makhûr ve mutî olmuşlardı.

Saltanat müddeîlerinden biri de Şahruh Mirza oğlu Nadir Mirza Efşar idi ki Horasan’da isyân etmiş o da 1218’ de tutularak katl edilmiş ve Efşar hanedanı da onunla munkarız olmuştu.

İşte bu senelerde hakan-ı mağfûr Fetih Ali hakanın saltanatı evc-i kemâle erişti ve Kaçar devletinin şevketi a’la bir dereceyi göstermekte ve fakat Şomal serhadinde bir fitne istîdadı his edilmekde idi.

Evvelce de Sultan Hüseyin ve büyük Petro zamanında Rus devletinin İran sarayında ne endişe uyandırdığını ve tarz-ı hareketini ve vilayetlere ne suretle el uzattığını söylemiş idim.

Katrinin vefatı tesiriyle bu işler kesilmiş ise de Katrin’in yerine Aleksandros imparator olunca bu padişahda yine Dağıstan ve Gürcistan’a göz dikti ve Erikli hanın oğlu olup ol-zaman Gürcistan’ın hükümdârı bulunan Kerkin han saltanatı kendinden ve kendi hanedanından selb ederek Rus devletine terk eyledi. Fakat Gürcüler bu işe razı olmayarak İran devletine mürâcaat eylediler. Bu yüzden İran ve Rus devletleri arasında nizâ başladı ve Ruslar Gürcistan’a tecâvüz etti ve Aras ardındaki sâir vilayetlere de el uzattılar. Gence şehrini zapt ve ahalisini katliâm eylediler.

Revan taraflarına da geldiler. Fetih Ali şahın ikinci oğlu olup Veliahd Azerbaycan’ın sâhib-i mutlakı bulunan Naibü’s-saltana Abbas Mirza Rus cengine memur oldu. Rus serdârı “Basilbanof”la muhârebe etti. Onun İran’ı zaptına mâni oldu. Rus askerleri İran leşkerinden fazla tazyîk görmelerinden Rus serdârı Tiflis’e çekildi. 1219.

Bir sene sonra keşmekeş yeniden başladı. Karabağ’da Ruslar mağlûp oldular. Enzeli tarafından da Reşt’e hücum etmek istiyorlardı. Orada da onları esir aldılar nâçâr Bakü’ye kaçtılar.

Basılbanof’da oraya gitti Bakü hâkimi teslim olmaları gofte-gûsuyla bunları öldürdü. 1220.

Bundan sonra da Ruslarla İranlılar arasında cidâl ve kıtâl devam etti. Aras ardındaki hâkimler vefâ ve hukukda sâbit kadem olmayarak Rusların propagandasına inanıyor ve onların tarafına teveccüh ediyorlardı ve İran da bu vilayetlerin hakkından gelemiyordu.

(s. 40) Bu vekâyi Fransa da birinci Napolyon’un imparatorluğu ve kemâl şevketi zamanına yakın idi. Müşarunileyh hayalât-ı bülend sâhibi olup ez cümle Hindistan’ı teshîr fikrinde idi.

Buna binaen tanzîm eylediği planda İran’dan geçmek icâp eylediğinden hakan-ı mağfûr Fetih Ali Şah’la dostluk tesîs eylemiş ve Tahran’a sefir göndererek Aras ardındaki vilayetleri Ruslardan istirdâd ile İran’a vermek ve İran ordusunu Avrupa usulünde tanzîm eylemek ve top, tüfek, zâbıt ve başka şeyler vererek İran’ın kudretini artırmak ve bu işlerin mukâbilinde İran’ın İngilizler ile kat’ı râbıta etmesi, Hint’e taarruza hazırlanmış bulunması ve eğer Napolyon Hint:’e İran tarîkiyle geçmek isterse mâni olmaması malzeme ve yolları emrine âmâde eylemesi için muâhede yapılmıştı. Fetih Ali Şah şerâiti ifâ etmiş ve Fransa’dan da heyât-ı zabıtân gelerek merhum Abbas Mirza naibü’s-saltana onları kendi ordusunun yeni usül-i talim ve terbiyelerinde istihdâm eylemişti. Fakat Napolyon Aras ardındaki vilayetlerin zaptından ibaret olan şart-ı asliyi ifâ etmedi ve Rusları mağlûp ettiğinde o devletle akd ettiği Tilsit muâhedesinde dahi İran’a dair hiçbir şey dile alınmadı. 1222

Devlet-i İran Napolyondan me’yûs olduğu vakit İngilizler dostluk izhâr etti ve ittifâk arzusu gösterdiler ve İran ordusunu İngilizlerin tanzîm etmesini teklif ettiler. Tabiidir ki bu mevkide bulunan İran bu arzuyu kabul etti. Diğer taraftan Ruslar Karabağ da idiler. Onlarla muhârebe neticelenmemiş idi. Âkıbet Rus serdârı İngiliz sefirini musâleheye vâsıta etmiş ve marûf Gülistan muâhedesi akd edilmiş idi.[2]

(Gülistan Karabağda bir mahal ismi olup ahd-name orada akd edildiğinden bu nâmı almıştır.)

Bu muahâdenâme mucebince o vakitte Rus İran devletleri kendi yed-i tasarruflarında olan vilayetleri muhâfaza edeceklerdi. Yani Rusya Gürcistan, Şirvan, Şeki, Gence, Karabağ, Mogan ve Taliş’in bir kısmına mâlik oldu. 1228.

Azerbaycan eyaletinde hudud işleri acele ile bu vaziyette suret-pezîr olmuşken Horasan ve Şomal-ı Şarki hududunda başka bir müşkilât doğmakta idi. Tamamıyla itâat etmemiş olan

 

(s. 41) Horasan hanları, Horasan hâkimi Muhammed Veli Mirza ile de anlaşamayarak daima keşmekeş ve üzüntüye sebep olmuşlardı. Muhammed Veli Mirza bu hanların ileri gelenlerinden İshak han Karai tertibi’yi esir aldı ve yine fitne ilân edildi. Nâçâr Fetih Ali Şah Horasan hâkimliğini diğer oğlu Hüseyin Ali han Mirza’yı Şücâü’s-saltana’ya tevcîh etti ve hanlara itâat ettirdi ve Muhammed Veli Mirza zamanında haraç-güzâr olan Herat hakimi Firuzi’d-din Mirza kendi haddini tecâvüz eylediğinden şehzade Şücaüs-saltana Herat’ı muhâsara eylemiş ve Firuziddin’i itâate getirmişti. Firuziddin özür diledi. Cerîme ve pişkeş vermiş ve Heratda hutbe ve sikkeyi Fetih Ali Şah namına okutmuş ve darb ettirmiş idi. 1232

Kabil emiri Şah Mahmud’un veziri Fetih han kendi padişahına karşı isyân etti. Birkaç zaman sonra Herat’ı zapt etti ve Firuziddin Mirza’yı makhûr ve Horasan hanlarını da teşvîk ederek fitne tamam-ı Afganistanı ve Horasan ve havalisini de tutdu. Horasan valisi Şücaüs-saltana bu inkılâbı ref’e koyuldu ve Fetih hanı mağlûp ederek kaçırdı. Hakan-ı mağfur Fetih Ali Şah şahsen Horasan’a gitti. Âsi hanlarda ister istemez itâat eylediler. 1233.

Afgan işlerinin müşkilâtından ve Horasan mezâhiminden sonra Şomal tarafından Türkmenler ekseriyetle Horasan’a geliyor ve her tarafta cevlân ile bu eyaletin hâkimini zahmete düçâr ve muhârebeye mecbâr ediyorlardı. Fetih Ali Şah’ın ahd-ı saltanatındaki umûr-ı mühimmeden biri de İran ve Osmanlı serhaddi meselesi idi. Bir serhad eyaleti olan ve devlet-i Osmaniyeye aid bulunan Şehrzor vilayeti hâkimi Abdurrahman paşa bağdat valisinin sû-i hareketi yüzünden İran’a ilticâ etmiş, İran da büyüklük iktizâsı Abdurrahman paşayı himâyeyi iltizâm eylemişti ve kendi vilayeti hükümetinde bıraktı. Osmanlı valileri mükerreren bu mesele üzerinde İran devletiyle nakz eylediler. İran sebât etti ve o devletin büyüklerinin İran ahalisine başkacada fena muâmelelerde bulunduğu neticesine varacak kadar işi ilerletti. Bu fesâdın ıslâhı içün Osmanlı arazisine taarruz etmek üzere Azerbaycan’dan Abbas Mirza Naibü’s-saltana memur oldu. Şehzade Bayezid, Malazgird, Muş, Bitlis ve diğerlerini zapt eyledi. Birkaç zaman sonra Devletşah unvanıyla malum olan ve padişahın erşed evladı ve Irak’ın serhad kumandanı bulunan Muhammed Ali Mirza dahi Şehrizura asker çekti ve Bağdat’a kadar ilerleyerek Osmanlı askerini mağlûp ve münhezim eyledi ve Bağdat valisinin talebini hasta bulunan Şehzade kabul etti ve çekildi.

 

(s. 42) Bu sırada da vefat eyledi. Fakat devlet-i Osmaniye bu bilâdın istirdâdı ve belki Azerbaycan’a taarruz içün yetmiş bin kişilik bir ordu sevk eyledi. Merhum Naibü’s-saltana toprak kalede bunlarla şiddetli bir muhârebe etti ve Osmanlı muhâriblerinin bir kısmını mağlâp etti ve Bağdat tarafında devlet-Şah’ın oğlu Haşmetü’d-devle de henüz Osmanlılarla muhârebe de bulunuyordu. Akıbet her iki devlet İran’ın zapt edilen şehirleri vermesi ve hududun eskisi gibi olması ve Osmanlı memurlarının sû-ı harekâttan el çekmeleri ve İran ahalisine dostâne muâmele eylemeleri hususunda muâhede akd eylediler. 1239.

1240’da Rus memurları İran mülhakatından Gökçe gölün Şomal Garbi nahiyesinden Rus hududu dahilinde bulunduğunda ısrar eylediler. Halbuki hakikatte İran’a aitti. Fakat bu sırada Rus imparatoru Aleksandır vefat etmiş ve onun yerine taht-ı imparatorîye çıkmış olan Nikola kendi cülûsunu bildirmek ve aradaki ihtilâfı kaldırmak içün hediyelerle Fetih Ali Şahın sarayına bir sefir göndermişti. Fakat bunu işiden ulema Rusların Kafkas Müslümanlarına sû-i harekâtda bulunduklarından tutdurarak padişaha cihât ilân ettirdiler. Kavga başladı. Ahali fitne ve şûriş çıkaracak bir hale geldiler. Hakan-ı mağfur cenge son derece meyilsizlikle karar verdi ve muhtelif yerlerde muhârebe başladı. Merhum Naibü’s-saltana bu cengin serdârı oldu ve Karabağ’a gitti. İbtidâ İran serdârları terakki gösterdiler. Elden çıkmış olan vilayetlerin çoğunu istirdâd ve Ruslardan hayli esir ve top zapt eylediler ve Naibü’s-saltana Şuş kalesini muhâsara eyledi. Ama Rus Serdârı General “neduf” Gence tarafına gelmiş idi. Şehzade Muhammed Mirza ve Emir han serdârı mağlâp etti ve Emir han maktûl oldu. Gence Rus ordusunun hakimiyetine girdi. 1242

Merhum Naibü’s-saltana vakıadan haberdâr olur olmaz Şuşe’den hareket ederek Gence yakınında Neduf’un imdâdına gelmiş olan General Baskiyeviç ile muhârebe etti ve mağlûp oldu. Buna ilaveten Rus ve İran asâkiri başka muhârebelerde yapmış ve Ruslar ilerleyememişti. General Baskiyeviç Revan’ı zapt etmek istemiş ise de serdâr Hasan han sebât ve mukâvemet etti. Ruslar meyûs olarak Nahcıvan’a gittiler. Bu sırada Naibü’s-saltana’nın Aras nehri sol sahilinde vucüda getirmiş olduğu Abbas-âbâd kalesi, hâkiminin hıyanetiyle General Baskiyeviç teslîm oldu. 1243

 

(s. 43) Fakat üç kilise civarında İran askeri, Rusları fena bir mağlubiyete duçâr eylediler. Senenin kışı yaklaştığından Azerbaycan’da bulunan Fetih Ali Şah Tahran’a hareketi emir buyurdu. Taburlardan çoğu terhîs edildiler. Fakat Ruslar muhârebeye devam etmekte idiler. Baskiyeviç Revan’ın Serdar-âbâd kalesini zapt ve Revan’ın muhâsarasını tâcil eyledi. Bu tehlikeli vaziyette vatanın muhâfazası ve kendimizin ve İran ahalisinin şerefi için müttehid olmak yani ağrazı bir tarafa bırakarak düşmana taarruza koyulmak lazımdı. Halbu ki ümera nifâkdan vazgeçmemiş Azerbaycan büyükleri kendi şahsi efkârlarıyla meşgul olmuş ve Allahyar han Âsefü’d-devle’nin hükümetinden memnun olmayan Tebriz ahalisi Rusları Tebriz’in zaptına teşvîk etmişlerdi. Prens Eristof Nahcivan’dan Tebriz’e azîmet etti ve bu şehrin ileri gelenlerinden Mir Fettah ahaliyi cem’ ile onun istikbâline gitti ve Rus serdârı da bu vaziyette şehre girdi. Bu haber Revanda ki Hüseyin hana erişdiğinde bu serdârın şûle-i celâdeti sönerek mukâvemet edemedi ve Revan da elden çıkarak serdar esir oldu. Tebriz’e gelmekte olan Naibü’s-saltana Urumiye’yi tuttu ve Baskoyeviç’i Tebriz’e sürdü. Tahran’a azîmet gofte-gûsu arasında Naibü’s-saltana sulh teklif etti ve Dehhar handa Baskiyeviç’le mülâkat ederek müsâlaha’ya karar verdiler. Fetih Ali Şah sulh şerâitini kabul etmemek istediyse de Ruslar Kaflan Kuh tarafına geldiler ve âkıbet Türkman Çay da Naibü’s-saltana ve General Baskiyeviç ahdnâmeyi imza eylediler. Bu muâhede mucebince vilayât-ı sabıkaya ilaveten Revan ve Nahcıvan da elden çıkmış bugün malum olan hududla beraber o vaktin pulundan beş milyonda hasârat-ı cenk namıyla verilmesi ve Rus tâcirlerinin İran da ve İran tâcirlerinin Rusya da mazhar- ı suhûlet olması içün de Türkmençay muâhedenâmesine ayrıca bir ahdname-i ticâri de ilave edilmişti. 1243

Elbette bu mağlubiyetin ve o vilayetin elden çıkmasının ve hasâratin illet-i aslîyesi tedkîk edilmelidir. Fena olan nifâk aramızda düşman bulunduğu vakit katîyyen münasebetsiz ve bedter olur ve nifâk her zaman en kötü şeydir. Ne hale düşdüğünüzü bir defa teemmül ediniz.

Artık ümid etmek isteriz ki şimdiki tecrübe görmüş maumâtlı, muhteşem rüesa olzamanı câhiliyet günlerinden sayarak tarihi dikkatle okusunlar, ta ki nifâk okunun her iki tarafı cerâhedâr eylediği ve bu sevdanın hiçbir tarafa hayır ve fâide vermediği tamamıyla malûm olmuş olsun.

 

(s. 44) O tarihten şimdiye kadar Ruslarla İranlılar arasındaki muâmelat ve revâbıt-ı siyasiye Türkmençay muâhedesine ibtinâ etmektedir. Gerçi ahdnameden bir sene sonra muâhede ahkâmının alt üst olmasına ramak kaldıysa da yine devletinin dostluğu ihlâl edilmemişti.

Rus imparatoru tarafından Bekir Baydof isminde Tahran’a bir sefir geldi. Pek çok ihtirâm gördü. Fakat muâhede ahkâmna muhâlif olarak Gürcistan ve Ermenistan esirlerinin istirdâdında fazla huşûnet gösteriyordu ve ekâbir evlerinden bazı genç kadınları çıkartdırmıştı. Bunun üzerine ahali galeyâna geldi ve ulemânın fetvâsı ile sefirin ikâmetgâhı önünde ictimâ’ eylediler. Eczây-ı sefaret muâvenet etmişler se de nizâ büyüyerek Bekir Baydof tekmîl-i maiyyetiyle katl edilmiş ancak bir adam bu kavgadan canını kurtarabilmiş idi.

İran sarayı sefirin katlinden dolayı arz-ı îtizâr içün Naibü’s-saltana’nın oğlu Hüsrev Mirza’yı imparator nezdine izâm eyledi. Kurtulan Rus da Bekir Baydof’un sû-ı harekâtını tasdîk eylediğinden mesela silah kesb etmiş bela, hayır ile geçişdirilmişti. Fetih Ali Şah memleketin semt-i garbîsindeki meşguliyetinden kurtulur kurtulmaz evvelce fasıla verilmiş olan Şark nevâhisine el attı ve Naibü’s-saltana bu işe memur oldu.

İbtidâ Horasan’ı intizâm ve inzibât altına alacak ve sonra da Ceyhun’a kadar olan memâliki zapt ve teshîr edecekti. Bu maksatla Tahran’da ihzârâtda bulundu. 1246 Fakat iğtişâş birkaç zaman daha ol Kirman havâlisinde parlamış, bu nevâhinin inzibat ve âsâyişini temine memur şehzâde Şücaü’s-saltana başa çıkamamış ve ihtiyaca ve ahvale muvâfık ittihâz tedâbir edememiş olduğundan Naibü’s-saltana ibtidâ Yezd’e gitti ve orada intizâm ve emniyeti tesis ederek Şücaü’s-saltana’yı da huzur-ı padişahîye gönderdi.

Bundan sonra müsâraaten Horasan’a giderek bu eyalâttaki hanları makhâr ve bunların kalelerini de teshîr eyledi. Bu havâlide ser-keşlik kalmaması mülâhazasıyla Naibü’s-saltana Türkmenlerin kendi taht-ı tasarruf ve tasallutlarında bulundukları Serahs’a gitti ve bu şehri de galebe ederek zapt eyledi.

Ve bu vakıa da birçok Şia’yı Türkmenlerin tazyîkinden kurtardığı gibi Türkmenlerden de hayli esir aldı. Hive hanı bunları kurtarmak içün bir meblağ vermiş haraç-güzâr olmağı ve Türkmenleri İran ve İranlılara taaruzdan vazgeçirmeğe taahhüt eylemişti. 1248.

 

(s. 45) Afganistan’ı teshir eyleyemek azminde bulunan Naibü’s-saltana bu vakitte Tahran’da hazırlığa başladı ve bunun içün de Horasan hükümetini ve Herat muhâsarasını kendi oğlu Muhammed Mirza’ya tevdî’ eyledi. Saraya geldi, ve birkaç gün sonra yine Horasan’a döndü. Fakat Meşhed-i Mukaddese erişdiğinde evvelce kendisinde bulunan böbrek hastalığı şiddetlendi. Kaçar silsile-i âliyyesinin en büyük zevâtından olan ve veliahd bulunan Şehzâde saltanata nâil olmadan, makâsıd-ı âliyyesini ifâ edemeden cihan-ı câvidaniye revân oldu. 1249

Merhum’un oğlu Muhammed Mirza Herat muhâsarasında bu hazin haberi işidince bu vilayetin hakimi Şehzade Kamuran ile zarureten sulh etti ve Meşhed’e avdet eyledi ve buradan da Tahran’a geldi.

Fetih Ali Şah müteaddid büyük oğulları varken babasının hizmetine mükâfat olarak kendisinin veliahd olmasını irade buyurmuş ve Tebriz’e göndermişti ve Fetih Ali Şah bu sene içinde mutâd vechle vilayetlere seyahat etti ve İsfahan’a da gitti ve 38 sene saltanattan sonra orada rahat eylediler. 1250

Fetih Ali Şah zamanında birkaç zat sadr-ı azam olmuştu. Bunların birincisi Şirazlı Hacı İbrahim Han itimadü’d-devle idi ki Ağa Muhammed Şah zamanında dahi aynı makamı işğal etmişti. Hakan bu zattan incindi ve onu telef eyledi. Bunun yerine Mazenderanlı Mirza Şefi’ sadr-ı azam oldu. Ondan sonra Seha ve civanmerdlikte o asrın hâtemi sayılan İsfahanlı Hacı Muhammed Hüseyin Han Nizamü’d-devle olmuş ve bundan sonra Allahyar Han Asefü’d-devle bundan sonra o devrin azim ricâlinden olan sadr-ı İsfahan’i’nin oğlu Abdullah Han Eminü’d-devle, büyük Mirza diye maruf olan ve bir zaman Sadrazam Mirza Şefia’ kaymakam bulunan İsa ferahani. Mumaileyhin kaymakamlığı meşhurdur. Merhum büyük Mirza Naibü’s-saltana Abbas Mirza’nın vezirine kaymakam olmuş ve Azerbaycan da icâp eden intizâmı vermiş umur-ı idare de sıhhati temin eylemişti.

Onun meşhur oğlu Ebu’l-Kasım Mirza ki pederinden sonra Naibü’s-saltananın vezaretine ve Muhammed Şahın sadaretine nâil olmuştu. Bunun ayrıca zikri lazımdır. Dâhilde iğtişâş bulunması ve hâricen harpler vukua gelmesi Fetih Ali Şah’ın tamam-ı müddet saltanatını mükedder kılmıştı. Kaçarlar devletinin zaman-ı şevketi de bu zamandan başlar.

Avrupa devletleriyle İran’ın revâbıt-ı sahîhesi de bu ahd-ı saltanatda başlamıştır. Evvelce de İran devleti diğerleriyle irtibât peydâ ettiyse de muvakkat olup bu devlette sair Asya devletleri gibi

 

(s. 46) Yalnız kendi memleketini idare ediyordu. Bundan sonra İran daire-i düvel’e dâhil olmuş elçi diye marûf bulunan Mirza Hüseyin Han sefir olarak Avrupa’ya geçmiş ve umur-ı hâriciye vezirliği yapmıştı.

Yukarı da işaret eylediğim vechle bu zamanda Avrupa ordularının nizâmât-ı Naibü’s-saltana himmet ve mesaisiyle İran ordusuna dâhil oldu ve ehl-i memleket de muntazam kıta’lar gördü.

Bu terakki devrinin hasaisinden biri de edebiyat yani nazım ve nesir-i farisidir. Bir müddet sukût ve sönüklükden sonra ziyâ nisâr olmuş, cilve ve revnak peydâ etmişti.

Fetih Ali Şah edibbânın müşevvik ve mürebbîsi idi. Bu kabîl zevâtin kadrini pek iyi takdir buyurmakda idi. Neşat tahallus eden Mirza Abdü’l-vehhab Mutemidü’d-devle üç bin tümen hibe etmiş ve diğerlerini de vâfir caizelerle taltîf eylemişti. Bu padişahın hususâtından birisi de çok evlenmiş olması ve fazla evladı bulunmasıdır. Hiçbir sultanın kendisinden sonra bu kadar ehlâfı kalmamıştır. Onun kendi evladı olarak 260 kişi bulunmakta idi. İran şehzadeleri cümleten bu şehriyârın neslinden olurlar. Fetih Ali Şah’ın müteaddid oğullarından her biri padişahın vefatını müteakip saltanat iddiasına kalkışdılar. Tahran’a hakim olan Zıllü’s-sultan Ali Şah, Adilşah unvan saltanatı ile tahta culûs eyledi. Hüseyin Ali Mirza Fermanferma Faris de culûs etti ve bu iki Şehzade veliahd Muhammed Mirza ile mücadele etmek maksadında birleştiler. Fakat Veliahd kendi veziri kaymakam ve Rus ve İngiliz sefirleriyle Tebriz’den hareketle pâyitahta yürüdü ve Tahran’a yaklaştığında Zıllü’s-sultanın itbaı kendisinden uzaklaştığından veliahd Daru’l-hilafe’ye girdi ve Muhammed Şah unvanıyla serîr-i saltanata culûs eyledi. 1250

Kaymakama sâdaret tevcîh ve orduyu Fermanferma onunla hem-dest olan Şücaü’s-saltana’nın tenbîhi için sevk eyledi ve her iki şehzade esir oldular. Ferahani’nin kaymakamı Mirza Ebu’l-Kasım fazl ve hünerde, fesahat ve belagatta, tahrîr ve takrîrde emsalsiz, kifâyet iş bilmede dahi, mevki-i bülend sahibi, cesur ve kuvvetli basîretli idi ve fakat kendi işlerini takviye de büyüklerin çoğunu ezdi ve müdâhale ettirmedi ve müfret sû-i zannı hasebiyle bütün işleri kendi yapmağa uğraştı. Bu sebeple işler teehhür oldu. Bunlara zamime olarak da bu hünermend …. Ve gurur sahibi idi. Padişah’a cesaretle ahaliye huşûnetle muâmele etmiş ve her kesi incitmiş ve kalbini kırmıştı. Muhammed Şah’ın saltanatının ikinci senesi Niğaristan bağında haps edildi.

 

(s. 47) Sabıkda padişahın muallimi bulunan Revanlı Hacı Mirza Ağası, Muhammed Şahın iradeleriyle sadârete nâil oldu.

Muhammed Şahın ahd-ı saltanatındaki vekâyiden birisi de Herat muhârebesidir. Herat hâkimi bulunan Şehzade Kamuran Sistan’ı zapt etmek fikrinde bulunmakda ve İran devletine karşı başka suretle de muhâlefeti görülmekte olduğundan Muhammed Şah onu tenbîh ve Herat-ı teshîr azmiyle hareket ve Herat şehrini muhâsara etti. 1253

Fakat Şehzade Kamuran’ın veziri Yar Muhammed Han şehrin muhâfazasında kifâyet göstermiş olduğundan dokuz ay uzamış gerçi teshîri yaklaşmış ise de İngilizler Afganistan’ın Hindistan’a mücâvereti münasebetiyle bu işe razı olmayarak izhâr-ı husumet eylediler ve Şah muhâsarayı kaldırarak Tahran’a geldi.  1254

Bu padişahın zamanında heman heman İran ve Osmanlı devletleri arasında muhârebe zuhur etmek üzere idi. Şöyle ki Herat muhasarası zamanında Osmanlılar Basra’nın ticareti içün zararlı buldukları ….. harap etmiş ve 1258’de Kerbelay-ı mualede katl ve gâret yapılmış ve birçok İranlı bu vakada ölmüş olduğundan iki devlet arasında kedûret derece-i kemâle erişmiş ise de hüsn-ı tesadüf olarak çabucak araya harp girmedi ve belki ref’-i ihtilâf maksadıyla muhârebe olmadı. Osmanlı, İran, Rus, İngiliz memurları meclisler akdiyle uzun uzadıya görüşüldü. Bu mahalde İran memurları bilahare Atabek-i Azam olan Mirza Taki Han vezir-i nizâm idi.

Bu müzakereler üç sene uzamış ve âkıbet her iki devlet taahhüdâtta bulunarak ve ahdnâme akdiyle münâzaa ber taraf olmuştu. 1263

Avrupa devleleriyle Fetih Ali Şah zamanında başlayan râbıta Muhammed Şah zamanında artmış, Belçika, İspanya ve İngiltere devletleriyle ticaret muâhedeleri akd edilmiş idi. Fakat umur-ı dâhiliye kâmilen Hacı Mirza Agasi’ye tevdî’ edildi. Nikris illetine mübtela ve hastalıklı olan Padişahın veziri Hacı Mirza Agasi’ye son derece itminânı ve itimâdı var idi.

Söylemek ve bilmek icâp eder ki Hacı da dünyanın mübarek yaratılmış insanlarından sayılabilir idi. Fakat memleket idaresinde muvaffakiyet herkese nasîp olmaz. Hacı ziraat ve felahat vezaretinde iken meyl ve şevke ve kuvey-i ilmiyeyi ihtiyaç göstermeyen bu vazife de muvaffak olmuştu.

 

(s. 48) Yine böylece sadaretde bulunurken de birçok mülkü imâr eylemiş, ziraat ve felâhat sahasını genişletmiş, askeri umuru hayli terakkiye mazhar kılmış ise de umur-ı mülkiyedeki râbıtasızlık ve fazla müsâhamakârlık yüzünden mehâm-ı devletin intizâmı karışmış ve işler düçâr-ı ihtilâl olmuş ve gâfil bulunduğundan her taraftan fitne zuhûr etmişti. Fesâdın en büyüğü Horasan fitnesi idi. Fetih Ali şah zamanında bir müddet sadârette bulunan Allah Yar Han Asafü’d-devle’nin bundan sonra da daima bu makama tâlip olup bu zamanda Horasan hükümetinde bulunmakda idi. İsyân etmiş ve Tahran üzerine harekete hazırlanmış idi. 1263.

Fakat Allah Yar Hanın haciplik münasebetiyle sarayda Salar ismiyle maruf olan oğlu babasından daha evvel heves ve ümide düşerek bütün Horasan âzamını ya itaate almaya veyahut birlikte bulundurmağa muvaffak olmuş olduğundan cemiyet-i Salar kuvvetlenmiş ve fitne pek büyümüştü. Ba-dema Haşmetü’d-devle lakabını alan ve Padişah’ın biraderi bulunan Hamza Mirza Horasan hükümetine ve bu fitnenin ref’ine memur oldu. ibtidâ âsar-ı terâkki görüldü ise de Salar Meşhed-i Mukaddes ahalisini de kazanarak bu şehre mâlik olmuş ve Hamza Mirza şehrin kalesine sığınmış idi.

Bu sırada padişahın hastalığı şiddetlendi ve 1264’de on dört sene hükümetden sonra vefat eyledi.

Muhammed Şahın vefatından sonra Nasreddin Şah olan, Veliahd Şehzade Nasreddin Mirza bu zamanda Tebriz’de bulunuyordu ve evvelce zikri geçen Mirza Taki Han Vezir-i Nizam padişahın Tahran’a hareketi vesâitini ihzâr eyledi. Şehinşâh vezir-i nizâm ile birlikte Daru’l-hilafe ye müteveccihen hareket eylediler. Vezir-i nizam yolda Emir Nizam unvanına nâil oldu ve Tahran’a muvâsalatında padişah taht-ı saltanata cülûs emir buyurdular ve Emir Nizam’a sadareti tevcîh eyledi ve Atabek-i âzam unvanıyla umur-ı mülkiyeyi onun dest-i kifâyetine tevdî’ eyledi. 1264

Sâbık sadrazam Hacı Muhammed Agasi sû-i sulâkü hasebiyle herkesin menfûru olduğundan Muhammed Şahın vefatından sonra umumun tasallutundan masûn kalmak içün Şehzade Abdu’l-azam’a ilticâ eyledi. Nasreddin Şahın mevkibi yolda bulunurken ümera ve ekâbir işleri elde bulundurmuş mehdi ulyâyı saltanat valide Nasreddin Şah da bunlara riyâset eylemişti. Ama padişah umur-ı saltanata başlar başlamaz memleketi fitne ve fesât içinde gördü. Her taraf iğtişâş da, her iş karışmış, her vilayette ser-keşlik isyân derecesine varmış

(s. 49) Her köşede muhâlefet sedâsı kulakları tırmalıyor. Bunların en fenası da Horasan’daki Salar’ın vücuda getirdiği fitne idi ki Hamza Mirza Meşhed kalesinde mahsûr düşmüş ve işi de fenalaşmıştı.

Yar Muhammed Han Afgan, Herat tarafına gitti. Hülasa Hamza Mirza’nın biraderi olup bu vakןa da Hüsamü’s-saltana unvanını alan Sultan Murad Mirza bir ordu ile Horasan’a memur oldu ve Salar uzunca mukâvemet gösterdi. Şehzade Hüsamü’s-saltana ile muhârebeler ettiyse de âkıbet Meşhed-i Mukaddes ahalisi teslim olmaktan başka bir çare bulamadılar. Şehir teshîr edildi. Bundan sonra daha üç sene Salar tehurla Devleti düçar-ı zahmet ettiyse de nihayet katledilmekle fitne sukûnet buldu. 1266

Sair bilâd ve vilayâtta da müteaddid fitneler görülmekte idi. Bunların cümlesi Emir Nizam’ın kifâyet ve hüsn-ü tedbiri ile ref’ edildi. Umur-ı maliye tamamıyla muhtal olmuş ve Hacı Mirza Ağasi zamanında hazine-i devlet boş kalmış ve masraf da irâddan fazla bulunmuş idi. Emir Nizam bu müşkilâtın hallini de nazar-ı dikkate aldı.

Şâyân-ı hayrettir ki bu büyük zat hârici esbâb olmaksızın ancak kendi kabiliyeti ile dun Bir dereceden âli bir makama yükselmiş yani tamamen padişahın kaymakamı bulunmuş idi. İş ve meşguliyeti esnasında Nadir Şah ve Fransa’nın napolyonu derecesinde kendini göstermiş, dost düşman onu Dehr’in nadirâtından saymış ve bir hilkât-ı fevkalade tanımış idi.

Emir Nizam ordunun tertîp ve intizâmını, irâdı iki milyon artıracak surette umur ve kuyûdât-ı maliyenin ıslâhını az zamanda muhâl görünen harâbinin tamirât ve imarını bir iki sene içinde vücuda getirmiş idi ki bütün bu işler kendi büyüklüğünün delilini teşkil ederler. Emir Nizam pâyitaht ve sâir vilayâtın intizâm ve emniyeti cadde ve yolların eşkıyadan tasfiyesi, cur ve zulmün, akın, çapul ve tecâvüzün kaldırılması, memâlik-i hâriciye de dahi itibârı devletin temini, dâhilde ulâm ve sanâyiin tervîç ve teşvîki ve ziraat, dokumacılık ve diğer işlerle adât rezile halât-ı zemîmenin nesih ve terakki, iltimâs ve rüşvetin men’i, sıfât-ı hasene ve huzzal-ı merzıyye ile hareketi ve milletin esbâb-ı terbiyesini cem’ ve ihzâr içün Darü’l-funun inşası ve gazete icadı ve sâir bu gibi şeylerden hiçbir şeyi geri bırakmadı. Bizim hayli mahsûl alacağımız tohumlar ekdi. Sâir efkârı içün fırsat bulamadı. İngiliz âlimlerinden birisi kaçarlar tarihi

 

(s. 50) İngilizce yazmış ve tab’ ettirmiş, bu kitabın nüshalarından birisi de bende bulunmaktadır. Bunda yazıyor ki Sezar, Şarlman, Napolyon ve emsalinin Hüdavend alemin akvâm ve milele tarîk-i saadet irâesi içün gönderdiğini söyleyenler, pek çabuk helakına hüküm takdir sadır olmuş olan ve kendi gayesinin tamamını göremeyen Emir Nizam içün ne buyuracaklardır? Bu kabîl eşhâsdan madûd olduğuna, millete hoş bahtlık sukûnet ve refâh verdiğine yakın hâsıl olmuşdu. Yazık ki hoş parladı, fakat padişah acele etti.

Bu meceranın tafsîline gelince, Nasreddin Şah yek vucüd gibi bu iş adamının kadrini biliyordu ve onunla daime hem-fikir idi. Fakat devrin garaz-kâr ve müfsidleri, havâsı hırs-ı câh ve mal arzusunda olduklarından ve Müşarun-ileyhi kendi emellerine mâni’ gördüklerinden huzur-ı padişahî de ardı arası kesilmeksizin Emir Nizam’ı çekiştirdiler. Onun iyiliğini kötülükle tabîr eylediler. Güzelliğini çirkin yazdılar. Ona saltanat iddiâsında bulunduğu töhmetini isnâd eylediler. Padişahı korkuttular. Padişah da âkıbet onu azl etti ve Kaşan’a gönderdiler.

Bu müfsidler âli hazretin ona karşı şüphesi olmadığından yine iş başına getireceğini biliyorlardı. Bunun için Emir Nizam hayatta bulundukça rahat oturamadılar ve Kaşan’da şehit oldu. Emir Nizam’ın müddet-i sadareti üç senedir. Bundan sonra sadaret devletin itimâdına mazhar olan ve vezir-i leşker bulunan Mirza Ağa Han Nuri’ye tevcîh edildi. 1271 senesinde Hive Hanı asâkir-i mansûre elinde katledildi.

Bu vakanın tafsîli şöyledir;

Harezm evvelce İran’a aid idi. Fakat Nadir Şah’ın vefatından sonra istiklâl bayrağı açtı. Yani bazen Hive Hanları Harezm sultanlarıyla eymen İran’a tâbiiyet izhârında bulunmuş ve fakat Fetih Ali Şah’ın vefatından sonra bu kayıtdan tamamıyla âzâde bulunmuştur ve hatta bazen İran arazisine bile el uzatmışlardı. Bu sene Muhammed Emin isminde ki Han, Merv’i teshîr kasdıyla ve kırk bin kişi ile Horasan’a girdi. Horasan hâkimi şehzade Feridün Mirza Fermânfermâ onunla muhârebe etmeye koyuldu. Serhadde karşılaştılar. Muhârebe vukua geldi. Hive Hanı mağlûp ve maktûl olarak başı Tahran’a gönderildi. Şemsü’l-şüera İsfahanlı seruş, Efser Harezm ki ….. … beytini söyledi. Sene 1272.

 

(s. 51) Sadrazam İtimadü’d-devle Kabil Emiri Dost Muhammed Hanın Herat’a taarruz etmesi mülâhazasıyla şehzade Sultan Murad Hisamu’s-saltana’yı Herat’ın zaptına gönderdi. Şehzade şehri muhâsara ve bir sene sonra zapt eyledi.

Fakat İngiltere devleti bu işe razı olmadı ve İran’ı Herat’ı tahliyeye mecbâr etmek içün Haliç-i Faris’e ordu ve donanma gönderdi. …. Adasını zapt eylediler ve bu şehir sahiline piyâde ihrâç ederek şehri kendi idarelerine bulundurmağa karar verdiler. Bundan sonra Sipehasalar şahs-ı evvel devlet olan Mirza Muhammed Kaşıkcı başı Kaçar, İngiliz hükmüne memur olmuş ise de Fars ordusu ve İlhani Fişgani ordusu kumandanı bulunan Mihr Ali Han Şücaü’l-mülk onun muvâsılatından evvel muhârebe ederek mağlâp oldu. Bundan sonra İngilizler ….. şehrini zapt eylediler. Hükümrân-ı Arabistan olan şehzade hanlar Mirza ihtişamu’s-saltana’da muhârebeyi başaramadığından o vakit Eminü’l-mülk lakabını alan Kaşanlı Ferh Han Eminü’d-devle sefaretle Paris’e giderek bu pâyitahttaki İngiliz sefiriyle musâlehe akd eyledi ve İran askerinin Herat havâlisini tahliye etmesi ve İngilizlerin de İran’dan çıkması kararlaştırıldı. Tesadüfen heman bu sırada Hindistan’da bir ihtilâl başlamış olduğundan bu sulh İngilizler’e pek faideli olmuş ve İran’ın menâfii elden çıkmıştı. Bu şehir muhârebesinden sonra İtimadü’d-devle Mirza Ağa Han Nuri, Şahın nazarından düşdü ve sadaretten mazûl oldu.1275

Umur-ı mülkiye altı vezaretin uhde-i kefâlet ve kifâyetine tevdî’ edildi. Bu altı vezarette şunlardır. Vezaret-i dâhile, vezaret-i hârice, vezaret-i cenk, vezaret-i maliye, vezaret-i adliye, vezaret-i vezâif. O zamanın vekâyiinden biriside Merv muhârebesidir. Horasan ve Gürgan komşuluğunda olan Harezm Türkmenleri kadîmden beri vahşi ve sahralarda yaşar yağmacı idiler.

Taifece İran ahalisine bir husûmet-i mahsûseleri vardı. Ekseriyetle İran arazisine akın eder, yağma ve çapul yaparlardı. Ziyaret kasdıyla Meşhed-i Mukaddese ve başka maksatlarla Horasan’a giden kervanlar çok defa bunların hücumuna düçâr olur, malları yağma edilir, yolcular öldürülür veya esir alınırdı. Horasan hükümeti kaç defa bunların zararını def’ etmek istediyse de başaramamıştı.

1276 senesinde Hamza Mirza Şahmetü’d-devle Horasan hükümrânlığı ve Mirza Muhammed Kavamü’d-devle’nin refâkat ve vezaretiyle Merv’i tasfiye ve Türkmenleri tedmîre memur oldu.

 

(s. 52) Bir hiçbir vakit hiçbir yerde kendi adâtımızdan ayrılmağı caiz görmüyoruz. Bu iki memur arasındaki nifâk Türkmenlere kuvvet ve İran askeri içün de sebeb-i zaaf idi. Mağlûp oldu ve öldüler. Bu muhârebe de otuz kırk bin kişi bâd-ı fenaya gitmişdi. Fi’l-hakika bu zamandan itibaren İran devleti Türkmenleri inkiyâd ettirebilmekden me’yûs oldu. 1276

Mirza Ağa Han İtimadü’d-devle Nuri’nin azlinden sonra Nasreddin Şah birkaç zaman sadarete kimseyi getirmedi ve mehâm-ı umur dairelerince müstakil idarelerce yaptırılmakta idi. Fakat 1281’de defaten evvelce zikri geçen merhum Mirza Muhammed Han Kaçar Sipahsalar, sadaret manasında Sipehsalar âzamı unvanı aldı ve 1287’de Nasreddin Şah …. Irak’ı ziyaret içün o tarafa sefer etti. Osmanlı pâyitahtında sefir-i kebîr olup ötedenberi kâbiliyeti zahir bulunan Kazvinli Hacı Mirza Hüseyin Han Müşirü’d-devle bu mevkie, Irak-ı Arab’a geldi ve Şehinşah onu Tahran’a getirerek evvelce adliye ve vezâif ve evkâf vezâretlerini verdi ve bu kifâyetli zat bihakkın adaleti derece-i kemâle erişdirdi. Yalnız pâyitaht ahalisine değil sâir vilayâtın halkına da adl ve insâfı şâmil oldu.

Mirza Taki Han Emir Nizam vakasından yakinen nâdim ve mütessif olan Şah Hacı Mirza Hüseyin Han’ı bir ganimet bilerek onu ibtidâ sipehsalar-ı azam bade sadrazam nasb eyledi. Gerçi Müşirü’d-devle’nin ibtidâ-ı sadareti pahalılık ve kahtlık senesine(1288) tesadüf etti ve bu hal onun işlerine noksanlıklar verdiyse de şâyân-ı hayret kifâyet ve kâbiliyet ile işleri tanzîm ederek her tarafdan kahtzedelere muâveneti nizam-ı mahsus haline koydu.

Sarayın umur-ı devletini azamet ile, vezaret daire ve heyâtlarını Avrupa usulünde teşkil etti bir tertip ve usüle mâlik olmayan maaş ve aidatı nazm-ı sahîh altına aldı ve muntazaman alınabilmesi esbâbını cem’ ve ihzâr eyledi.

Divan azalarının ve vilayet hâkimlerinin taadîsini ref’ etmek ve onların cevr ve zülm ellerini bağlamak içün hadden ziyâde uğraştı ve işi ileri götürdü. Bi nihâye iş sahipleri ondan çekinir ve korkarlardı.  Yalan söylemek, taaddî, rüşvet, iltimâs, tam’ kalkdı. Avrupa’da olduğu gibi İran’da da işlerin doğrulukla görülmesini istiyordu.

Adl ve dâdın neticesini yani memuriyet ve terakkiyât-ı hâsılayı bu tarîkden Nasreddin Şah’a göstermek ve re’ye’l-ayn beğendirmek emelinde idi. İstiyordu ki adaletin ve beldeler umurunun

 

(s. 53) Tanzîminin ve ahalinin âsayişinde bulunmasının neler yapdığını ve memlekette ne derecelere îsal eylediği bilinsin.

İşte buna binaen devlet İran’la mütemeddin dost devletler arasında kuvvetli râbıta temini içün Avrupa’ya takarrüp esbâbını ihzâr etti ve Nasreddin Şah’ı (1290) Frengistan’a götürdü.

Binaen Aleyh İran’ın mesâisi de devletler mecmuasının bir cüz’i olmuş ve işlerde teâli göstermiş Emir Nizam’ın efkârını telafiye az kalmışken ya tesadüf veya âdât olarak yine aynı manalar çıktı. Yani Avrupa’dan avdette Müşirü’d-devle’nin işlerindeki muhsinâtı hoş görmeyenler onun azlini ısrarla talep ve Şehinşahı mecbûr ettiler. Hacı Mirza İbrahim Han Müşirü’d-devle’yi istemeyerek sadaretten attı ve Nasreddin Şah onların arzusuyla hareket etmiş ve dedikodu kalkmıştı. Her ne kadar sonrada Müşirü’d-devle’ye vezaret-i hârici’ye verildiyse de sipehsalar-ı âzamlıktan sonra, ve onun takviyesinde himmet eylediler. Fakat Hacı Hüseyin Han hıfz-ı makam ve mesnedin cemiyetle birlikte olacağını biliyor ve kendi efkâr-ı âliyesinin memleketçe anlaşılacağını ve mürûr-ı zamanla işlerin düzeleceği kanaatinde bulunuyordu. Nitekim 1295’te yine onun tergîbi üzerine Şah yeniden Avrupa’ya gitti ve fakat bu mukaddemeler neticesiz kaldı. Bu vekâyinin sebebini bilmemek yüzünden biz âlem-i tevakkufda kaldık ve bu iş bilici zatın kiyâset ve ittilaatından doğru bir hisse elde edemedik. 1297’de Kürdistan hududunda Şeyh Abdullah Kürd âsi oldu.

İki ay evvel azl edilmiş olan Müşirüddevle Azerbaycan’a gaile’nin def’ ve ref’ine memur ettiler. Fitne sukünet buldu.

Hacı Mirza Hüseyin han Müşirü’d-devle’nin haşmeti örtülünce dereskar-ı kadîm hanedanından Şeyhü’l-vüzera Müstevfi’l-memâlik Mirza Yusuf Esbinani iş başına geldi. Bu zat evvelden beri ismen ve manen sadrazam idi. Fakat 301’de resmen dahi sadrazam oldu ve takrîben bir iki seneyi bu rütbede geçirdi ve vefat eyledi.

Hacı Mirza Hüseyin Han Müşirü’d-devle’nin sadaretden azlinden sonra Nasreddin Şah iki defa onu sipehsalar-ı âzam yaptı. Fakat iyi bilmelidir ki bu zamanlarda Mirza İbrahim Han Eminü’s-sultan padişahın itimâd ve itminânına nâil oldu. Devletin muazzamât-ı umuru tedrîcen onun tarafına meyil etti ve padişahın iltifât-ı müfreti onu iş başına getirdi. 300 tarihinde mevkeb Hüsrevani Horasan’a azîmet etti. Mirza İbrahim Han Eminü’s-sultan hasta olduğu halde

(s. 54) Padişahın son derece arzusu üzere rikâbda bulunduysa da yolda bu cihândan diğerine gitti ve onun kırk iki, kırk üç senelik olan vazife-i mühimmesi tamam mansıbı ve Eminü’s-sultan unvanı ile oğlu Mirza Ali Asgar Han Emin’ül-mülke tevcîh olundu ve bu genç ismen ve resmen pederinin makamını tutdu ve manen şahs-ı evvel oldu ve lakin ancak 1303’de Sadrazam Müstevfi’l-memalik Mirza Yusuf vefatından sonra işlerinden üzerinden perde açıldıktan sonradır ki Mirza Ali Asger Hanın şahs-ı evvelki aşikâr oldu.

1306’da şahın Avrupa’ya üçüncü seferinde Avrupa pâyitahtlarında vezir-i âzamlıkla marûf oldu ve 1310’da ismen ve resmen makam-ı menbaı sadaret-i uzmâya nâil oldu.

1313 senesi şehr-i zi’l-kadenin on yedinci Cuma günü Nasreddin Şah harem-i hazret-i Abdü’l-azimde ziyaretle meşgul iken Kirmanlı Rıza onu bir ….. helak eyledi. Bu hal memleketi inkılâp ve iğtişâşa düçâr edebilecek iken sadrazam Mirza Ali Asger Han kifâyetini ibrâz ederek ruhsuz cesedi padişah hal-ı hayatda bulunuyor müşhasına şehr ve imârât-ı saltanata götürdü ve telgrafla gâile ve hâileyi Tebriz’deki tac ve tahtın vârisine haber verdi. 1313 senesi 18 inci Cumartesi merhum Muzaffereddin Şah Tebriz’e tahtı mevrûsuna cülûs eyledi ve takrîben kırk gün sonra da pâyitahta geldi ve bu padişahın on bir senesi inkılâp mukaddemesine ve memleketin ve İran devleti ve vaziyetinin külliyen değişmesine tesadüf eylediğinden bir itinâ-yı mahsûs ile tedkîk ve tahrîr olunmağa layıktır.

[1] Nadir Şah’ın Hindistan hükümdârı Muhammed Şah Gürgani’den aldığı büyük ve kıymetdâr taşların ki taht-ı tavus ve derya-ı nuralh zate değil, makâm-ı saltanata mahsus olarak hıfz edilmektedir. (nakl eden)

[2] Rus serdârının İngiliz sefirini tavsît ederek akde musâlehe eylemesi Osmanlılarla bir harbin arefesinde bulunduğundan ileri gelmektedir. (nakl eden)

Yazar Hakkında

Ozan DUR

Medeniyet Yüksek Lisans Tarih Bölümündeyim. durozan@gmail.com

Yorum Yaz