BÜYÜK İRAN TARİHİ 2

0

Büyük İran Tarihi isimli kitabın ikinci bölümünü paylaşmak istiyorum. Kitabın müellifi olan Muhammed Ali Furuği hakkında ve kitap hakkında bilgi sahibi olunmak isteniyorsa, “Büyük İran Tarihi” adıyla paylaştığım yazının okunması gerekmektedir. Muhammed Ali Furuği’nin Tarih-i İran-ı Bozorg isminde yazdığı kitap, oldukça erken bir tarihte Osmanlıcaya tercüme edilmiştir ve ben de onu günümüz Türkçesine aktardım. Bu yazı mezkur kitabın ikinci bölümünü ihtiva etmektedir.
İkinci Fasl
Safevilerin inkırazıyla Kaçar’ların istikrârı arasındaki vekâyi’:
(s. 22) Devlet-i safeviye’nin zevâlinden sonra Rus ve Osmanlı devletlerinin vaz’ ve hali İran’ın taksîm ve izmihlâlini nazarlarda ve bir emr-i vâki’ haline sokmuşlardı. Lakin cenab-i Kirdigâr onun halâsını murad buyurmuş ve lütf-ı kahhar-ı ecânibin dest-i tama’ını İran’dan çektirmişti.
Evvelce söylediğim gibi Nadir Kali, Efşar aşiretleri Türkmenlerinden bir Gürcü’nün oğlu idi. Nadir Kali gençliğindeki yakışıklılığı tesiriyle Horasan eyaletinde iburd zâbitinin hizmetine girmiş ve kadr ve itibâr bularak damadda olmuştu. Fakat onun tâli’ ve seciyyesindeki büyüklük ve istidâd-ı fevkalâde onu îtilâya cezp ediyordu. Binaenaleyh birkaç zaman sonra Sultan Mahmud sistani hizmetine ulaşmış ve melik Mahmud, Sultan Hüseyin’in zamanında Horasan da isyân etmiş ve bu eyalete müstevlî olmuştu. Nadir kali birkaç zaman melikiMahmud’a mülâzametten sonra ona düşman olarak cevelâna başladı ve Horasan bilâdından Nisan Eyburd “kelat”ı istilâ ile nâil-i hükümet oldu. Bu vakı’a naibü’s-saltana Feth Ali Kaçar’ın, Mahmud Sistani’yi def’ ile Horasan’a tasarruf etmesi içün bed-baht bir padişah olan Şah Tahmasb’ı Meşhed-i Mukadddes tarafına hareket ettirdiği zamana yakındır. 1138 Nadir kali ordu ile cünbüşler arasında Şah Tahmasb nezdine gelmiş ve iltifâta ve Tahmasb Kali Han unvânına nâil olarak melik Mahmud Sistani ile cenge ve Meşhed-i mukaddesi teshîre me’mur olmuştu. 1139
Ve orada Feth ali Han vücudunu kendi hayâlât-ı bülendine mâni’ gördüğünden derhal onun esbâb-ı helâkını cem’ ve izhâr etti. Ve melik Mahmud’un tardına müteveccih oldu. Bu kahraman ile olan muhârebesinde Meşhed-i mukaddesi zapt eyledi ve bir iki gün zarfında onun iktidârı o derecelere yükselmiş oldu ki Şah Tahmasb defaten anan ihtiyârını ona vermiş ve kendisi Tahmasb Kali Han emr ve irâdesine tâbi’ kalmıştı.

(s. 23) Bu tedbîrli kahraman Mazenderan işini ber-taraf etmiş ve giylan’ın istirdâdı içün Rusya’ya elçi göndermişti ve yine serian Horasan tarafına giderek Afganlardan Herat’ı istirdâd etmiş ve az bir zaman zarfında tekmîl-i Horasan’dan düşman ihrâç edilmiş ve eyalet teslim alınmış oldu.
Bu vakitlerde Şah Tahmasb’ı hakîr ve kâbil-i itibâr görmeyen Eşref Afgan bu vekâyi’i işidir işitmez Safevi padişahıyla harp etmek maksadıyla hareket etmiş ve Horasan’a girmişti. 1141
Şah Tahmasb ve Tahmasb Kalihaan onu karşılamış idiler. Damgan yakınında iki ordu telaki eylediler. Muhârebe vukâa geldi ve Afgan ordusu Tahmasb Kalihan’a mağlûp oldu. Eşref Tahran istikâmetine kaçtı. Fakat dere havar kenarında durdu ve bu boğazı fatih ve galebe sed ve bend ederek âtiyen onun hakkından gelmek mülâhazasıyla İsfahan’a gitti. Damgan mağlûbiyetin acısını çıkarmak üzere diğer Safevi pâyitahtı olan İsfahan da katliâm yaptı ve Osmanlılardan muâvenet talep eyledi.
Osmanlı ve Afgan ordusunu İsfahan’ın bir menzil şomâlinde “murçe hort” da Tahmasb Kali Han ile muhârebeye hazırlandı. Burada da nâire-i kıtâl ulvi-riz iştigâl olup yine Eşref makhûr oldu. İsfahan’a kaçtı ve buradan Şiraz yolunu tutdu. Tahmasb Kali Han İsfahan’a yetişmiş ve pâyitahtı zapt eylemişti. Akabinden Şah Tahmasb da gelerek taht-gâh-ı mevrûsuna sahip oldu. 1142
Birkaç zaman sonra Afgan işini ikmâl içün Tahmasb Kali Han Şiraz’a hareket etti. İstahizle Şiraz arasındaki zerkan’da yeniden Eşrefle karşılaştı ve muhârebe vukûa geldi üçüncü defada Afganlar mağlûp olarak firâr eylediler. Eşref artık bu işin ileri gitmesinden nâ-ümid olarak selâmeti vatanına yani Afganistaa dönmekte görmüş idi. Fakat Afganistanla muvâsalatında evvelce söylendiği vechle melik Mahmud’un biraderi onu öldürdü.
Tahmasb Kali Han bu izâh edildiği vechle Afganların elini İran’dan çektirdikten sonra eyalât-ı sâirenin tasfiyesine mübâşeret eyledi. Farsdan (Huzistan-Luristan’a) gitti. Bu nevâhi de iğtişâş olan her yerde fitneyi ber-taraf, süküneti tîn eyledi.

(s. 24) Bu zamanda Mazenderan, (Horasan, Kandhar, Yezd ve Kirman) yani tamam-ı nısf-ı Şark-ı İran’ın idaresi belki saltanatı kendisine tefvîz buyuruldu. Fakat henüz İran vilayetleri kâmilen ecânibden tasfiye edilememiş garp ve şomâl-ı Osmanlı ve Rusların taht-ı tasarrufunda idi.
Bunun üzerine Tahmasb Kali han bu vilayâti istirdâda teşebbüs etti bir defa Nihavendde bir defa helayerde Osmanlı serdârlarıyla karşılaşmış ve muhârebe etmiş, tekliflerinden haberdâr etmek üzere mağlûbiyetler üzerine muhtelif darbelerde vurmuştu. Osmanlılar kendi memleketlerinin yolunu tutdu ve gittiler. Hemedan Kirmanşah, Sifendiç İran asâkirinin taht-ı tasarrufuna girdi ve Osmanlı ordugâhıyla beraber birçok esir alındı. 1142
Irak’ın tasfiyesinden sonra Tahmasb Kalihan Azerbaycan’a teveccüh etti ve fetih ve zaferin daima İran ordusuyla olduğunu gören Osmanlılar mukâbeleye cüret göstermemiş ve her tarafta firâr etmişti. âkıbet Azerbaycan da muhârabe vukûa geldi.
Ve Osmanlı askeri fena bir mağlûbiyete dûçâr oldu. Hakikatte Azerbaycan da defaten kurtarıldı ve Tahmasb Kalihan cenaha azîmet ve Revana hareket üzere iken Afganların Horasan da karışıklık vücuda getirdiğini haber alarak o tarafa harekete mecbûr oldu. 1143
Horasan iğtişâşını da Tahmasb Kalihan kolaylıkla ref’ etti.
Ve Ruslar ta bu vakitten Tahmasb Kali hanın matlab ve merâmının ne olacağını görmüş ve böyle bir zât ile husumeti câiz bulmamış olduklarından Giylanı tahliye etmişlerdi.
Fakat Şah Tahmasb bu kahramanın gıyâbetinde câhil ümerânın tahrîki ile kendi rüşd ve rü’yetini ve faaliyetini izhâr etmek fikrine kapıldı ve vilayetin mütebâkisini zapt etmek maksadıyla Azerbaycan’a gitti ve bu işlerde tamamen muktedir olamadığından bir terakkî gösterilemeyerek geri döndü ve hemedan yakınında Osmanlı ordusu tarafından mağlûp edilerek İsfahan’a kaçtı ve Tahmasb Kalihan’ın darb-ı desti ile Osmanlılardan istirdâd edilmiş olan vilayetler ikinci

(s. 25) Olarak elden çıktı ve Şah Tahmasb Azerbaycan tarafında her iki devlet arasında Aras nehri hudud olmak üzere Osmanlılarla sulh akd eyledi. 1144
Bu vak’ayı haber alan Tahmasb Kalihan pek ziyâde kızdı ve “bu muâhedeye itibâr yoktur Osmanlıların haberi olsun ki ya kâmilen İran vilayetleri terk ederler ve ya muhârebeye hazırlanurlar” bundan sonra Irak’a teveccüh etti. Ve bir arîza ile İsfahan da huzur-ı padişahi ile teşerrüfü ricâ eyledi. Şah onun mesulünü is’af eyledi. Şah’ın İsfahan’a muvâseletinde onu kendi ordusuna davet ve esbâb-ı îş ve işreti ihzâr eyledi. Şah Abbas mülâhasasızlıkla o kadar içmiş idi ki akıl ve ihtiyârı elden gitti ve serhoşluğa başlayarak küfürler etmeğe münâsebetsiz hareketler yapmağa koyuldu. Büyükleri tam bu an içün cem’ ve ihzâr etmiş olan tedbîrli Tahmasb Kali Han, Şahın ahvâl ve harekâtını bunlara irâe ederek akıl ve ihtiyârı böyle olan bir zât nasıl olur da bir iş yapabilir,
Hep mütessir olarak- bunun bir iş yapmasına imkân yoktur dediler.
O halde düşününüz kararınızı veriniz dedi.
Tahmab Kali han büyükleri kendisiyle müttefik ve hem-destan görünce birkaç gün içinde Şah Tahmasb’ı tutmuş ve hal’ etmiş ve hapis edilmek üzere Horasan’a göndermiş idi ve ism-i saltanatı Şah ve Tahmasb’ın bir yaşında bulunan oğlu Abbas Mirza’ya intikâl ettirerek kendiside niyâbet unvânıyla müstakilen İran’da icrây-ı saltanata başladı. 1145
Tahmasb Kali Han bu vehcle kayd ve bendden fâriğ ve ihtiyâr-ı mutlak sahibi olur olmaz Bağdat’a hareket ve şehr-i mezkûru muhâsara etti. Fakat serdar ummanı Topal Osman paşa ile Bağdat’a büyük bir takviye ordusu gelmiş idi. Samira civarında Tahmasb Kali han ile karşılaşmış ve ilk defa Tahmasb Kali han mağlûp olmuş ve Hemedan’a kaçmış ise de üç ay içinde yeniden hazırlanarak intikâm kasdıyla Bağdat’a gelmiş ve Topal Osman paşayı yalnız mağlûp etmekle kalmayup hem de cihân-ı diğere göndermiş idi.
Bu sırada da Farisi de de bir fitne zuhûr etti ve Tahmasb Kali han orada da göründü ve Şirvan’a hareket etti ve bu vilayeti dağıstan ile birlikte zapt ve teshîr eyledi. Yine bu sırada Rus devleti ile akd-i sulh ederek Derbend ve Baküden vazgeçmiş oldu ve bu kısmın o devletin tasarrufuna terkiyle İrandan ellerini çekmelerini temîn eyledi. 1147

(s. 26) Rusların artık bu taraftan sarf-ı nazar eylediler. Fakat Osmanlılar henüz İran’dan zapt eyledikleri aksâma tesâhup fikrinde idiler. Serdar Abdulllah Paşa kumandasında bir ordu İran cengine me’mur olmuş ve Karsda ikâmete geçmişti. Tahmasb Kali han Gence, Tiflis, Revan kalelerini zapt eyledi. Abdullah Paşa Revan civarına Tahmasb Kali hanın ihzâr eylediği muhârebe meydanına geldi. Her ne kadar müşarünileyh ile birlikte yüz yirmi bin kişi bulunmakta ve İran leşkeri on beş bin mikdârında ise de Osmanlılar mağlûp olmuş ve serdar-ı Osmanî de maktûl düşmüş idi. Osmanlı ordusu ezilmiş ve dağılmış idi.
Gence, Tiflis, Revan, Kars ve başka bir ifade ile Osmanlıların İran’dan zapt etmiş oldukları tekmîl-i vilayât onlardan geri alındı ve hak sahibi hakkına nâil oldu ve devlet-i Osmaniye Afganların taarruzdan evvel olan hududu tanımağı kabul eyledi. 1148
Artık Nadir kulu veya Tahmasb Kali hanın kâbiliyet ve isti’dâdını, zahmet ve hizmetini tasdîk ile Nadir Şah olarak; ısdâr-ı âzîm sahibi olan Erdeşir makamı tutması zamanı gelmişti.
Çünkü artı bu zamanda gâsipleri ihrâç etmiş ve tamam-ı memâlik-i mahrûseyi tasfiye eylemişti. Onun bu hakkını teslim etmek tekmîl-i İran ahalisinin boynunun borcu idi. Gerçekten bu zâtın büyük işlerinin inkârına hiçbir ferd cesaret de edemezdi.
Binaenaleyh Tahmasb Kalihan kendinin ilk arzusunu yerine getirmek yani tâc ve taht-ı cisme ve mülk-ü Aceme sahip olmak içün memleketin tekmîl-i rüesâ ve ekâbirini Azerbaycan mülhekâtından olan Mogan Sahrasına cem’ ve ihzâr eyledi ve mecliste bir hitâbe de bulundu ve bunda “bizim kasdımız memâlik-i İran’ın tasfiyesi, Afgan’ın ve sâir gâsiplerin derf’-i şeri ve kendi hududlarını tanımaları ve artık tecâvüz edememeleri içün Rus ve Osmanlı devletleri bir karar

(s. 27) Sahîh vücuda getirmek idi. Bu işler tanzîm ve temîn edildi. Artık benim vücuduma ihtiyaç yoktur. Safevi Hanedanı bakiyesinden ve yahud bu silsilenin gayrisinden kimi sâlih ve layık görürseniz padişahlığa intihâp ve itâat ediniz. Ve ben hasta olduğumdan artık kendi halime bırakınız” dedi.
Hazırûnun cümlesi- bu kadar müştakdan sonra İran saltanatı senin hakkındır. Bu makam müşkil içün senden başka kimseye layık değildir- dediler.
Nadir vaz’ ve hali gördü ve fakat Dibhim padişahının Tahmasb Kalihan başına geçirilmesinden çekindi.
Bir ay da zâhiren umûr ile iştigâl eyledi. âkıbet dedi ki- eğer benim saltanatıma arzunuz var ise benim bir sözümü dinlemeli ve aynı maslahat olarak kabul etmelisiniz.
-doğrudur. Buyurunuz-dediler.
Buyurdular ki- sizin tutmuş olduğunuz bu Şîi mezhebi Müslimîn arasında nifâka sebep oluyor Sünni ve Şîa’nın birbirine yakın olması iyi olur. Yani sizde kendinizi ehl-i Şîi’den sayınız ahkâm-ı diniyenin teferruâtında İmam Cafer Sadık hazretlerinin pey-rev olunuz ve mezheb-i Caferi beşinci ehl-i sünnet mezhebi olsun. İran büyükleri kabul ettiler ve Tahmasb Kali han tahta çıktı ve cülûs merâsimi oldu ve kendini Nadir Şah ilan eyledi. 1148
Nadir Şah Efşar Mogan sahrasından İsfahan’a geldi ve pâyitaht havâlisinde hal-i isyân da bulunan bahtiyar kabâilini itaata getirdi.
Afganistan’ı teshîr etmek ve Afganları münkâd eylemek azmiyle Kandhar’a hareket etti ve uzun bir muhâsaradan sonra Kandhar’ı zapt etti ve Kabil’e dahi tasarruf eyledi ve Afganistan teslîm oldu. 1150
Kandhar’ın teshîri sıralarında Nadir Şah kendi oğlu Rıza Kali hanı Belh’i zapta me’mur etti ve sahib-i tedbîr olan bu genç bu şehri zapt eyledi ve Ceyhunu da geçerek beylerle muhârabe ve onları da makhûr eyledi ve sonra pederinin emri üzerine geri döndü. Pederi niyâbet-i saltanatı kendisine tevdî’ ederek Hindistan fethine azim etti. 1151
Afşar Cihângîri İran’ın istihlâsı içün hâricin tecâvüzünü men’ etmekle iktifâ etmeyerek geçmişde ki şuûnat ve mefâhiri yenilemek Kuriş ve Daranın yapdıklarını yapmak ve İran milletinin malumât ve kudretinin nişânesini bütün komşulara göstermek istiyordu.

(s. 28) İşte bu azim ile Pişaverdi geçti ve dâhil-i Hindistan oldu. Keşmir, Pencap ve Lahor’u kolaylıkla itaat ve idâresi altına alarak Hind pâyitahtı olan Dehli’ye müteveccihen hareket etti ve bu şehrin yirmi beş fersah uzağında Hind padişahı olan Muhammed Şah Küzkani İle muhârebe ederek onu mağlûp ve münhezim eyledi. 1151
Muhammed Şah Hindistan tâc ve tahtını İran Şehinşâhına teslîm etmekte muztar kalmış ve fakat Nadir Şah akıl ve ihtiyât sahibi bir zât olduğundan bu geniş Hindistanı kolaylıkla zapt etmenin ve bu memleketi muhâfaza eylemenin mümkün olmadığını biliyordu. Nazarında İskender-i Kebir ve sâir büyük hükümdârlarla şerâfet ve kudrette beraber bulunmaktan başka bir arzusu da olmadığından bu memleketin saltanatını ikinci defa yine Muhammed Şah’a bahş eyledi ve bu padişahda şerâfet ve büyüklük mukâbilinde olarak hazinelerinin bütün emvâl ve cevâhirini Nadir Şah’a takdîm eyledi. Bu nakdin ve bu kıymetdar taşların mikdârı tahminen üç yüz milyon tumana muâdil idi ki bugün yedi yüz milyon pul tutabilir. Hala İran hazinesinde mevcud olan taht-ı tavus deryay-ı nur gibi en büyük taşlar onlardan alınmıştır.
Hindistan seferinden İran için bir faide Sind nehrinin garbindeki arazinin bu memlekete zam ve ilhâk edilmesiyle ve bundan sonra Şarkdan İran hududunun Sind nehrine dayanmış olmasıdır. 1152
Nadir Şah, bu şeref ve devleti tahsîl ve Sind havâlisini kâmilen tasarruf etmeği müteâkip Türkistan’a azîmet eyledi. Bu havâlinin padişahı Nadir Şah’ın gıyâbında Horasan’a tecâvüz etmişti. Nadir Şah bu cesaretlerinden dolayı bir daha İran’a taaruzunu hatır ve hayallerine getiremeyecek bir şiddetle onları vurmak istiyordu. Bunun içün suhunu geçti ve kemâl süratle Buhara’ya erişdi. Fakat Özbek padişahı karşılaşmağa ve Nadir Şah ile muhârebeye cür’et etmeyerek o şehriyâr-ı kahhârın hükmüne teslîm olmuş ve İran padişahı da Ceyhun nehri iki taraf arasında hudud olması temennisiyle Türkistan saltanatını yeniden kendisine bağışlamıştı. 1153
Aynı sene Nadir Şah maveraünnehir işinin hitâmını müteâkip bu memleketin padişahının tenbîhini kasd ederek Harezm’e teveccüh etti. Harezm padişahı da Horasan’a tecâvüz etmişti. Fakat bu padişah muhârebeye hâzır bulundu. Nadir şah bununla muhârebe etti ve öldürdü.
(s. 29) Ve onun işlerini ikmâlden sonra da kendi eski makarrı olan kelat karyesine geldi ve Kelat’dan Meşhed-i mukaddese hareket etti ve bundan sonra da ser-keşliğe kalkmış olan Lezki’lerin te’dîbi içün o tarafa azîmet eyledi. 1154
Bazı Garp müverrihleri Nadir Şah içün Şark Napolyonu demişlerdir ki vâkıa da mutâbıktır. Hatta bu Şehriyâr-ı fâtih ahir ömrüne kadar tereddî etmiş ve evvelki tarz-ı hareketi bâki kalsa ve fesâd-ı ahlak göstermeseydi bu delâile istinâden Napolyon’a bile tercîh eder idim.
Ta ilk zamanlarından Harezm’in fethine kadar olan müddet esnâsında bu padişahın ahvâl ve a’mâline bakıyor ve görüyoruz ki hiçbir fâtih ve hükümdâr böyle bir mülâyemet, adâlet, mürüvvet ve kerâmet-i nefs ile muâmele etmemiştir. Sâir memleketlerin fâtih ve ordu serdârları esbâb-ı şöhret ve iftihârları mukâbili olarak kendi şehirleri ve ahalisine ve feth edilen vilayetlere bir çok eziyet ve su-i muâmele zarar ve hasâr verirler idi. Fakat İran ve İraniler içün iftihâr-ı azîm ve bir çok menâfi’ tahsîl ve temîn eden Nadir Şah’ın fütuhâtı sadmelere dûçâr olan birkaç nâhiyeden başka bir hasârı mü’eddî olmamışdır.
Fakat bostanda gül dikensiz olmaz, çok defa sefayı cefâ takîp edegelmiştir. Feth-i Harezm’den sonra Nadir Şah Dağıstan’a giderken Mazenderan ormanında kendi üzerine bir ok atılmış ve her taraf aranmış bulunamamıştı. Padişah kendi oğlu Rıza Kali handan şüphe etti ve kahraman gencin gözlerini çıkardı ve işte bu iş bilahare ona sû-i tesîr ederek ahvâli değişti. Şirvan ve Fars ahalisinin ihlâli, kaçar taifesinin isyânı da bunu artırdı. Netice, âkil âdil Nadir Şah zâlim oldu. Hırs ve cenûn ona yapıştı. Tama’ ona musallat oldu. Kendisinden dünya da pek az cabbare ve hunhârlık yapdığı harekât zuhûra gelmeye başladı. Malını zapt içün reâyaya zecr, azap işkence ve katlden hiçbir şey geri bırakılmadı.
Birini kör etti, ötekini diri iken mezara koydu ve cümlesini ateşlere attı ve mâsumların başlarından kaleler yaptı.
Bu halin neticesi malumdur. Artık ahali kendisine sâbıkdaki gibi merbût olmayup çaresizlikten ve korkudan itâat ediyorlardı. Bu halde ise evvelki terekkiyât vücud bulmuyordu. İsyân edenlerde tamamıyla mutî’ ve münkâd olmadılar ve Nadir Şah’ın mezheb-i Caferinin beşinci ehl-i sünnet mezhebi olarak kabulü hakkında Osmanlılardan olan ricâsı da fiile çıkamadı ve bir

(s. 30) Kaç defa daha bu devletle muhârebeler oldu. Gerçi ekseriyetle gâlip ise de artık evvelki azm ve himmete mâlik değildi. Âkıbet Osmanlılarla dördüncü sultan Murad zamanındaki hudud, muteber olmak üzere sulh edildi.
Ahaliy-i İran Nadir Şahın evvelki tarz hareketine avdet etmesini Allah’dan niyâz eylemekde idiler. Fakat artık baht arka çevirmiş, ikbâl yüz göstermeğe başlamıştı.
Devlet-i Nadir’inin ümerâ ve ekâbiri de onun zulmetden ve kan içimliğinden nâçâr kalmış emniyetsiz ve can korkusuyla, Nadir Şah’a isyân etmiş olan biraderzâdesi Ali Kali han ile ittifâk etmişlerdi. Nihayet Fethabad da bir gece eğlencesinde onun tâçlı başını bedeninden ayırdılar. 1160
Nadir Şah kendi saltanatının son beş senesinde yurtıcı ve merhametsiz oldu ve İran ahalisine pek çok hakaret ve eziyet etti. Bununla beraber Acem mülkü üzerinde yine onun büyüklük hakkı vardır. Eğer iktidâr-ı azîm sahibi bu kahhâr zuhûr etmese idi Safevileri müteâkip herc ü merc esnasında İran eyalet ve vilayetleri ayrılmış ve her birini bir müdde’î eline geçirerek nam ve nişanımız, şükûh ve şânımız gâib olmuş olurdu.
Nadir Şah’dan sonra biraderzâdesi Ali Kali Han Ali Şah adil şah unvanıyla taht-ı saltanata cülûs eyledi ve tekmîl-i evlad-ı Nadir’i öldürdü. Meğer Rıza Kali hanın oğlu Şahruh Mirza’ya bir şey olmamış imiş. Adil şahın biraderi İbrahim Han iddiâ-i saltanata kalkıştı ve biraderini tutarak kör eyledi ve kendisini Şah ilân eylediyse de o da tiz elden ma’zûl oldu.
Ve Şahruh Mirza saltanata erişdi. Kardeşi de padişah oldu. Evlad-ı safeviyeden olup heliyye-i basardan mahrûm olan Muhammed, Süleyman şah unvânıyla padişah oldu. Gariptir ki, bu da büyüklerin birisi tarafından haps edilmekle yeniden saltanatı kör olan Şahruh Mirza’ya tefvîz eylediler. Zikr olunacak inkilâbât tesiriyle artık padişahlığın kuvvet ve nüfuzu da kalmamıştı. Müverrihler devlet-i Efşariye’nin inkırâzı 1163 olarak kayıt ederler. Fakat hakikatte bu silsilenin bakiyyesi Horasan da ta feth Ali Şah-ı mağfûrun saltanatına ve belki bu padişahın saltanatının da beşinci senesine kadar devam etti. Altıncı senesinde Şahruh Mirza’nın oğlu olup Şahruh Şah namıyla maruf olan Nadir Şah, silsile-i aliyye-i kaçariyye’den ikinci padişahın hükmüne tâbi olarak sultanlarına hitâm verildi. Nadir Şah’ın katlinden Kaçarların istilâsına kadar Horasanda hal bu suretle cereyan etmişti ve fakat sâir eyalât o kişverler fâtihinin vefatından

(s. 31) Sonra dûçâr-ı iğtişâş olmuş denilebilir ki o memleketlerde yeni bir sabah-ı inkılâp başlamıştı. Bir taraftan Nadir Şahın hizmetinde bulunan Afganlar yollarında bir mâni’ görmediklerinden Afganistan’a gidenler ve orada bir saltanat teşkîl Heratı ve bazı Horasan mühellâkatını kendi memleketlerine zam ve ilhâk ile bu memleketi müstakar bir dereceye getirdiler ki bugün dahi bâki ve mevcud bulunmaktadır.
Diğer taraftan ikinci Şah Tahmasb’ın serdârı Fetih Ali Han’ın oğlu Muhammed Hüseyin Han kaçar Nadir Şah zamanında Türkmenler arasında başbuğ oldu ve ondan sonra da Kaçar’ların makarr-ı aslisi olan Astrabad’a gelerek bu vilayeti Mazenderan ve Gilan’i istilâ etti. Azerbaycan’ı dahi Nadir Şahın sergerdelerinden Aradhan Afgan tasarruf etmiş Aray ardındaki vilayetleri dahi Gürcistan valisi Erikli Heraklius kendi tasarrufâtına ilhâka karar vermişti.
Lakin Cenub vilayetlerinde de iki zât müttefik olarak tesâhüp etmişlerdi. Bunlardan birisi Bahtiyari taifesinden Ali Murad han, diğeri Zend taifesinden Kerim han idi.
Bu iki zât hükümetlerine gâsip nazarıyla bakılmaması içün evlad-ı Safeviye’den Mirza Ebu Turab namına saltanat ediyorlardı ve onu Şah süleyman unvanıyla ilan eylemişlerdi. 1164 Fakat tiz elden Kerim han ile Ali Murad han arasında nifâk girmiş ve birbiri üzerine atılarak muhârebe etmişlerdi. Fakat Kerim han sıfât-ı hamîde ve ahlâk-ı kerîmesi hasebiyle umumun mazhar-ı kabulü olduğundan tekaddüm etti ve birkaç muhârebeden sonra Ali Murad han maktûl düşerek Zend padişahı tek olarak İsfahan ve Fars de saltanata nâil oldu..
Fakat Muhammed Hüseyin han kaçar ve Azad han Afgan iddiây-ı saltanat etmekte ve memlekette bu üçü arasında bir keşmekeş manzarası göstermekte idi. Gerçi ibtidâ Azad han Kerim hanı mağlûp ve onu münhezim etmiş ise de bilahare Farsde mağlûp olarak Azerbaycan’a gitti. 1167
Ve orada Muhammed Hüseyin han ile muhâlefette bulunduğundan ve mukâvemete de muktedir olamadığından Gürcistan valisine ve Bağdat hakimine mürâcaat ve onlardan dostluk talep eylediyse de tesâdüfen bu ikiden hiç biri de kendisine hem-râh olmadığından artık işinin hayrı kalmadı ve nâçâr Kerim hanın hizmetine girdi.
Artık Kerim han içün bâki kalan kuvvetli rakip Muhammed Hüseyin Han Kaçar idi ki evvelce

(s. 32) Kendisine gâlip de gelmişti. Padişah Zend Azad hanın şerrinden fâriğ olduktan ve kendi saltanatını isfahan ve Şirazda tahkîm ve tanzîmden sonra Muhammed Hüseyin kaçarı def’ etmek fikrinde bulundu. Lakin yeniden kaçar kahramanına mağlûp olup Şiraz’a gitti ve buranın kalesine kapandı. Muhammed Hüseyin han Şiraz’ı muhâsara etti. 1171
Fakat Şiraz’ın fethi müyesser olmadı. Mazenderan’a ric’at edildi ve Kerim han ordunun bir kısmı ile onu takîp etti ve muhârebeye attıldılar. Ve kaçar taifelerinin bir kısım büyükleri kendisine muğber bulunduklarından nifâka sapmış ve Muhammed Hüseyin han Kaçar muhârebe de mağlûp ve maktûl olmuştu. 1172
Ve Mazenderan, Gilan ve Azerbaycan Kerim hana musahhar olmuş ve Irak ve Fars de ilhâk edilmiş bulundu ve Muhammed Hüseyin hanın evladı ez-cümle saltanat-ı aliyye-i İran’ın müessis olan ferzâne-i kahhâr Ağa Muhammed han kaçarı Kerim han huzuruna getirdiler ve muşarunileyh bunları kemâl lütf ve muhabbetle kabul eyledi.
Muhammed Hüseyin Hana galebeden sonra Kerim Han Zend yirmi sene ferâgatle icrây-ı saltanat etti.
Lakin hiçbir vakit kendi ismine padişahlık unvânı ilave eylemedi ve daima kendini vekilü’r-reâyâ ilân eyledi. Bunun içün bu Zend padişahı Kerim han vekil olarak marûftur. Fakat kendisinin İran’ın en iyi hükümdârlarından biri olduğu da âşikârdır.
Onun evâil-i saltanatı bu memleketin zulüm-dîde ahalisi içün bir zaman rahat ve asayiş oldu. Şahsen hoş vakit geçirmek arzusunda olup umûm-ı İran ahalisinin de âsûde ve hoşhâl olmasını ister idi. Bu gün Kerim han vekilin vefatından yüz yirmi yedi sene geçmiş olduğu halde onun büyüklüğü, ref’eti dillerde destandır.
Onun sadeliğe meyli, ihtişâmı süsü terk eylemesi de marûftur.
Bu padişah mahsûs imâret de yaptırmıştı. Kendi pâyitahtı olan Şiraz da birçok binalara mâliktir ki cümlesi vekilin ismiyle yâd edilir ve Şiraz’ın kâbil-i zikr büyük imâretleri hala mamûrdur. Kerim han Vekil’in saltanatı iğtişâşı ref’inden âsi ve ser-keşler def’inden başka mühim bir vak’aya mâlik değildir. Fakat bu padişah son senelerinde Osmanlılardan mükedder olmuştu. Bu da Basra’yı zapt etmek içün göndermiş olduğu ordunun muhârebesini devam ettirmeğe imkân bulamadığından ileri gelmişti. Bu vak’a esnasında vefât eyledi. 1193

(s. 33) Kerim hanın vefat günü halen memâlik-i mahrûse-i İran’ın sahib-i tâc ve tahtı olan devlet-i kaçariye’nin sah-ı ibtidâsıdır.
Vekilü’r-reâyâ’nın terk-i hayat eylediği söylenilen saatte Şiraz da Kerim hanın sohbet ve müsâhabetinde vakt geçirmekte olan Ağa Muhammed Han Kaçar sürat-ı fevkalade ile Tahran ve Mazenderan’a yetişti ve tehlikeyi ve ibrâz-ı mesâiyi istilzâm eden yerleri geçmiş bulundu ve kendi mülkünü tesellüm etti. Fakat Kerim hanın vefatındaki vekâyiden birisi de Kerim hanın oğullarının icrây-ı saltanat kâbiliyetini hâiz bulunmamalarıdır.
Bununla beraber bu tâifeden üç zât padişahlık etmek fikrinde idiler. Bunlardan birisi Kerim hanın valide cihetiyle kardeşi bulunan Zeki han idi ki vekilin oğlu Ebu’l-Feth Han namına hükümrânlığa müddeî olmuştu. Ebu’l-Feth han bahane idi ve Zeki han kendisi içün uğraşıyordu.
Diğeri vekilin ana baba bir kardeşi Sadık han idi.
Üçüncüsü de hükümrânlık arzusunda bulunan vekilin hemşirezâdesi Ali Murad han idi. Her ne kadar Sadık han, Ali Murad han, Zeki Hana muhâlefet ederek zamanını karışdırmışlarsa da bu zâtın asıl büyük düşmanı kendi fena işleri yani cevr ve zulmü ve hadden ziyâde olan kan içiciliği idi. Artık tahammülün derecesini tecâvüz eylemesi üzerine kendi adamları elinde maktûl oldu. Sadık Han mülke mâlik oldu ve Ali Murad han Sadık Hana muhâlefete başladı ve onu makhûr ve kör ederek tâc ve tahta sahip oldu. 1194
Zend işlerinin asıl müşkil ve büyük mânî’i hazret Ağa Muhammed han kaçarın saltanat iddiâsı idi. İşaret eylediğim vechle Kerim Hanın vefatında Şirazdan Mazenderan’a gitmiş ve İran’ın şomâl eyaletlerine mâlik olmuştu. Ali Murad Han Ağa hanla muhârebeye başladıysa da çabuk vefat eyledi. 1199. Ve Sadık hanın oğlu Cafer han onun makamına geçti ve o da Aga Muhammed Han ile keşmekeşe başlamış ve sâir serkeşlerde kendisini rahat bırakmamış idi. Âkıbet Cafer han da kendi zabıtânı elinde maktâl oldu ve oğullarından en âkıl ve müdebbir olanı baccckk zamanının kahramanlarından sayılan Lütuf Ali Han pederi makamına geçti.
Bu sırada evvelce Lütuf Ali Hana hüsn-i hizmet etmiş olan ve liyâkatli bir zât bulunan Hacı İbrahim Han ile aralarında kedûret vâki’ olmuş ve Lütuf Ali Han Ağa Muhammed han ile

(s. 34) Muhârebe etmek üzere Şiraz’dan hârice hareketinde Hacı İbrahim Han Şiraz şehrine tasarruf etti.
Şiraz’a tesâhüp içün Ağa Muhammed hanı davet eyledi. Aga Muhammed han Şiraz’ı tasarruf içün bir ordu gönderdi ve Lütuf Ali Han çaresizlik içnde kendi hüsn-ı tedbîri ile hareket ve gönderilen orduyu mağlûp etti. Ağa Muhammed Han kendi otuz bin muhârip ile Şiraz’a teveccüh etti. Birkaç yüz olan Zend dilâverleri bu otuz bin kişiyi darma dağınık ettiler. İttibaı şehriyâr-ı Kaçar’ın firâr edeceği fikriyle kendisine bakıyorlardı. Fakat Muhammed Ağa han sebât etti ve ordusunda kaldı ve mağlûp olmağla maksada halel gelmeyeceğini göstermeğe sebep oldu. Lütuf Ali han firârdan başka çare göremedi. Hakikatte de artık bu vak’adan sonra ondan iş geçmişti. Fakat fevkalade cesûr olan bu zât işden el çekmemiş ve kemâl celâletle uğraşmağa devam etmişti. Âkıbet Kirman’ı zapt etti. Bunu haber alan Ağa Muhammed Han süratle bu vilayete geldi ve şehri zapt ederek ahalisini katliâm eyledi. Lütuf Ali Han Nermaşire kaçtı. Bu şehrin hâkimi korkusundan bu zâtı Ağa Muhammed Hana teslîm etti ve Şehriyâr Kaçar da onu öldürdü. 1209. Ve zendiye işleri defaten hitâm bulmuş oldu. Lütuf Ali Han Zend şiddetli fevkalade tedbîr sahibi ve serdârlıkta bî-nazîr idi.
Ağa Muhammed Han kaçarın askerine mukâvemette Cengiz Han mukâbelesinde Sultan Celaleddin Harzemşah’ın ibrâz eylediği celâleti göstermişti.
Fakat ahaliyi idare ve rapt edecek evsâfa mâlik olmadığından işleri ileri gidememiş ve devlet-i Zend munkarız olmuştu.
Afşar Sultanlarının isim cedveli
(s. 35) Onların cülûs, vefat, saltanat müddeti
Nadir Şah (cülûs: 1148, vefatı: 1160, saltanat müddeti: 12 sene)
Adil Şah (cülûs: 1160, vefatı: 1162, saltanat müddeti: 1 seneye yakın)
İbrahim Şah (cülûs: 1163, vefatı:1163, saltanat müddeti: bir seneye yakın)
Şah Süleyman Seyyid Muhammed (cülûs: 1163, vefatı:–, saltanat müddeti: kırk gün)
Yine Şahruhşah (cülûs: 1163, vefatı: 1210, saltanat müddeti: kırk sekiz gün)
Nadir Mirza (cülûs: 1210, vefatı: 1218, saltanat müddeti: 8 sene)
Hâtırda tutulması ve nazar-ı dikkate alınması lazımdır ki Efşar devleti şahsen Nadir şahla bitmiştir. Fakat Horasan da kemâl zaaf ile saltanat ve hükümrânlık devam etti. Şahruhşah tamam-ı müddet-i saltanatınca kör idi.
Zend Sultanları İsim cedveli
Kerim Han (cülûs: 1163, vefatı: 1193, saltanat müddeti: 30 sene)
Zeki Han (cülûs: 1193, vefatı: 1194, saltanat müddeti: bir seneye yakın)
Sadık Han (cülûs: 1194, vefatı: 1196, saltanat müddeti: 2 sene)
Ali Murad Han (cülûs: 1196, vefatı: 1199, saltanat müddeti: 3 sene)
Cafer Han (cülûs: 1199, vefatı: 1203, saltanat müddeti: 3 sene)
Lütuf Ali Han (cülûs: 1203, vefatı: 1209, saltanat müddeti: 2 sene)

Yazar Hakkında

Ozan DUR

Medeniyet Yüksek Lisans Tarih Bölümündeyim. durozan@gmail.com

Yorum Yaz