AVRUPA BİRLİĞİ ‘ÖZGÜN’ BİR PROJE MİDİR?

0

Avrupa Birliği’nin kurumsal yapısı 1957 yılında imzalanan ve 1958 yılında yürürlüğe giren Roma Antlaşmasıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olarak oluşmuştur. AET’nin kurulmasında da şüphesiz ki Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun(AKÇT) önemli faydaları olmuştur.

Fransa ve Almanya arasındaki tarihi mücadeleyi sona erdiren Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun en önemli sonuçlarından biri Avrupa’da Fransa-Almanya ilişkisindeki algıyı değiştirmek olmuştur. Ekonomik alanda yapılan işbirliği ve antlaşmalar ile askeri rekabetin önüne geçildiği ve bunun devletler için daha faydalı olduğu görülmüştür.

Günümüzde Avrupa Birliği, bütünleşme hareketleri arasında şüphesiz ki en başarılı olanıdır. Tarihi süreç içerisinde çok fazla bütünleşme hareketleri ortaya çıkmış ancak hiçbiri Avrupa Birliği kadar başarılı olamamıştır. Bu başarı, AB’nin ‘özgün’ bir proje olmasına bağlıdır. Gerek ekonomik, sosyal ve kültürel yapısı, gerek siyasi ve stratejik yapısı ile Avrupa Birliği projesi ulus-üstü bir yapı olarak bulunduğu coğrafyada önemli bir güç haline gelmiştir.

Bugün Avrupa Birliği üyeleri arasında bir savaşın yaşanması veya askeri bir müdahalenin ortaya çıkması söz konusu değildir. Bunda Avrupa Birliği’nin özgün yapısının çok önemli etkileri vardır. Avrupa Birliği bir kurum olarak sadece ulus-üstü politikalar yürütmemekte, bünyesindeki devletlerin ulusal çıkarlarının korumaya çalışmaktadır. AB, günümüzde ekonomik ve parasal birliği sağlamış, ekonomik boyutu daha çok ön planda olmasına rağmen, ortak Avrupa kimliğinin oluşması ve Avrupalılık olgularına da hizmet etmektedir. Bu yönüyle, Avrupa Birliği üye ülkeler üzerinde ekonomik, kültürel ve siyasi yapıyı oluşturan ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ idealini korumaktadır.

Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu tarihte ‘Avrupa Birliği’ projesine benzer yapılar olmuşlardır. Ancak sonuç itibariyle yıkılmış ve ortaya koydukları Avrupa projesi başarısız olmuştur. Bunun temel sebeplerinden biri imparatorlukların askeri ve siyasi olarak kendi varlıklarını devam ettirmek ve bunu öncelemek istemeleridir. Ancak Avrupa Birliği projesi ‘Avrupa bütünleşmesi’ idealiyle birlikte; ulusların, sosyal sınıfların ve kültürel değerlerin varlığını önemsemekte, bu varlıkları korumaya çalışmaktadır. AB, sahip olduğu kurumlar ile bu işlevi sağlamaktadır.

Avrupa Birliği projesi kurulduğunda büyük devletler ile küçük devletlerin bir arada yaşamalarının imkânsız olduğu, büyük devletlerin muhakkak tahakküm kurarak küçük devletler üzerinde yönlendirmelerde bulunacakları eleştirisi yapılmaktaydı. Ancak bugün AB’ye baktığımızda Malta, Lüksemburg gibi küçük devletler Fransa, Almanya gibi büyük devletleri kendilerine tehdit olarak görmeden aynı çatı altında bulunmaktadırlar. Siyasi, askeri, nüfus ve başka yönlerden orantısız olan devletlerin bir arada yaşadığı başka bir yapının varlığı söz konusu değildir. Bunun temel sebebi Avrupa Birliği projesinin kurumsal yapısının özgünlüğüdür.

AB projesinin önceliği ne sadece ulus-üstü çıkarlardır ne de sadece ulusal çıkarlardır. Ulus-üstü bir yapıya bürünüp, ulusal çıkarları korumaya alması özgün yapısının getirdiği başarılı bir sonuçtur.

Diğer taraftan Müslüman devletlerin “İttihad-ı İslam” gibi bütünleşme ve birlik olma idealleri kurumsal bir yapıya dönüşememiş, var olan bütünleşme hareketleri de sadece dine dayalı bir yapı olarak kalmıştır. Örneğin 1969 yılında Kudüs’te bulunan Al-Aksa Mescidi’nin yakılmasının İslam dünyasında uyandırdığı tepkiler üzerine İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) kurulmuştur. İKÖ; üye ülkeler arasında ekonomik, sosyal, kültürel, vb. alanlarda işbirliğini geliştirmek ve dayanışma sağlamak; ırkçılık ve her türlü ayrımcılığı reddetmek, onuru, ulusal hakları ve bağımsızlığı için mücadele eden bütün Müslümanlara destek vermek gibi amaçlar ile kurulmuştur. Ancak günümüzde Müslüman ülkelerde yaşanan şiddet olayları, siyasi istikrarsızlık, göç gibi durumlar bu örgütün amacına uygun bir yapıya sahip olmadığı göstermektedir. Bugün İKÖ, İslam İşbirliği Teşkilatı ismiyle bütünleşme hareketi olarak var olsa da, bütünleşmenin üzerinde inşa edildiği temeller sağlanamamıştır. Bu yönüyle Avrupa Birliği projesi din, dil, kültür, coğrafya, ticaret, siyaset, eğitim, hukuk gibi çok çeşitli temeller üzerine inşa edilmiştir. Bugün Avrupa Birliği sadece bir Hristiyan birliği, ekonomik birlik, hukuk birliği değil, çeşitli alanlarda karşılıklı bağımlılık ve işbirliğine dayanan birlik olmuştur.

Dünyada başka coğrafyalarda da bölgesel işbirliği ve bütünleşme hareketleri oluşturulmak istenmektedir. Avrupa Birliği’ni bu yapılardan ayıran ve özgün kılan ana unsurlar; düşünsel temeller, entelektüel birikim ve tarihi deneyimlerdir. Nitekim Avrupa Birliği’nin temelleri AKÇT veya AET ile atılmış değil, 13.-14. yüzyıllara kadar dayanan tarihi süreci bulunmaktadır. Tarihte Roma İmparatorluğu ve Haçlı Seferleri ‘Avrupa bütünleşmesi’ idealine hizmet etmiş, bugünkü AB projesinin temellerinin dayandığı önemli unsurlar olmuştur. Bu yönüyle, AB’nin dışındaki yapılar; ulusal çıkarların çatışması, ekonomik yetersizlik, küresel ve bölgesel güçlerin engellemesi, aynı değer ve ideallerin oluşmaması, kurumsal zayıflık gibi unsurlar sebebiyle önemli bir başarı elde edememişlerdir.

Avrupa Birliği projesinin bu özgün yapısı başka bütünleşme hareketleri için de rol model oluşturmaktadır. Örneğin Afrika Birliği, Arap Birliği gibi uluslararası örgütler kurulmuştur. Ancak bu projelerde AB’nin özgünlüğü sağlanamadığı için başarılı olamamıştır.

Sonuç olarak, Avrupa Birliği üye ülkelerin ulusal çıkarlarını zedelemeden, ulus-üstü bir yapı olarak ekonomik işbirliği, kültürel ve siyasi bütünleşme hedefleriyle başarılı ve özgün bir proje modelidir.

Nasrettin GÜNEŞ

Yazar Hakkında

Nasrettin GÜNEŞ

“… çünkü insana en çok okumak yakışıyor
ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!”
nasrettingunes[at]gmail.com

Yorum Yaz