ARAP BAHARI: DİKTATÖRLER YIKILDI PEKİ YA DİKTATÖRLÜKLER?

0

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde etkisini gösteren halk ayaklanmaları uluslararası ilişkiler disiplininde “Arap Baharı” devrimleri olarak literatüre geçmiştir.

Aralık 2010 yılında Tunus’ta başlayan ve sonra Mısır, Yemen, Libya ve Suriye’de şiddetli bir şekilde etkisini gösteren halk ayaklanmalarının temel motivasyonları “özgürlük” ve “demokrasi” beklentisi olmuştur.

Suriye’de 2011 yılında başlayan ayaklanmalar Esad rejimi ve muhalifler arasında bir iç savaşa dönüşerek çözümsüzlük sarmalına girmiştir. Tunus, Mısır, Yemen ve Libya’da ise 30-40 yıl iktidarda bulunan diktatörlerin yönetimi sona ermiştir. Bu ülkelerde diktatörlerin yıkılması diktatörlüklerin de yıkıldığı anlamına gelmemektedir.

 

NEDEN “ARAP BAHARI”?

“Arap Baharı” ifadesi uluslararası ilişkiler disiplininde 2010-2011 yıllarında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bazı Arap ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmalarını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Nitekim ayaklanmalar Arap devletlerinin çoğunda değil, çok azında etkili olmuştur. Körfez ülkeleri başta olmak üzere; Fas, Cezayir, Sudan, Ürdün ve Lübnan gibi Arap ülkelerde ayaklanmalar ciddi bir boyuta gelmemiştir. Bu ülkelerde mevcut iktidarlar yönetimlerine devam etmekte ve siyasi rejimleri bu ayaklanmalardan dolayı sarsılmamıştır.

“Arap Baharı” ifadesi özellikle diktatörlük ile yönetilen toplumlardaki halkın “özgürlük” ve “demokrasi” bağlamındaki beklenti ve umutlarını ifade eden edebi bir ifadedir. Nitekim halk ayaklanmalarından şiddetli şekilde etkilenen ülkelerde bile durum tekrar değişmiş ve “karşı devrim”ler yaşanmıştır.  Bu bağlamda “Arap Baharı”nın yaşandığı yerlerde gerçek anlamda toplumu feraha kavuşturan bir ortam inşa edilememiş ve siyasi istikrar sağlanamamıştır. Mısır’da 2011 devrimi sonrası seçimle başa gelen Mısır’ın Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi 1 Temmuz 2013’te Genelkurmay Başkanı Abdulfettah Sisi tarafından yapılan darbe ile tutuklanmış ve Mısır’da “karşı devrim” yaşanmıştır. Libya ve Yemen’de meydana gelen siyasi istikrarsızlık ve iç savaş ise ülke vatandaşları gözünde “Arap Baharı” öncesini aratır olmuştur. Öte yandan Suriye’de devam eden iç savaş ise ülkeyi topyekûn bir yıkıma sürüklemiştir.  Bu gelişmeler kapsamında “Arap Baharı”nın kışa döndüğü yorumları da yapılmaktadır. (Koçak, 2012: 26)

 

“ARAP BAHARI”NI ORTAYA ÇIKARAN KOŞULLAR

“Arap Baharı” polis devleti haline gelen diktatörlük rejimlerinin yıkılması konusunda ümitsizlik yaşayan halkların daha “özgür” ve “demokratik” bir toplum için umutlarını ifade etmektedir.

Ayaklanmalar sonucunda söz konusu ülkelerde yaklaşık 30-40 yıl boyunca iktidarı elinde bulunduran diktatör yöneticiler birkaç gün içerisinde (Suriye hariç) iktidarı bırakmak zorunda kalmışlardır. Bölge ülkelerindeki diktatörlük yapısı toplum zihninde ve kültüründe kronik hale gelmiştir. Diktatör yöneticiler geldikleri konum itibariyle ülkelerinde mutlak bir güce sahip olmuşlardır. Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali, Mısır’da Hüsnü Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Libya’da Muammer Kaddafi ve Suriye’de Beşşar Esad onlarca yıl iktidarı tek başına kullanmış ve halk üzerinde mutlak bir güce sahip olarak mutlak bir hakimiyet sağlamışlardır.

Söz konusu diktatörlerin birçok ortak yönü bulunmaktadır. İktidara geliş şekilleri, askeri kökenli olmaları, entelektüel bilgiden yoksun olmaları ve despotizm ile ülkelerini idare etmeleri hemen hemen bütün diktatörlerin ortak yönüdür. Entelektüel olmamaları diktatörlerin zeki olmadıkları anlamına gelmemelidir.

Devletlerin rejimine bakıldığında kraliyet sistemine dönüşmüş cumhuriyetlerin olduğu görülmektedir. Bu ülkelerde cumhuriyet rejimi olsa da yönetim babadan oğula geçmekte ve ülkede devlet başkanının mutlak iktidarı söz konusudur. Gazete ve televizyon başta olmak üzere kitle iletişim araçları iktidar kontrolünde yayın yapmakta ve çoğu zaman internete sansür uygulanmaktadır. Sosyal medya sitelerine erişim engellenmesi ise söz konusu yönetimlerinde sık sık karşılaşılan bir durumdur.

Ülkelerdeki söz konusu durum karşısında halkların taleplerini yöneticiler görmezden gelmekte ve bu istekleri ‘nankörce’ bulmaktadırlar. Halkın kendi hayatlarını kontrol etme ve ‘polis devleti’ zincirlerini kırarak “özgürlük” talebi diktatör yönetimin en çok korktuğu ve önlem aldığı talep durumundadır.

Bazı diktatörler iktidara geldiğinde halka reform vaatleri vererek ülkenin siyasi ve ekonomik anlamda refaha kavuşması için umut verse de bu pek gerçekleşmemiştir. Örneğin, 1981’de Mısır Cumhurbaşkanlığı görevine gelen Hüsnü Mübarek halka yaptığı ilk konuşmada; “fakirin yanında durup, zenginlerin karşısında olacağım”, “mahkemeler tamamen bağımsız olacak ve emniyet güçleri denetlenecek”, “başkanlığın kendi çocuklarına devredilmesi kabul edilemez” gibi ifadeler kullanmıştır. Ancak iktidarının ilerleyen zamanlarında polisin yetkileri artırılarak temel hak ve özgürlükler kısıtlanmıştır. (www.bbc.com, 2011a)

Diktatörlük rejimlerinin halk üzerinde oluşturduğu baskı ve yıldırma politikaları “Arap Baharı” olarak terminolojiye geçen halk ayaklanmalarının ortaya çıkmasının en temel sebeplerindendir. Ayaklanmalar ile halkların diktatörlük rejimlerine karşı onlarca yıldır beslediği öfkenin patladığı görülmektedir.

Toplumun siyasi yönetimlerden memnuniyetsizliği, halkın iktidara karşı politik öfkesi, önü alınamaz duruma gelen rejimin yolsuzluk ve rüşvete karşı halkın tepkisi, işsizlikten kaynaklanan çaresizlik hissi toplumları yeni bir arayışa sürüklemiştir. Diktatörlük rejiminin kölesi durumuna gelen halkın ayaklanmaları başlatan temel motivasyonu “özgürlük” ve “demokrasi” olmuştur. Ayaklanmalardan sonra halkın en büyük beklentisi yine “özgürlük”, “refah” ve “demokrasi” yönünde olmuştur.

Diktatörlük rejimlerinde halkın siyasi yönetime katılımı söz konusu olmamakla birlikte, ekonomiye devletin mutlak bir müdahalesi durumu mevcuttur. Siyasi alanda sindirilen halk ekonomik olarak da zor bir durumdaydı. Ülkelerin makroekonomik göstergeleri kötüye gitmekte ve bu durumdan en çok zarar gören halk oluyordu. Özellikle işsizliğin had safhada olduğu ülkelerin aynı zamanda doğal kaynak zengini olması büyük bir ikilemdir. Doğal kaynak gelirleri ülkenin refah düzeyini elitler lehinde artırmıştır. Bu zenginlikten iktidar ve elit tabakanın faydalanmasının doğurduğu gelir dağılımındaki eşitsizlik geniş bir kitleyi temsil eden işsizlerin diktatörlüklere karşı öfkeleri artıran başka bir faktördür.

Üniversite mezunu işsiz gençlerin ön planda olduğu ayaklanmalarda göstericiler, ülkelerin içine düştüğü ekonomik durum başta olmak üzere, rejimlerin özgürlükleri kısıtlayıcı politikası ve mafyalaşan yönetici elitlerin yolsuzluklarını protesto etmek amacıyla eylemler düzenlemiştir. (Koçak, 2012: 28)

Ülkelerdeki yolsuzluk ve ekonomik sorunlar, iktidarların ömürlerini doldurduklarının habercisi olmuştur. Bu sorunlarla birlikte liderlerin uzun yıllardır iktidarı ellerinde bulundurmaları halkın öfkesini de artırmıştır. Mısır’da Mübarek 30 yıl, Libya’da Kaddafi 42 yıl, Yemen’de Salih 33 Yıl, Tunus’ta Bin Ali 24 yıl, Suriye’de ise Esad Ailesi 40 yıl (Hafız Esad yönetimi 1971-2000, 2000’den sonra Beşşar Esad) iktidarı elinde bulunduruyordu. (Şöhret, 2011: 47)

 

“ARAP BAHARI” NASIL BAŞLADI?

17 Aralık 2010 gününde üniversite mezunu işsiz bir genç olan Tunuslu Muhammed Buazizi’nin seyyar satıcılık yaptığı el arabasına ve mallarına zabıtalar tarafından el konuldu ve kendisine tokat atıldı. Bu olaydan sonra Buazizi devlet kurumlarında hakkını aramak istemiş ve bu bağlamda Vali ile görüşmek istemiştir. Ancak Buazizi’nin kentin valisiyle görüşmesine izin verilmemiştir.  26 yaşındaki Muhammed Buazizi uğradığı bu kötü muameleyi protesto etmek için Sidi Buzid kentinde belediye binası önünde kendisini benzin dökerek ateşe vermiştir. (www.bbc.com, 2011b)

4 Ocak 2011 yılında hayatını kaybeden Tunuslu Muhammed Buazizi’nin yaktığı ateş Ortadoğu’da geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Buazizi’nin kuzeni olan başka bir genç tarafından olay anının görüntüleri 18 Aralık günü sosyal medya sitesi olan Facebook’ta paylaşılmış ve büyük bir yankı uyandırmıştır. Görüntülerde Buazizi’nin yanan görüntüsü ve bazı güvenlik görevlileri yer almaktaydı.

Halkın sokaklara dökülmesinde sosyal medyanın büyük bir etkisi söz konusudur. Halkın içinde iktidara karşı olan birikmiş öfkesi bu olay ile patlama noktasına gelmiştir. Halkın sokak ayaklanmalarına başlamasına Tunus polisi sert bir şekilde cevap vermiş ve protestocuların üzerine ateş açılmıştır. Polisin bu sert müdahalesi protestocuları daha da öfkelendirmiş ve hareket ülkenin büyük bir bölümüne yayılmıştır. Özellikle 4 Ocak’ta Buazizi’nin hayatını kaybetmesiyle ayaklanmalar şiddetlenmiştir. Nitekim 14 Ocak 2011 tarihinde Tunus devlet başkanı Zeynel Abidin bin Ali 23 yıllık iktidarına son vererek ülkeyi terk etmiştir.

Tunus’ta 23 yıllık iktidarın devrilmesiyle Mısır’a sıçrayan gösterilerin şiddeti de artmıştır. 25 Ocak’ta Mısır’ın en büyük meydanı olan Tahrir meydanında ‘Arap Baharı’nın etkileri kendisini göstermiştir. 11 Şubat 2011’de ise 1981 yılından beri iktidarı elinde bulunduran Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek devlet başkanlığı görevinden istifa ettiğini açıklamıştır. Yemen’de başlayan gösteriler sonucunda ise 22 yıllık Yemen Devlet Başkanı görevini yürüten Ali Abdullah Salih iktidarı bırakarak Yemen’i terk etmiştir.

Tunus’ta başlayan ve Yasemin Devrimi olarak da isimlendirilen ayaklanmalar Mısır’ın ardından Yemen, Libya ve Suriye’de de etkili bir şekilde yaşanmıştır. Bu ülkelerin yanı sıra, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Umman, Lübnan gibi diğer Arap ülkelerinde protesto ve sokak gösterileri yaşansa da buradaki ayaklanmalar kısa süreli olmuş ve iktidarlar tarafından bastırılmıştır. Ancak Tunus, Mısır, Yemen, Libya ve Suriye’de yaşanan ayaklanmalar görece daha uzun süreli ve daha etkili olmuştur. Nitekim Suriye dışındaki diğer dört ülkede diktatörler görevlerini bırakmak zorunda kalmışlardır.

Tunus, Mısır, Yemen ve Libya arasında da Libya’da yaşanan olaylar ayrı bir yer tutmaktadır. Nitekim 42 yıl boyunca Libya’da iktidarı elinde bulunduran Muammer Kaddafi öldürülmüştür. Tunus, Mısır ve Yemen’deki şiddet olaylarına göre Libya’da iç savaş başlamıştır. Kaddafi yanlısı ve karşıtı gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış ve ciddi boyutlara varan insani krizler yaşanmıştır. Bu kapsamda NATO üyesi birçok devletin askeri gücünden oluşan uluslararası koalisyon 17 Mart 2011 tarihli NATO kararıyla Libya’ya askeri müdahalede bulunmuştur. Müdahalenin ardından ülkede çatışmaların seyri daha da artmıştır. 20 Ekim 2011’de çıkar bir çatışmada Kaddafi’nin yaralı olarak yakalandığı ve sonradan hayatını kaybettiği açıklanmıştır. (www.bianet.net, 2016)

Suriye’de ayaklanmalar ve gösteriler çok farklı boyutlara gelmiştir. Etkisi halen devam etmekte olan ve 2011 yılının başlarında Suriye’de başlayan ayaklanmalar bugün iç savaş boyutunda devam etmektedir. Mart 2011’de Suriye’de de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed aleyhine sokak gösterileri başlamış ve kısa sürede geniş bir halk kitlesi bu gösterilere katılmıştır. Ancak Suriye’nin uluslararası sistemdeki çok boyutlu stratejik durumu Suriye’de bir ‘bahar’ın yaşanmasına imkân vermemiştir. Babası Hafız Esad’ın 2000 yılında ölümüyle Suriye devlet başkanlığı görevine başlayan Beşşar Esad gösterilerin başlamasıyla halka reform sözleri vermiş ancak herhangi bir adım atılmamıştır. Suriyeli halkın Esad aleyhindeki ayaklanması ülkenin geniş alanlarına yayılmış ve bu durum karşısında Esad iktidarı halka şiddetli bir müdahalede bulunmuştur.

 

“ARAP BAHARI” SONRASI

Devrimler sonrası siyasi istikrarı sağlayan ve bu istikrarı koruyan tek ülke Tunus olmuştur. Diğer ülkelere göre Tunus’ta ayaklanmalar daha kısa sürmüş ve devlet başkanı iktidarı daha hızlı terk etmiştir. Olayların kısa sürmesinde, ayaklanmaların başlaması ile Tunus’ta iç ve dış politikada değişen dengelerin etkili olmuştur. Eylemlerde Tunus ordusunun takındığı tavır ve Zeynel Abidin bin Ali’nin emirlerine itaat etmemeleri Tunuslu halkın eylemlerine devam etmenin ve etkisini artırmanın önünü açmıştır.  (Tanrıverdi, 2011: 32)

Libya’da 7 Temmuz 2012’de seçimler gerçekleşse de ülkede siyasi istikrar sağlanamamış ve ülke içinde şiddetli çatışmalar devam etmiştir. Yemen’de ise 21 Şubat 2012 tarihinde yapılan seçimleri tek aday olan Abdurabbu Mansur Hadi kazanarak cumhurbaşkanlığı görevine gelmiştir. Ancak Eylül 2014’te ülkenin kuzeyinde başlayan çatışmalar ülkedeki siyasi istikrarı bozmuştur. Şii Husi milislerin hükümete karşı başlattıkları silahlı ayaklanma ülkedeki gerilimi tırmandırmıştır. Nitekim 2015 Ocak ayında Cumhurbaşkanı Mansur Hadi istifa ettiğini açıklamıştır. 26 Ocak 2015’te Suudi Arabistan’ın Şii Husi milislerine karşı başlattığı operasyon ise ülkeyi bölgesel çıkar çatışmalarının hedefi durumuna getirmiştir.

2011 devriminin ardından Mısır’da halk 2012 yılında sandık başına gitmiş ve demokratik bir seçim gerçekleşmiştir. Nisan 2011’de Müslüman Kardeşler’in kurduğu Özgürlük ve Adalet Partisi’nin başkanı Muhammed Mursi’nin de Cumhurbaşkanı adayı olarak girdiği seçimlerin ikinci turunda %51.73 oy alarak Mısır’ın beşinci cumhurbaşkanı olmuştur. Ancak Muhammed Mursi’nin Haziran 2012’de cumhurbaşkanlığı görevine başladıktan sonra ülkede Mursi aleyhine de gösteriler başlamıştır. Kasım 2012’de Mursi aleyhinde başlayan ayaklanmaları sonucunda 1 Temmuz 2013 tarihinde Mursi’nin göreve getirdiği Genelkurmay Başkanı Abdulfettah Sisi kanlı bir askeri darbe gerçekleştirerek yönetime el koymuştur.

Ayaklanmaların en şiddetli gerçekleştiği ülke ise Suriye olmuştur.  Beşşar Esad, halk ayaklanması karşısında diğer diktatörler gibi devlet yönetimini bırakmamış ve kendi halkına karşı büyük bir katliam başlatmıştır. Suriye’de süregelen çatışma ve savaş ortamının başladığı günden itibaren yüzbinlerce ölü ve kayıp Suriyeli vatandaşın yanı sıra milyonlarca Suriyeli ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır.

 

SONUÇ

26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buazizi’nin kendisini yakarak başlattığı isyan ateşi Ortadoğu’da büyük değişimler doğurmuştur. Diktatörlük rejiminin on yıllardır siyasi ve ekonomik olarak sindirdiği halkta özgürlük, refah ve demokrasi umutları yeşertmiştir.

“Arap Baharı” ayaklanmalarına bakıldığında halkın iktidarlara karşı en büyük öfkesi siyasi ve ekonomik alanda birikmiştir. Tunus, Mısır, Yemen ve Libya’da diktatörlerin yönetimlerini bırakması halkta özgürlük, demokrasi ve refaha kavuşma beklentisi oluşturmuştur. Ancak ayaklanmalar sonucu liderlerin değiştiği Mısır, Libya ve Yemen’de siyasi istikrar sağlanamamıştır ve ülkelerde karşı devrimler yaşanmıştır.

Gelinen noktada sadece Tunus’ta demokratik kısmi başarı yakalanmış ve siyasi istikrar sağlanmıştır. Libya, Mısır ve Yemen’de “Arap Baharı” süreci daha kanlı ve uzun sürmüştür. Suriye’de ise ayaklanmalar iç savaşa dönüşmüş ve hala devam etmektedir.

Nasrettin GÜNEŞ

KAYNAKÇA

Koçak, Konur Alp (2012), “Yasemin Devrimi’nden Arap Baharına Tunus”, Yasama Dergisi, S. 22, (Eylül, Ekim, Kasım, Aralık), s. 22-61.

Şöhret, Mesut (1-2 Kasım 2011), “Hegemonik İstikrar Teorisi Üzerinden Halk Hareketleri Sürecinde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı Yeniden Okumak”, Uluslararası Ortadoğu Kongresi, Kocaeli: Kocaeli Üniversitesi

Tanrıverdi, Nebahat. (2011). Tunus’ta Halk Ayaklanması Nedenleri ve Etkileri, Ortadoğu Analiz, C. 3. S. 26, s. 27-33.

 

İNTERNET KAYNAKLARI

Arap Ayaklanmaları’nın 5. Yılı: Kronoloji (2016),  http://bianet.org/bianet/siyaset/171447-arap-ayaklanmalarinin-5-yili-kronoloji (18.12.2017)

Portre: Hüsnü Mübarek (2011), http://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2011/02/110204_profile_mobarak (18.12.2017)

Tunus’ta Devrimi Ateşleyen Seyyar Satıcı İçin Anıt (2011), http://www.bbc.com/turkce/haberler/2011/12/111219_tunisia_statue (17.12.2017)

PROF. DR. BERDAL ARAL: “TÜRKİYE SESSİZ DEVRİM YAPMIŞTIR”

GELECEK 100 YIL: 21. YÜZYIL ÖNGÖRÜLERİ VEYA ABD’NİN 21. YÜZYIL AJANDASI

BİTMEYEN İÇ SAVAŞ: LİBYA

 

Yazar Hakkında

Nasrettin GÜNEŞ

"... çünkü insana en çok okumak yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!" nasrettingunes[at]gmail.com

Yorum Yaz