ANAYASA TARİHİMİZ 2: KANUN-İ ESASİ VE MEŞRUTİYET DÖNEMLERİ

0

Buradan da ulaşabileceğiniz bir önceki yazımda, anayasanın ne olduğunu ve tarihimizdeki  ilk anayasal hareketleri inceledik. Bu yazımızda ise ilk anayasamız olan Kanun-i  Esasi’yi ve 1909 yılında yaşanan anayasa değişikliğini inceleyeceğiz.

1.Meşrutiyet ve Kanun-i Esasi

Dönemin padişahı 2. Abdulhamit’in tahta çıkmak için Mithat Paşa ile yaptığı anlaşma ile tahta çıkmanın koşulu olarak meşruti monarşi sistemine geçiş kararlaştırılmıştı. Bu doğrultuda padişah tarafından oluşturulan bir komisyon çalışmalarına başlamış ve Fransa ve Belçika anayasalarını örnek alarak Kanun-i Esasi’yi hazırlamıştır. ilk anayasamız olan Kanun-i Esasi padişah 2. Abdulhamit tarafından 23 Aralık 1876 tarihinde onaylanıp ilan edilmiştir. 1 Meşrutiyet olarak adlandırılan bu dönem padişahın meclisi tatil etmesi ile sonuçlanmıştır.

Kanun-i Esasi ile, meşruti monarşiye -diğer bir deyiş ile anayasal monarşiye- bir geçiş düşünülmüştür. Padişah, yasama yetkisini Meclis-i Umumi ile paylaşmıştır. Buranın altını çizmekte fayda görüyorum padişah yasama yetkisini meclise devretmemiş, paylaşmıştır. Zira yasa yapma sürecini inceleyecek olursak, yasa yapmak için meclisler önce padişahtan izin almak zorundadır. Yasa yapımı tamamlandıktan sonra ise yasa padişahın onayından geçer ve padişahın mutlak veto hakkı vardır.

Meclis yapısından bahsetmek gerekirse Meclis-i Umumi iki meclisten oluşmaktadır; Heyet-i Âyan ve Heyet-i Mebusan. Heyet-i Âyan, 40 yaşını doldurmuş ve seçkin kişilerden padişah tarafından atanan üyelerden oluşur. Heyet-i Mebusan ise 4 yılda bir yapılacak seçimler ile halk tarafından seçilen mebuslardan oluşur. Bu meclislerin kendine ait çalışma alanları vardır. Yasama faaliyetini yalnızca kendilerine tanımlanan alanda ve bu alana ait konularda yapabilirler.

Heyet-i Mebusan için yapılacak olan seçimler ve seçime dair kurallar da ilk kez düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre mebuslar iki dereceli bir seçim ile ve basit çoğunluk usulü ile seçilirler. Halk doğrudan meclisi belirlemek yerine ikinci seçmeni, ikinci seçmen de mebusları seçmektedir. Hatırlatma babında söylemek gerekirse halkın direkt olarak temsilcisini seçtiği yani tek dereceli seçimlere 1946 yılında geçilmiştir. Mecliste farklı din ve ırka mensup mebuslar da bulunmuştur. Bu dönemde seçimlere siyasi partiler yoktur, bağımsız adaylar seçimlere katılmıştır. Seçimlerde gizli oy esası vardır. Ayrıca, Kanun-i Esasi ile, mebus seçilme kuralları ve yasama dokunulmazlığı da düzenlenmiştir.

Yürütme organı ise Padişah ve Heyet-i Vükelâ –günümüzün Bakanlar Kurulu- isimli kabineden oluşur. Padişah yürütme organının başıdır. Heyet-i Vükelâ’yı padişah atar. Heyet-i Vükelâ, sadrazam, bakanlar ve Şeyhülislamdan oluşur.  Bu heyet padişaha karşı sorumludur. Meclisin güvenoyu, gensoru gibi yetkileri yoktur. Ancak sınırlı da olsa Heyet-i Mebusan, bakanlara soru sorabilir ve Divan-ı Âli’ye gönderebilir.

Yargı organı anayasada erk olarak bahsedilmemiş lakin mehakim başlığı altında mahkemelerden bahsedilmiştir. Kanun-i Esasi mahkemeleri Şeriye ve Nizamiye Mahkemeleri olarak düzenlemiştir. Ayrıca üst mahkeme olarak Mahkemey-i Temyiz’den (Yargıtay) bahsedilmiş lakin açıkça düzenlenmemiştir. Kanun-i Esasi’nin yargıya yönelik düzenlemeleri zamanın batılı anayasaları ile boy ölçüşecek düzeydedir.

Anayasalar devletin ve hükümetin idaresi, devletin organları ve kurumlarının yapısı, birbiri ile olan ilişkisini belirlerken aynı zamanda devletin halk ile ilişkisini de düzenler. Bu bağlamda Kanun-i Esasi halka pek çok temel hak ve özgürlükler sağlamıştır. Vatandaşlık hakkı, dilekçe hakkı, kamu hizmetlerine girme hakkı, eğitim hakkı, din özgürlüğü,kişi özgürlüğü ve dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı, basın özgürlüğü, işkence ve eziyet yasağı gibi pek çok temel hak ve özgürlük tanınmıştır.

2.Meşrutiyet ve 1909 Anayasa Değişikliği

Meclisin tatili sonrasında tekrar mutlakiyete geçilmiştir. Bu süreçte baskı olsa da meşrutiyet taraftarları gizli de olsa yapılanmış ve faliyetlerine devam etmişlerdir. Jön Türkler hareketinin oluşturduğu İttihad-i Osmani yurt içinde yapılanmış ve daha sonraları İttihat ve Terakki ismini almıştır. Asker ve sivillerden müteşekkil bu örgütlenme 23 Temmuz 1908 yılında hürriyet ilan etmiştir. Aynı gün padişah 2. Abdulhamit de Kanun-i Esasi’yi yeniden ilan etmiştir. Kasım-Aralık 1908 yıllarında seçimler yapılmış ve seçimleri İttihat ve Terakki listeleri kazanmıştır.

Süreç içerisinde İttihat ve Terakki’ye karşı olan ve eski mutlakiyetçi rejime dönmek isteyen bir grup oluşmuştur. Bu akım sonucunda İstanbul’da 31 Mart Vakası olarak bilinen ayaklanma çıkmıştır. Bu ayaklanma Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştır. Ayaklanma ve ayaklanmanın bastırılması sonrasında meclis Abdulhamit’i tahttan indirmiş ve yerine Mehmet Reşat’ı tahta çıkarmıştır.

Yaşananlar üzerine meclis bir anayasa değişikliği hazırlamıştır. Bu değişiklik padişahın yetkilerini ciddi anlamda kısıtlamış ve gerçek bir meşruti monarşiye geçiş sağlanmıştır.  Başlıca değişiklikler şunlardır;

  • Meclisin yasa teklifi için gerekli olan padişah izni şartı kaldırılmıştır.
  • Mecliste oluşturulan yasalara karşı padişahın mutlak veto yetkisi kaldırılmıştır. Yani veto edebilir lakin eğer meclis 2/3 çoğunluk ile tekrar kabul ederse yasa kabul edilmiş sayılır.
  • Padişahın meclisi feshi yetkisi sınırlandırılmıştır. Fesih kararı, Âyan Meclisi tarafından onaylanması ve üç ay içinde seçim olması şartlarına bağlanmıştır.
  • Uluslararası anlaşmaların her iki meclisin onayından geçmesi şartı getirilmiştir.
  • Padişah tahta çıktığında mecliste yemin etmesi hükmü getirilmiştir.
  • Kabinenin padişaha karşı olan sorumluluğu yapılan düzenleme ile Meclis-i Mebusan’a karşı sorumlu olmuştur.
  • Meclis, güvensizlik oyu ile kabineyi düşürebilecektir.
  • Karşı İmza kuralı getirilmiştir. Bu kural ile padişahın aldığı kararlarda sadrazamın ve ilgili bakanın da imzası bulunması zorunlu tutulmuştur.

 

Anayasaların en temel görevinin iktidarı sınırlandırmak olduğundan bahsetmiştik. Kanun-i Esasi de ilk kez padişahın yetkilerini -mutlak monarşiye göre- sınırlamıştır lakin bu sınırlandırma gerçekleşmemiştir. Padişaha yasama erki üzerinde fazla yetki tanınmıştır. Nitekim 1876 yılında kabul edilmiş 1878 yılında 2. Abulhamit tarafından meclis tatil edilerek uygulaması durdurulmuştur. Etkisiz kalsa da Kanun-i Esasi meşruti monarşiye geçiş için çok önemli bir adım olmuştur. Zira Kanun-i Esasi gerçek bir meşrutiyet getirmemiş lakin mutlak monarşiden çıkışı sağlamıştır.

2. Meşrutiyet dönemi ve 1909 anayasa değişikliğine baktığımızda ise padişahın yetkilerinin gerçek manada sınırlandırıldığını görüyoruz. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin son döneminde gerçekleşen bu gelişmeler ile Osmanlı artık gerçek bir anayasal monarşi yönetimi altında olmuştur.

 

Bu yazımda başta da belirttiğim üzere 1. ve 2. Meşrutiyet dönemlerinden ve ilk anayasamız olan Kanun-i Esasi’den bahsettim. Serinin devamında, 3. yazımda Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türk Devleti’ne geçişi ve 1921 Anayasası’nı ele alacağım.

Ertuğrul YEŞİLKAYA

 

Anayasa Tarihimiz serisinin diğer yazıları:

ANAYASA TARİHİMİZ 1: SENED-İ İTTİFAK, TANZİMAT FERMANI, ISLAHAT FERMANI

ANAYASA TARİHİMİZ 3: 1921 ANAYASASI TEŞKİLAT-I ESASİYE

ANAYASA TARİHİMİZ 4: 1924 ANAYASASI

Yazar Hakkında

Ertuğrul YEŞİLKAYA

Uluslararası İlişkiler mezunu, Kamu Yönetimi Yüksek Lisans öğrencisi ertyesilkaya@gmail.com

Yorum Yaz